Toplumda bazı insanlar vardır; ikiyüzlülük, riyakârlık onların karakteri haline gelmiştir. Bu karakterlerini icra etmeden rahat edemezler; bundan haz duyarlar. Bu hâl bazı insanların karakteri olduğu gibi, bazı milletlerin de karakteri haline gelmiştir. Tarihleri incelendiğinde çok açık sekilde görülür bu.
Bunların en bariz örneği Avrupa milletleridir. Geçmişlerine baktığınız zaman hiçbir zaman açık ve dürüst olmadıkları görülür. Son günlerdeki olumsuz tavırları bunun açık örneğidir. Bunların başında da, Fransızlar, Almanlar ve özellikle de İngilizler gelir. Türkiye''nin Avrupa Birliği''ne girme konusundaki ikiyüzlülüklerini görüyoruz. Kapalı kapıların arkasında başka, dışarda başka konuşuyorlar. Kırk yıldır oyalıyorlar bizleri.
Geçmişte de böyleydi bunlar.Türkiye''ye candan ve tam dost olamadılar hiçbir zaman. 18. Asırda Osmanlı-Rus Savaşı sırasında İngiltere''nin aracılık teklifi üzerine İstanbul''daki İngiltere elçisi Robert Ensly''ye Osmanlı Sadrâzamının verdiği cevap bunun en güzel örneğidir. İngiliz milletvekillerinden Grey''in, 1792 senesi 29 Şubatında Avam Kamarasında yaptığı konuşma malum karakterlerinin açık itirafıdır: "Kendilerine yardım etmekte olduğumuzu söylediğimiz halde hıyanet ettiğimiz Türk müttefiklerimiz hareket tarzımızı haklı olarak nefretle ve aşağılayarak karşılıyorlar. İşte size vesikası. Sadrâzamın elçimize verdiği resmî cevabın bir nüshasını elde ettim, size okuyayım:
"Sizin dostluğunuza, yardımınıza, aracılığınıza ihtiyacımız yok. Bunda, mutlaka bir hile düşünmektesiniz, sizin yalnız paraya taptığınızı biliyoruz. Sizin gözünüzde her şey ticarettir. O halde bizi de Rusya''ya mı satmak istiyorsunuz? Hayır, biz pazarlığımızı kendimiz yaparız.
Türkler hile, kurnazlık bilmezler, şeytanlık, dalaverecilik Hıristiyan ahlâkıdır. Biz devlet işlerinde namuslu, doğru, açık ve vefalı olmaktan çekinmeyiz. Uzun bir zaman, ihtişam içinde yaşamış, dünyanın birinci devleti olmuş, asırlarca, Hıristiyanların her türlü alçaklık ve riya bulaşmış küfrünü ve fesadını yenmiş bulunuyoruz. Birbiriyle savaşan bütün Hıristiyan krallarının, imparatorlarının hayat hikâyelerini okuyunuz. Hepsinin de yalancı, fesadçı, zâlim, sözüne güvenilmez adamlar olduklarını görürsünüz. Halbuki Türk, verdiği söze ve şerefine aykırı hareket etmiş midir? Aslâ! Buna karşılık hiçbir Hıristiyan devleti, menfaat ve hırsı gerektirmedikçe sözünü tutmuş, taahhüdünü yapmış mıdır? Hayır... O halde sizin gibi bir idareye, her faziletten mahrum bir hükümete, bir millete nasıl güvenelim? Padişahımızın sizin sarayınızla bir münasebeti yoktur ve münasebet kurmayı da istememektedir.
Sizin Rusya ile ne yapacağınızı bilmiyoruz ve bilmek de istemiyoruz. Rusya ile işlerimizi münasip bir surette, kanunlarımıza ve siyasetimize uygun bir şekilde halledeceğiz. Siz, sizin gibi birkaç Hıristiyan milletle birleşince kendinizi emir vermeğe yetkili sanıyorsunuz.
Sizin aranızda imzaladığınız barışlar hep rüşvete dayanır. Osmanlı vezirleri, Avrupalıların sözlerini çok dinlemişler, fakat daima hıyanet görmüşler, satılmışlar veya aldatılmışlardır. Bunun için, Rusya ile Bâb-ı Âlî arasında yapılacak aracılığınıza lüzum yoktur. Sizin hedefiniz bütün insanlığı birbirine düşürmek, sonra kendiniz faydalanmaktır. Sizin ticaretinizi istemiyoruz, ona muhtaç değiliz. Sizin, kat kat kazançlarınız tacirlerimizi zarara sokmuştur. Mâbudunuz paradır. Kabul ettiğinizi söylediğiniz Hıristiyanlık, riyakârlığınızın maskesinden başka bir şey değildir. Sizden cevap da istemiyoruz. Cevap vermemenizi emrediyoruz." (Kadircan Kaflı-Türkiye''nin Kaderi) Derler ya tarih tekerrürden ibarettir. Bugün AB''ye girme hususundaki davranışları ile iki asır önceki davranışlarında bir fark görebiliyor musunuz? Dedik ya, bu tür davranışlar onların artık karakteri haline gelmiş. İki değil, on asır da geçse netice değişmez! .......... TEŞEKKÜR: Annemin ameliyatını gerçekleştirip, şifa bulmasında emeği geçen Vakıf Gureba Hastanesi l. Cerrahi Kliniği Şefi Doç. Dr. Mustafa Şahin ve ekibine, yakın ilgilerinden dolayı teşekkür ederim. *M.O.

