Kaydet
a- | +A

Bugün Hanefi Mezhebi''nin kurucusu, İmam-ı a''zam Ebu Hanife (699-767) hazretlerinin ölümünün yıl dönümü. Bu vesile ile büyük İslam âliminden bir nebze bahsetmek istiyorum. Çünkü çok şey borçluyuz bu büyük zata... Önce bir anekdot arzedeyim sizlere:

Geçenlerde Konyalı bir okuyucu telefonda sitemde bulundu: "Yazılarınızda, sık sık, mezheplerin öneminden, özellikle de, Ebu Hanife''den bahsediyorsunuz. Ben mezhebe ve Ebu Hanife''nin büyüklüğüne inanmıyorum. Benim ondan neyim eksik, Arapça bilirim, ilmim de var..." Kendisine sordum: "Sen namaz kılıyor musun?" "Evet, çocukluğumdan beri kılarım." dedi. Peki hangi mezhebe göre kılıyorsun" deyince: "Hangi mezhebe göre olacak, İslama göre!" demez mi? Şu cehalete bakın. Mezhebine inanmadığını, büyüklüğünü kabul etmediğini söylediği İmam-ı a''zam Ebu Hanife hazretlerinin ictihadına göre, abdest alıyor, namaz kılıyor ve diğer ibadetlerini yapıyor fakat bundan haberi yok. Bu tek örnek değil... Cahili, okumuşu, mezheplere inanmayanların hepsinin de durumu aynı; hem kabul etmezler hem de mezhebe göre amel ederler. Maalesef yıllardır yapılan, mezhep düşmanlığı halkımızı bu hale getirdi. Halbuki mezhep, usuldür, kaidedir, sistemdir. Mezhebe tabi olmayan sistem dışına çıkar. Sistem dışına çıkanın da, dinini imanını koruması mümkün değildir. Bunun için son devrin kıymetli alimlerinden Mustafa Sabri efendi: "Mezhepsizlik dinsizliğe köprüdür" demiştir. Eğer bu kimse, mezhebin ne demek olduğunu, önemini ve İmam-ı a''zam hazretlerinin büyüklüğünü bilseydi bunları söyleyebilir miydi? Bilen kimse bakın ne diyor: Oniki imamdan, İmam-ı Muhammed Bakır, Ebu Hanife''ye bakıp "Ceddim Muhammed aleyhisselamın dinini bozanlar çoğaldığı zaman, sen onu canlandıracaksın. Sen korkanların kurtarıcısı, şaşıranların sığınağı olacaksın! Sapıkları doğru yola çevireceksin! Allahü teala yardımcın olacak!" buyurdu. Eshab-ı kiramdan sonra gelen müctehidlerin en büyüğü, İmam-ı a''zam Ebu Hanifedir. Bu büyük imam, her hareketinde, vera'' ve takva üzere idi. Her işinde Peygamberimize tam manası ile tabi idi. Öyle yüksek bir dereceye ulaşmıştı ki, buraya kimse varamadı. Peygamber efendimiz, İmam-ı a''zamın geleceğini haber verdi. Hadis-i şerifte: "Âdem ve bütün Peygamberler "aleyhimüsselam", benimle öğündüğü gibi, ben de, ümmetim içinde, soy adı Ebu Hanife, ismi Nu''man olan bir kimse ile öğünürüm ki, ümmetimin ışığı olacakdır. Onları, yoldan çıkmaktan, cehalet karanlığına düşmekten koruyacaktır" buyurdu. İmam-ı a''zam, Allahü tealanın rızasından başka bir düşüncesi olmayan büyük bir âlimdi. Dinden soranlara İslamiyeti dosdoğru şekliyle bildirir, taviz vermez, bu yolda hiçbir şeyden çekinmezdi. Onun fetvalarına herhangi bir siyasi düşünce ve şahsi dostluk ve düşmanlık gibi unsurlar asla girmemiştir.

Zamanındaki siyasi olaylara hiç karışmamış, kendisine yapılan haksızlıklara, zulümlere rağmen talebelerini de karıştırmamıştır. Devlete karşı hiçbir zaman isyanda bulunmamış, yanlışları nasihat ederek, ikaz ederek düzeltme yolunu tercih etmiştir. Kendisinden sonra mensupları da böyle davranmışlar. Bunun için tarih boyunca Ehli sünnet inancında olanlar, hiçbir isyana, anarşiye karışmamışlardır; isyan etmemek bu inancın şartları arasına girmiştir.

Bugün bütün dünyada tatbik olunan ahkam-ı İslamiyyenin dörtte üçü, O''nundur. Kalan dörtte birinde de, ortaktır. İslamiyyette ev sahibi, aile reisi İmam-ı a''zamdır. Bütün diğer müctehidler, onun çocukları gibidir.

Hanefi mezhebi, Osmanlı devleti zamanında her yere yayıldı. Devletin resmi mezhebi gibi oldu. Bugün, dünya yüzünde bulunan Müslümanların yarıdan fazlası ve Ehl-i sünnetin pek çoğu, Hanefi mezhebine göre ibadet etmektedir. Her Müslümanın bu büyük zata şükran borcu vardır.