Belki de tarihi boyunca, insanlar arasında bu kadar dengesizlik, bu kadar uçurum olmadı hiç. Öyle bir zamandayız ki, kimisi açlıktan ölüyor kimisi de tokluktan... Aslında Cenab-ı Hakk''ın verdiği dünya nimetleri herkese yetecek miktardadır. Yeter ki herkes hakkına razı olsun; hep bana hep bana demesin...O zaman gerçek huzur yakalanmış olacak.
Bir zamanlar ülkemize gelen Çinli ticaret heyetinin Türk firması ile yaptığı ticari toplantısında, Çinli heyetin başkanı, kendi ticari kurallarını anlatır: Eşit şartlarda çalışacaklarını, kendilerini kayırma, karşı şirkete haksızlık, aldatma gibi prensiplerinin olmadığını belirtir.
Türk tarafının heyet başkanı söz alarak şunları söyler: Yeryüzündeki insanlar genelde iki kategoridedir: Birincisi, önce benim menfaatim gelir, sonra seninki, der. İkinci grup; menfaatler eşit şartlarda değerlendirilir, der. Biz bu iki gruba da girmeyiz. Bizim ticari kuralımız; önce ortağımızın menfaati, sonra bizim menfaatimiz... Çinli heyetin çok hoşuna gider bu kural. "Sizinle ortaklık yapılır" der.
İşte bütün mesele bu menfaat dağılımında. Bu, dengeli bir şekilde yapılabilse, insanlar ne aç kalır ne susuz. Herkes çevresini kollasa, fazla malını ihtiyaç sahiplerinden esirgemese, cimrilik yapmasa, dünyada ne kavga olur ne savaş. Tarihte az da olsa bu huzur ortamı yakalanmış... Mesela, asr-ı saadette, Ömer bin Abdülaziz zamanında ve Osmanlıların bazı dönemlerinde, zekat verebilmek için günlerce dolaşmak icab etmiş. Çünkü fakir kalmamış. Zekatın da fakire verilmesi gerekiyor.
Geçenlerde gazetelerde bir araştırma raporu vardı. Zengin ülkelerde yaşayanların yüzde 58''inin aşırı şişman olduğu tespit edilmiş. Gelişmiş ülkelerin aşırı şişmanlıktan kaynaklanan hastalıkları tedavi etmek için harcadıkları parayla dünyanın bütün açlarının doyurulması mümkünmüş.
Burada iki israf var: Birincisi, normalin üzerinde yiyip fazla kilo alarak israf yapmak. İkincisi ise bu kiloları atabilmek, bu kiloların sebep olduğu hastalıkları tedavi edebilmek için harcanan para ve zaman israfı.
Zenginlerin fazladan yediklerini, yani israf ettiklerini açlara aktarmanın bir yolu bulunsa, dünyanın en temel meselesi hemencecik çözülüverecek. Dengeler yerli yerine oturacak.
Ülkemiz de bu dengesizlikten nasibini almış; uçurum had safhada. Zaten sıkıntıların altında yatan esas sebep de bu değil mi? Enflasyonla mücadele programı nedeniyle memur, işçi, çiftçi ve esnaf kemer sıkarken, nüfusun yüzde 15''lik kesiminin lüks tüketim taleplerinde patlama gözleniyor.
Mercedes''in lüks modelleri için de 300 kişi teslimat için gün bekliyor şu anda. Mercedes''in tüm serileri için bayilerden gelen talep ise binin üzerinde. Bütün bu gelişmeler üzerine BMW ve Mercedes firmaları Almanya''dan üretim kotalarını artırma talebinde bulunacakmış. Bir taraf böyle lüks içinde yüzerken, diğer tarafta, seksen küsur milyon asgari ücretle çalışanlar, yine 100 milyon TL emekli maaşı ile ev geçindirme mücadelesi veren emekliler varken toplumda huzur kalır mı?
Eskiden olduğu gibi, herkes birbirini kollasa, Peygamberimizin, "Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir." düsturu uygulansa, kimsenin başkasının malında, mülkünde gözü olmaz, toplumda huzur sağlanır. Bu da ancak, kuvvetli bir inanca sahip fertlerle olur...

