Kaydet
a- | +A

İmam-ı Gazali hazretleri, "Astronomi ilmini ve anatomiyi iyi bilen kimse Yaratıcının büyüklüğünü kudretini daha iyi anlar," buyurmuş dokuz asır önce.

Bugün, ilme önem veren Batı alemi de "gen haritasının çıkarılması"nın ardından aynı şeyi söylüyor. Clinton, "Galile, matematiğin araçlarının kullanılmasıyla gök cisimlerinin hareketinin anlaşılmasının mümkün olabileceğini gösterdi... O, Allah''ın evreni yarattığı dili öğretmişti. Bugün biz Allah''ın hayatı yarattığı dili öğreniyoruz" diyor. Yaratıcıyı tanımada, astronomi ve anatominin önemini vurguluyor.

Başkan Clinton, genetik şifrenin çözümünü tarihin en büyük buluşlarından biri olarak tanımlarken Yaratıcının büyüklüğünü de dile getiriyor. ''''Allah''ın en kutsal armağanının ne kadar harika, güzel ve karmaşık olduğunu daha yakından anlıyoruz'''' diyor. Bizimkilerin aksine, itiyadı da elden bırakmıyor, "Ancak önümüzde çok büyük bir görev var. Genlerin hastalıklarla bağlantısının belirlenmesi, yeni teşhis ve tedavi yöntemlerinin ortaya çıkarılması gerekiyor" diyor.

Bizim malum kesime göre ise, birkaç yıl içinde insanlar bin yıl kadar yaşayabilecek şekilde genlere müdahale edilebilecek, kanser ve kalp krizi artık tarihe karışacak. Bir süre sonra da insan hayatı sonsuzluğa kavuşacak(!)... Bunlar herhalde ölüm korkusunun tezahürleri. Bu önemli buluşu önemsemediğim manası çıkmasın. Bu keşfin, moleküler tıpta ve eczacılıkta yepyeni bir çığır açacağı ortada. Ancak, insan hayatını binyıla çıkaracak, bütün hastalıkları ortadan kaldıracak cinsten şeyler söylemek, insanları aldatmak olur. ABD''deki Ulusal Genetik Araştırmalar Enstitüsü''nün tahminine göre, çalışmaların seyri normal giderse insan ömrü ancak 2050''de 95 yıla ulaşabilecek. Prof. Dr. Cevat Babuna, basının, bu devrimi aşırı şekilde abarttığını dile getirerek, "Lütfen kamuoyuna doğru bilgi verelim... Bu buluş, sadece insanın nasıl mükemmel yaratıldığının belgesidir. Şu anda bir nal bulduk, daha üç nala ve bir ata ihtiyacımız var" gibi güzel bir değerlendirme yaptı.

Sonra da konuyu şu şekilde özetledi: "Bu buluştan, sadece, genetik yolla geçen hastalıkların tedavisinde istifade edilebilecek. Bu da ne oranda, ne kadar zaman sonra olacak, o da belli değil. Geleceğe yönelik bir ümit, bir ışık. Genetik yolla olmayan, grip, AIDS, çocuk felci gibi virüse bağlı enfeksiyonel hastalıklarda yapılacak bir şey yok. En önemlisi de hücrenin yaşı. Hücrenin belli bir yaşı var. Hücreler ancak belli sayıda kendini yenileyebiliyor. Dolayısıyla hücre ömrünü tamamladığında ölüm kaçınılmazdır. Ömrün 1200 yıl olacağı haberleri tamamen palavra. Ikinci Dünya savaşından önce insan ömrü ortalama 40-50 yıldı. Daha sonra, hastalıkların tedavisi bulundu, antibiyotikler keşfedildi, 70-80 yıla çıktı insan yaşı. Bu gelişmeler ile belki 15-20 yıl gibi bir fark olabilir. Clinton, Tony Blair''e, ''çocuğun 25 yıl kazandı'' diyor, bunu bizimkiler 1200 yıla çıkarıyor. Anlamak mümkün değil. Birçok hastalıklar da iltihaplanma ile ortaya çıkıyor. Genlere müdahalenin buna yapacağı bir şey yok." Bazıları da, fırsattan istifade edip, yeni ışık hızının keşfi ve gen şifrelerinin çözümü için; "Eğer, bu iki büyük keşif yaşama yansırsa... Zaman altüst olur. Durabilir... Belki geriye bile gidebilir... Canlılar doğar-büyür-ölürler, değişmez zinciri kırılabilir." diyor.

Dönüp dolaşıp işi inkara getiriyorlar. Halbuki, her iki buluş da cenab-ı Hakk''ın büyüklüğünü, kudretini göstermektedir. İslam alimleri, dünya hayatının, hayalden, vehimden ibaret olduğunu bildiriyor; yeni ışık hızı bunu doğrulamıyor mu? Bir olay, olmadan önce bitiyor. Yani vehm mertebesi gerçekleşiyor. Canlıların, "doğar-büyür-ölürler" değişmez kuralının değişeceğini ise zaten hiç söyleyen yok; kimse düşünmüyor bile. İnanmayanlar için ölüm, gerçekten korkunç bir şey herhalde. Ne yazık ki, korkunun ecele faydası yok!