Özel günleri, haftaları takip için takvime baktığımda, "İnsan Hakları Günü" Hayvanları Koruma Günü" "Kadın Hakları Günü" "Anneler Günü" gibi günleri görünce her zaman aklıma hemen şu geliyor: Demek ki bu haklarda bir erozyon var. Hakka, hukuka dikkat edilmiyor, bunlar ihlal ediliyor. Bunun için insanlar uyarılıyor, dikkatleri çekiliyor. Halbuki, hiçbir zaman unutulmayacak, ihmal edilmeyecek kadar önemlidir bu haklar. İnsanları diğer canlılardan ayıran en önemli faktördür bunlar. İnsani değerlerimizdir.
Geçen Çarşamba günü de böyle bir özel gün olan, "Dünya Komşuluk Günü''ydü. Demek ki komşuluklarımız da hayli erozyona uğradı ki, böyle bir gün tertipleme ihtiyacı doğdu.
Komşumuzla ilgili bir sıkıntımız olduğunda hemen "Nerede o eski komşuluklar!" diyoruz. Eskiden bırakın sıkıntı vermeyi, komşu akrabadan daha yakındı. Akraba ile ayda yılda bir görüşüldüğü için, her saat yüz yüze olduğu komşusu ondan daha ileride oluyordu. Komşular her zaman birbirlerine muhtaçtı. "Komşu, komşunun, külüne, ateşine muhtaç" ata sözü bunu ifade ediyor.
Apartmanların çıkması, maneviyatın azalması, ihtiyaçsızlık... gibi sebepler komşuluğu sarstı. Aynı apartmanda oturup da birbirini tanımayan binlerce aile var bu gün. Alt dairenin ölüsü oluyor, üsttekinin haberi yok, vur patlasın çal oynasın... Halbuki, örfümüzde, dinimizde komşuluğun özel bir yeri var. Dinimizin üzerinde durduğu en önemli konulardan biri de, komşu haklarıdır. Komşuya iyilik yapılması Kur''an-ı kerimde emredilmektedir. Allahü teâlâ, Kur''an-ı kerimde meâlen: "Yakın komşuya, uzak komşuya, yanındaki arkadaşa, yolda kalmışa ve emriniz altında bulunan kimselere iyilik edin!" buyuruyor.
Komşu hakkını gözetmek, el ile ve dil ile komşulara eza edecek, sıkıntı verecek bir harekette bulunmamak, dinimizin emrettiği önemli bir vazifedir. Komşudan gelen sıkıntılara da katlanmalıdır. Hasan-ı Basrî hazretleri; "İyi geçinmek, sadece komşuya eziyet etmemek değil, ondan gelen eziyetlere de sabretmektir." buyurdu. Komşu, kötü biri bile olsa, her karşılaşmada, onunla merhabalaşmalı, hâl ve hatırını sormalıdır. Dâima ona güler yüz göstermelidir. Peygamber efendimiz de komşu hakkı üzerinde çok durmuştur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: "Komşuya hürmet etmek, anaya hürmet etmek gibi lâzımdır." "Cebrâil aleyhisselâm, komşu hakkı üzerinde o kadar çok durdu ki, komşu ölünce, diğer komşunun mîrasından pay hakkı alacağını zannettim."
Komşu bazan akrabadan daha önemli olur. Başımıza bir iş geldiğinde, hasta olduğumuzda bize yardım edecek olan en yakın komşumuzdur. Komşuyu memnun etmek, ona faydalı olmak hayırlı insan olma alâmetidir. Hadis-i şerîfte, "Allahü teâlânın nezdinde komşuların en hayırlısı komşularına hayrı dokunandır." buyuruldu. En güzel hayır, kişiye dinini öğretmektir. Onu sonsuz âhıret azabından kurtarmaktır. Komşusuna, dinini öğrenmesinde yardımcı olmayana kul hakkı geçer. İnsan, kendi malını, canını ve namusunu nasıl korursa, komşusunun malını, canını, iffet ve namusunu da öylece koruması, onların haklarına riayet etmesi lazımdır. Bunlara riayet etmeyen kimseden komşusu şikayetçi olacaktır. Nitekim hadis-i şerifte, "Nice kimse, Kıyâmette komşusunun yakasına yapışıp, "Ya Rabbî, buna sor ki, niçin kapısını bana kapadı. Niçin elindeki nîmetlerden bana da vermedi?" diye davacı olacağı bildirildi.
Şu da bir gerçek ki; bugün komşuluklar da zorlaştı. Kimse kimsenin nasihatini dinleyecek durumda değil. Böyle komşulara hiç olmazsa kıymetli kitap hediye etmelidir. Âhirette, "Bana dinimi öğrenmem için yardımcı olmadı" diyemez. Böyle yapmakla en azından, vebalden kurtulmuş oluruz.

