Kaydet
a- | +A

Geçen Pazar, çoluk-çocuk şöyle bir İstanbul''u dolaşalım hem de bazı İslam büyüklerinin kabirlerini ziyaret edelim, dedik. Eyyüb Sultan hazretlerinden başlayıp, Murad-ı Münzavi, Emin Tokadi, Abdülfettah-i Akri hazretlerinden sonra Aziz Mahmud Hüdai hazretlerine vardık. Türbede normalin üzerinde bir kalabalık olduğu için içeri zor girilip çıkılıyordu. Türbenin ikinci kapısında yüksek sesle yapılan bir münakaşa ziyaretçilerin huzurunu bozuyordu:

Adamın biri kucağında köpeği olduğu halde içeri girmek istiyor, türbedar da buna mani olmaya çalışıyordu. Türbedar yumuşak bir ifadeyle, "Beyefendi, köpekle içeri girmeniz uygun değil. Köpeğiniz dışarıda kalsın veya dışarıdan ziyaret edin" dedi.

Adam birden parladı:" Ben senin ziyaretine gelmedin. Bu mübarek zatın ziyaretine geldim. O, köpek de olsa herkesi kabul eder. Sen benim köpeğimi bu ziyaretten mahrum bırakamazsın!.." diye bağırıyordu.

Türbedar tekrar izahata başladı: "Efendim, Peygamberimiz, ''Köpek olan yere rahmet melaikeleri girmez!'' buyuruyor. Israr etmeyin, lütfen bize zorluk çıkartmayın" dediyse de bir türlü ikna olmuyordu adam. Baktım adamın ikna olacağı yok, içeri girip ziyaretimizi tamamlayıp çıktık, adamcağız hâlâ kapıda bekliyordu, netice ne oldu bilmiyorum... Çıktıktan sonra kendi kendime düşündüm: Ölçü ne kadar önemli. Adamın bir art niyeti yok, fakat bilmediği, elinde bir ölçü olmadığı için yanlışta ısrar ediyordu. "Bu mübarek zat köpeği kabul eder" diyordu. Halbuki "Bu mübarek zat" dediği kimsenin okuduğu ve okuttuğu dini kitaplarda, "Ne olursa olsun köpek içeri sokulmaz" yazıyordu. Bunu bir bilse kavga olmayacak...

Bu ve bunun gibi hadiseleri görünce, okuyunca Hz. Peygamberin büyüklüğüne bir kere daha inanıyor insan. Peygamber efendimiz, ondört asır önce bu günleri görüp ahir zamanda köpeklere çok rağbet edileceğini, insanlardan daha çok değer verileceğini bildirmiştir: "Kıyamete yakın, köpek beslemek, evlat yetiştirmekten daha cazip gelir.", "Canlı resmi, köpek ve cünüp bulunan eve (odaya) rahmet melekleri girmez" buyurmuştur.

Batı alemi, zaten çoktandır çocuklarına göstermediği ihtimamı, sevgiyi, köpeklerine gösteriyordu. Köpekle yatıp kalkıyor; parklarda onları dolaştırıyor, aldığı dondurmayı bir kendisi yalıyor, bir de köpeğine yalatıyor. Maalesef Avrupa''da Amerika''da çok yaygınlaşmış olan bu davranışlar memleketimizde de yaygınlaşmaya başladı. Demek ki, Peygamberimizin bildirdiği "ahir zaman" iyice yaklaştı. İnsan merak ediyor, hayvana bu kadar değer niçin veriliyor diye! Bu soruya Batılılar şöyle cevap veriyorlar: "Köpek bakımı, çocuk bakımına göre çok daha kolay. Çocuklarımız belli bir yaştan sonra bizleri terk edip gidiyorlar. Bunun için biz, çocuk sevgisini hayvanlardan alıyoruz!"

Avrupa''da evlerdeki köpek sayısı insan sayısından çok fazla. Köpeği öldüğü için çok üzülen yaşlı bir kimseye, "Neden bu kadar üzülüyorsun, yeni bir köpek alırsın olur biter" dediklerinde Yaşlı kadın,"Ben o köpeğimin sevgisini başka bir köpekle nasıl paylaşırım. Böyle yaparsam ruhu üzüntü duyar! Üstelik yaşlandım, her an ölebilirim. Yeni köpeğim öksüz kalır!" diyebiliyor.

Toplumun temel taşı olan aileyi; aile fertleri arasındaki sevgiyi yok edersen, olacağı bu. Hiçbir şeyin yeri boş kalmaz. O da tutar bu sevgi boşluğunu köpek sevgisiyle doldurmaya çalışır.

Bunlardan, köpeğe, diğer hayvanlara değer vermediğim anlaşılmasın. Burada üzerinde durduğum husus, ölçünün kaçması. Yoksa dinimiz; Avrupa, bırakın hayvanları, insanları diri diri yakarken, "Hayvan hakkı çok önemlidir, onlara zulmetmeyin, eziyet etmeyin! Hayvan hakkı insan hakkından önce gelir, çünkü, insanla helalleşmek mümkün, fakat hayvanla helalleşmek imkânsız!" hükmünü bildirmiştir. Aksine bir söz benim ne haddime! İnsanoğlu kendi haline bırakılınca, medeniyet ardına, insanlık adı altında kim bilir daha neler yapacak?!. Daha nelere şahit olacağız?