Bugün 29 Mayıs... Fatih Sultan Mehmed Han''ın kıratının üstünde, yanında hocaları ve ordu kumandanları olduğu halde muhteşem bir alayla Topkapı''dan İstanbul''a girdiği gün...
Fatih adıyla anılmaya hak kazanan 21 yaşındaki Sultan Mehmed Han, Bizanslıların alkış ve tezahüratı, Türk askerlerinin dört bir taraftan göklere yükselen ezan ve tekbir sesleri arasında Ayasofya önüne geldiği gün...
Ayasofya, ağzına kadar kadın-erkek Rumlarla dolu... Fatih Sultan Mehmed Han, Ayasofya''da şükür namazı kıldı ve yerlere kapanan ahaliye, rahip ve eski Ortodoks Patriğine şöyle seslendi: "Kalkınız! Ben Sultan Mehmed, sana ve bütün ahaliye söylüyorum ki, bugünden itibaren ne hayatınız ve ne de hürriyetiniz hususunda benim gazabımdan korkmayınız!.."
Fatih, Ayasofya''nın içini gezerek bu mabedin Cuma gününe kadar cami haline getirilmesini emretti. Çünkü Osmanlılar, hükümranlık alâmeti olarak fethettikleri yerdeki en büyük mabedi camiye çevirir, diğer mabetlere, kiliselere dokunmazdı.
Daha sonra, hazret-i Ebu Eyyub-i Ensari''nin kabri, Fatih''in hocalarından Akşemseddin tarafından keşfedilip, daha sonra buraya türbe ve cami yapıldı.
Bu fetih, sıradan bir fetih değildi... Bunun için yankıları büyük oldu. Bir çağın kapayıp, yeni bir çağın açılmasına sebep oldu...
İstanbul fethedilmekle, Osmanlı Devleti toprakları arasında sıkışıp kalan, mevcudiyeti ve siyaseti ile daima bir tehlike teşkil eden 1123 yılı İstanbul''da geçen, 1480 yıllık Doğu Roma İmparatorluğu''na son verildi.
Osmanlı Devletinde yükselme devri başlayıp, Cihanşümul hakimiyet fikri gelişti. İnsanlığı iman birliği içinde bir tek devlet ve hükümdar hakimiyetinde toplamak için teşebbüse geçildi. Fatih Sultan Mehmed Han, yüzyıllardır Hıristiyan aleminin doğudaki en kuvvetli dayanağını yıkarak, Türk-İslam gücünü bütün dünyaya göstermiştir. Avrupalılar da, bu yeni gelen topluluğun, sıradan bir topluluk olmadığını anlamış oldu.
Fatih Sultan Mehmed Hanın Rumları, onların Ortodoks kilisesini ve patriğini kendi himayesi altına alması; onlara esaslı haklar vererek, vicdan serbestliği tanıması, dış aleme de Türklere karşı olan akımları ve Bizans''ı düzeltmeye kalkışma niyetlerini önlemiş oldu.
Kilise üzerindeki bu otorite, Osmanlı hudutlarını da taşarak Ortodoks olan bütün kavimlerin Osmanlı İmparatorluğuna dolaylı da olsa bağlanmasına vesile oldu.
Fetihle beraber, zulüm, işkence son buldu. İstanbul, dünyanın ilim ve kültür merkezi haline getirildi. Derhal devrin ilk, orta ve yüksek dereceli öğretim müesseseleri olan medreseler kurulmuş, bunlarda ilahiyat, hukuk, tarih, coğrafya, edebiyat, tıp, güzel sanatlar, matematik, geometri, astronomi, fizik dallarında değerli pekçok kimse yetişmiştir.
Osmanlılar her gittiği yerde olduğu gibi, İstanbul''da da kütüphaneler kurdular. En mühimi bu fetihle doğudan batıya ve batıdan doğuya yapılabilecek her türlü askeri harekata doğrudan müessir bir toprak parçası Türklerin eline geçti.
İnsanların en büyük ihtiyacı olan hak şuuruyla adalet nizamı, Avrupa''da Hıristiyan alemine Türk idaresi sayesinde girdi. İslam dininin hak, hukuk ve adalet esasları, güzel ahlak sahibi Müslümanların, İstanbul''da tesis ettiği idare sayesinde sağlam temellere dayandı.
Bunu da Avrupa, İstanbul''un fethi sayesinde öğrendi. Hıristiyanlar, kadı(hakim) karşısında hükümdarla gayri müslim bir vatandaşın bile muhakeme edildiğini, İstanbul''un fethinden sonra İslam ve Türk adaletinin sarsılmaz kaidelerine şahid oldular.
Fatih Sultan Mehmed Hanın genç yaşında, balistik hesaplarını bizzat yapıp, döktürdüğü toplar, zamanın en büyük ve tesirli silahıydı. Topçuluk tekniğinin, dünya tarihini değiştirecek ilk büyük zaferi İstanbul''un fethidir.
Avrupa kralları top sayesinde, otoritelerini hiçe sayan ahaliye esir muameleleri yapan derebeylik (feodalite) usulünü kaldırdılar. Merkezi otorite kuvvetlenip, milli birlik esasına göre kurulan devletler, Avrupa haritasında kalıcı sınırlar meydana getirdiler.
Hıristiyan Avrupa''da kültür ve medeniyet gelişti. Doğu ticaret yollarının bütünüyle Türk ve İslam ülkelerinin eline geçmesi Avrupalıları ihtiyaçlarını temin için yeni yollar aramaya sevketti.
Ticari yollar aramak için keşiflere çıktılar. Yeni ülkeler keşfettiler. Gemicilik gelişip, denizaşırı ülkelere açıldılar. Keşif ve buluşlar da bulunup, teknik, kültür ve medeniyette büyük gelişmeler oldu.
Böylece, İstanbul''un fethi ile karanlık Ortaçağ tarihe karıştı.

