Kusura
bakmayın bugün resimli Pazar yazısı yazamadım. Zira İlker Başbuğ''un
tahliyesi üzerine sosyal medyada çevrilen mikrofonlara birkaç şey
söylemem lazım.
cemaatçiler, "aklandıklarını" söyleyen ulusalcılar soruyor. Talepleri
gibi söyledikleri de anlaşılmayan müzmin endişeliler ve beavis ve
butthead''ler "ehehehe" efektifiyle diğer yandan tekrar ediyor.
günü Mehmet Barlas''a yaptığı açıklamada özeleştiri veren, siyaset
vurgusu yapan ve Cemaat''in dava süreçlerindeki "kasıtlarını" eleştiren
İlker Başbuğ, Cezaevi kapsında mağrurdu. Şunları söyledi:
Bütün kalbimle inanıyorum ki Silivri''de, Hasdal''da, Sincan''da,
Maltepe''de benim gibi suçsuz bulunan arkadaşlarım da en kısa zamanda
hürriyetlerine kavuşacaklardır... Çünkü ben ne kadar suçsuz isem, bugün geride
bıraktığım Tuncer Kılınç Paşa, Hurşit Tolon Paşa, Bilgin Balanlı Paşa,
Hasan Iğsız Paşa, diğer tarafta Tuncay Özkan''lar ve Doğu Perinçek''ler de
suçsuzdur."
yeni bir dönem. Ancak tahliyesinden "perinçsizlere-kerinçeklere"
beraat devşiren Başbuğ''un söylediği gibi, darbe zihniyetine iade-i
itibar sürecin başladığı falan yok
. Demokrasimizin ve ahalide sivil siyasete teveccühün geldiği aşamada kimsenin de buna gücü yetmez. Gelişmeler,vesayetle mücadelede, hiçbir vesayet odağının gölge edemeyeceği şekilde
yeni mağduriyetler oluşturulmadan bir üst aşamaya geçileceğinin
habercisi.
bu nokta, siyasete siyaset dışı müdahaleleri aklamaya değil, bilakis
demokrasinin evrensel hukuk normlarını da gözeterek
kurumsallaştırılmasına yarayacak.
Başbuğ''un hükümete karşı kara propaganda yapmak için kurulan internet
sitelerindeki sorumluluğunu yok saydığını sanmıyorum. Firkateynlerin
üzerinden siyasilere ve gazetecilere salladığı parmağı unuttuğunu da...
Paralel yapılanmanın ortaya çıkan planlarının korkunçluğuna bakıp,
eskinin demokrasi dışına çıkan aktörlerini ehveni şer deyip sindirdiğini
de...
gerektiği gibi, siyasal iktidarın yani halkının emrine giren karargah
siyasete yönelik tek bir açıklama yapmıyor. Ve asıl önemlisi, bu
evrensel demokratik norm artık "dikkat" bile çekmiyor.
Mahkeme''nin Başbuğ kararını vermesinde etkili olan, mahkûmiyet kararı
veren mahkemenin 7 aydır bir gerekçe yazamamasının hikmeti
üzerine samimiyetle kafa yormalılar. Hrant''ın davasında alakalı dosyaları birleştirmekte gönülsüz olan yargının, internet Andıcı ve Ergenekon''u bir kefeye koyma hevesini sorgulamalılar. Balyoz''da aldıkları emirle ya da habersizceadı plan listelere yazılanlara karşı gösterilen fütursuzluğun,
"yakalanırsak harp oyunu oynuyorduk deriz" diyen Çetin Doğanların
savunmasına katkısını
düşünmeliler. Somut darbe ve siyasete müdahale planlarının müsebbipleri orta yerdeyken, örneğin bazı başarılı "denizcilerin" de yargılamaya dâhil edilmesinin "kadrolaşma" için bir hamle olabileceği iddialarını değerlendirmeliler. Yine bu tahliyelerle birlikte anılan Dink davasına da bakmalılar. Yıllarca yalnız tetikçilerleuğraşıp kovuşturmayı "sündüren" ağırkanlı yargının, ne avukatlarının ne
de Erhan Tuncel''in talebi olduğu halde, tahliye kararını seçim öncesine
denk getirirken nasıl da aceleci olduğunu
görmeliler.tutukluluğun olağan üstü bir tedbir olması gerektiği noktasında
hemfikirsek, bu yöndeki bir düzenlemeden birilerinin azade tutulmasını
isteyemeyiz
. Eğer bu ilkeyi ve insan haklarına uygunyargılamaları ilkesel olarak kabul ediyorsak, KCK''lı, Hizbullahçı,
Ergenekoncu, Balyozcu ayrımı yapılmasını talep edemeyiz.
ise yalnızca rütbeli, nüfuslu tanınmış kişiler için değil,
cezaevlerindeki tüm kimsesiz, hasta ve sessiz mahpuslar için de aynı
hukuki standartların işlerlik kazanması noktasında daha hevesli olmalı.

