Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Batı tarih mi oluyor?
0:00 0:00
1x
a- | +A

Uluslararası ilişkilerde bütün normlar işlevini yitirme noktasına geldi.

Küresel düzen, güçlü ülkelerin kurduğu normlara göre yeniden şekilleniyor.

Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte liberal demokrasi, insan hakları ve hukuk kurallarına dayalı uluslararası düzen, Batı’nın liderliğinde küresel norm hâline gelmişti. Ancak 2020’lerin ortalarına geldiğimizde bu tablo hızla değişmeye başladı. Bugün otoriter rejimler ve illiberal eğilimler (liberal olmayan) sınırları aşan bir iş birliği ağı kurarak küresel düzeni yeniden şekillendiriyor.

Artık sürükleyici güç ve rüzgâr, demokratik ülkelerde değil, tam aksine otoriter ülke liderleriyle ve onlara yakın illiberal aktörlerin eline geçti. Eylül 2025’te Pekin’de Xi Jinping, Vladimir Putin ve Kim Jong-un’un yan yana durarak bütün liberal normlara meydan okuması bu olgunun en çarpıcı göstergesiydi. Bu meydan okuma sadece sembolik bir görüntü değildi. Buzdağının görünen küçük bir parçasıydı belki de.

“Action for Democracy” adlı ABD orjinli Sivil Toplum Örgütü verilerine göre 2024 yılından beri dünyadaki bütün otoriter rejimler, otoriter eğilimli hükûmetler ve aşırı sağ muhalefet partileri arasında 45 binden fazla yüksek düzeyli toplantı, medya ortaklığı ve koordinasyon ilişkisi gerçekleşmiş!

Bu etkinliklerin temel ve çekirdek aktörleri hiç şüphesiz Çin ve Rusya. Pekin, ekonomik ve teknolojik üstünlüğüyle “karar verici ve kolaylaştırıcı” rolüyle başı çekerken, Moskova askerî ve hibrit operasyonlardaki deneyimiyle tamamlayıcı konumu üstleniyor, İran ve Kuzey Kore de bu eksenin “junior partner”leri olarak katkı sunuyorlar.

Batı ülkelerinde “CRINK” (China, Russia, Iran, North Korea) olarak adlandırılan bu gruplaşma, Ukrayna Savaşı’ndan sonra hız kazandı. İran drone'ları, Kuzey Kore mermileri ve askerleri, Çin’in ekonomik desteğiyle Rusya’yı ayakta tutarken karşılığında Moskova, Pyongyang’a nükleer gölge ve teknoloji aktarımı sağladı. Bu asimetrik ama karşılıklı fayda üreten ilişki, ideolojik uyumdan ziyade pragmatizme dayanıyordu.

Bugün otoriter iş birliğinin araçları çeşitleniyor ve günbegün sayılarında büyük artış var. Çin’in Rusya petrolü alımı, ticaret hacmini 2021’den beri yüzde 66 artırdı. Askerî alanda ortak tatbikatlar, teknoloji transferleri ve istihbarat paylaşımı artarken Kuzey Kore’nin nükleer programı artık Moskova ve Pekin tarafından “sorun” olarak görülmüyor!

Aslında bu yükselişin arkasında liberal düzenin zayıflığı yatıyor. ABD’de Trump’ın ikinci dönemiyle “güç politikası”nın geri dönüşü, Avrupa’da aşırı sağın yükselişi, kurumların (NATO, AB, BM) iç çelişkileri otoriter ülkelere alan açıyor.

Artık Batı da dâhil bütün dünyada “illiberal uluslararası düzensizlik” hâkim. Trump’ın Grönland talebi, Venezuela müdahalesi veya İran’daki rejim değişikliği çağrıları bile, otoriter ülkelerin “güçlü lider” modelini meşrulaştırıyor.

Peki Türkiye bu tabloda nerede duruyor?

Ankara, otoriter iş birliğinin bir parçası değil. Ancak çok kutuplu dünyada stratejik özerklik arayışı içinde. Türk Devletleri Teşkilatı gibi oluşumlarla kendi bölgesel modelini inşa edip bir yandan Çin ve Rusya ile ekonomik bağlarını derinleştirirken bir yandan da Batı ve ABD ile ilişkilerini dengeli bir şekilde sürdürmeye çalışıyor.

Hasılı “illiberal international” henüz tam ve resmî bir ittifak değil. Tabiri caizse çıkar temelli, esnek bir ağ olarak yeni dünya düzenindeki yerini güçlendirmeye devam ederken etkisi ne yazık ki derinden derine hissediliyor!

Demokrasilerin gerilemesi, normların aşınması ve güç politikalarının geri dönüşü kabilinden amiller dünya sahnesine çıkarken Batı dünyası da bu oluşumlara askerî caydırıcılıktan ziyade kurumlarını güçlendirerek, dezenformasyona karşı ortak savunma ve yükselen demokrasilerle (Hindistan, Brezilya gibi) iş birliğini artırarak karşı koymaya çalışıyor.

Batı, toparlanmadığı takdirde ‘otoriter iş birliği’ sadece bir trend olarak kalmayacak yeni küresel düzenin kendisi hâline gelecektir. Ünlü Britanyalı Yazar ve Akademisyen Timothy Garton Ash’ın bir makalesinde söylediği “Batı tarih oldu” sözleri belki de gerçek olacaktır...

Meryem Aybike Sinan'ın önceki yazıları...

ÖNE ÇIKANLAR