Sosyal güvenlik reformu ile ilgili açıklamaları dinledikçe, içim kararıyor. Hepsini özetleyecek olursak, işçi; "Devlete güvenmiyoruz. Bırakın böyle kalsın" havasında. Devlet ise, "Duvara tosladık. SSK''nın emeklisine maaş verecek takati kalmadı" diyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan''ın dilinin altında bir bakla var. O bakla da, "Şimdiye kadar emekliye verdik. Bugünden sonra devlet toplasın" diye özetlenebilir. Yani, ayakta zor duran bir eşeğimiz var, "İn, biraz da ben bineyim" olayı.
Yahu, etmeyin, eylemeyin. Eşeğin işçiyi de, devleti de sırtında taşıyacak hali kalmadı. Hangi çağda yaşıyoruz. Gelin ciddi bir reform yapılsın da, eşeği bırakıp, otomobile binelim. Sigortalı da rahat etsin, sigorta da. Değiştirin bu kafayı. Nöbetleşe eşeğe binmekle nereye kadar gideriz. Şöyle gıcır gıcır otomobilimiz olsun. Birlikte binip, keyfini çıkaralım. Fonda toplanan paralarla ilerde uçak alalım. Yatımız olsun, katımız olsun. Adam gibi yaşayalım. Bu işi yapacak kadar sigortalımız da var, sigorta şirketi de. Sadece sistem yok. Gelin şu sistemi kurun. Önce, "Ey millet" deyip, vatandaşı etrafınıza toplayın. Sonra da; "Sigortalı olmak istiyor musunuz?" diye sorun. Herkesin, "Evet" dediğini göreceksiniz...
O halde, kimin ne kadar prim ödeyeceğine ve ne kadar emeklilik hakkı olacağına karar verin. Bugün işçinin 43 yaşında emekli olma hakkı var. Yeni kanun kabûl edilirse, 60 yaşında olacak. Şimdi hükümet, aradaki 17 sene karşılığında ne vereceğini açıklamalı. Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan, o koca gövdesinden beklenmeyen bir atiklikle her yere koştu ve meselenin önemini anlatmaya çalıştı ama onun anlattıkları, daha ziyade devleti ilgilendiren tarafı oldu. Sigortalı bu anlatımdan tatmin olmadı. Sosyal güvenlik reformunun çıkmasını hepimiz istiyoruz, hükümetin bu imtihanda yıpranmasını da arzulamıyoruz fakat tarafların tatmin olması şart. Ne ka ekmek, o ka köfte. Her nimet bir külfet karşılığıdır. Yeter ki; külfette de, nimette de kantarın topuzu kaçmasın.

