Kaydet
a- | +A

Türkiye, depremi ilk defa yaşamıyor ama yapılan hatalara bakınca, geçmişten ders almadığımız da güneş gibi ortada duruyor. Depremin üstünden 3 hafta geçti. İlk günler insanlar sağa sola koşuşturdu, ''Nerede bu millet, nerede bu devlet'' diye bağırdı, öfkelendi, havayı yumrukladı. Duygu yüklü bir dönemdi, geçti. Şimdi acı büyük olsa da, yara soğudu. Başımızdan geçenleri bir daha yaşamamak için neler yapmamız lâzım, hangi tedbirleri almamız gerekiyor, onu konuşmalıyız. Konuşmalıyız ki, bir daha hazırlıksız yakalanmayalım, organize olalım. Daha doğrusu depremi milât kabûl edelim. Onun için de önümüzde fotoğraflar olması gerekiyor.

GÜVEN YOK Benim önümde bir çok fotoğraf duruyor. Bu karelerin birisi en büyük güvensizliğin yardımlarda yaşandığını gösteriyor. Yapılan yardımların yerinde kullanılanacağı hususunda kimsenin kimseye güveni yok. Depremzedelere yardıma koşan vatandaşlar, kurda kuzuyu teslim etmek istemedi ve yardımları devleti aradan çıkarıp kendi eliyle ihtiyaç sahiplerine ulaştırmaya çabaladı. Devletin açtığı hesaplara para yatırmadı. Şayet devlete güven olsaydı, 3-4 milyar dolarlık yardım toplanması işten bile değildi. Devlet de vatandaşa güvenmedi. Yardımları havaalanında, yollarda denetlemek için bekletti. Burada gördük ki, devletle vatandaş arasında soğan zarı kadar bile mesafe yok. Vatandaş başını kaldırınca devleti görüyor; devlet de elini uzatınca vatandaşı yakalıyor. Vatandaşla devlet arasında mutlaka gönüllü kuruluşların olması gerekiyor.

DÖKÜLDÜK Siyasetçi sınıfta kaldı. Deprem gibi felâketleri daha ciddiye almak lâzım geldiğini, felâket anında show yapılmayacağını, millet can derdindeyken yangından mal kaçırır gibi kanun çıkarılmayacağını ve devletin organize edici görevinin olduğunu gördük. Depremin bence 4 önemli boyutu var: Ekonomik, sosyal, fizikî ve siyasî... Şimdi bunları

tek tek ele alıp, masaya yatırmak ve

sonuca gitmek lâzım.

EKONOMİ Türkiye''nin ekonomik durumunu bilmeyen yok. Global krizle, enflasyonla mücadele programları üstüste gelince; ekonomi kilitlenmiş ve bir senedir durgunluk dönemi yaşanıyordu. Piyasalarda yaprak kımıldamıyor ve esnaf sinek avlıyordu. Vergi ödemede bile zorlanan iş alemi, ''Yeni hükümet, yeni yapılanma ve dışa açılma'' beklentisiyle moral üretiyor ve ayakta durmaya çalışıyordu. Bu durgunluğun tam ortasına deprem felâketi düştü. Piyasa bu düşüşün bir kıvılcım çıkarmasını bekledi. Çıkardı da. 10 milyar dolarlık zararın içinden 6-7 milyar dolarlık bir inşaat işi çıktı. Ümitler yoğunlaştı. ''İnşaat sektörü ekonominin lokomotifi olacak'' morali pompalandı. Fakat, altyapı çalışmalarını hızlandırması, proje üretmesi beklenen hükümet, "Peşin Vergi" diye bir ucubeyi ortaya attı ve insanların ümidini kursağına gömdü!.. Bedelli askerlik, vergi ve SSK prim borcu gibi soğuk bakılan olaylar, belki böyle bir dönemde hoşgörüyle karşılanabilirdi ama ''Deprem Vergisi''ne asla sıcak bakılmıyor.

FİZİKÎ BOYUT Tabiî afetlerin sık olduğu bölgelerde ucuz, hafif ve kullanışlı evler yapmak lâzım. Onun için de betonarmeye alternatif inşaatlar üretmek gerekiyor. Altyapı ise mutlaka çok önceden hazırlanmalı. İmar ve yapı ruhsatları belediyelerden alındı. Devlet olaya elkoydu! İnşaatlara sigorta mecburiyeti konulsa, hadise kendiliğinden düzene girer. Sigorta şirketi çürük binayı sigorta etmez veya yüksek prim talep eder. Astarı yüzünü geçeceği için vatandaş sağlam olmayan binayı satın almaz.

SİYASET Siyasetçi konuştukça batıyor. Deprem bize, bu tür afetlerde konuşan değil, çalışan siyasetçilerin prim yaptığını gösterdi. Bu gibi dönemlerde uzmanların konuşması gerekiyor. Hatta, uzmanların da değil de, onların hazırladığı projeler konuşturulmalı. Hele siyasetçi show yapmaya kalkarsa büyük tepki alıyor.

SOSYAL YAPI Gönüllü kuruluşların, bir avuç bile olsa neler yapabildiğini saniye saniye yaşadık, gördük. Bu kadar zaman içinde 150, bilemedin 200 kişilik bir AKUT''umuz olmuş. 150 kişilik bir AKUT grubu harika işler yaptı. Keşke bu gönüllü kuruluşlara bir miktar yardım yapabilsek de onların organize olmalarına imkân sağlasaydık. Bu ayıp Türkiye''ye yeter. Bugünlerde ''Deprem idaresi kurulsun'' diyenler olduğu gibi, ''Deprem Bakanlığı'' isteyenler bile çıkıyor. Burada en büyük tehlike, bir şekilde devletin gönüllü kuruluşlara müdahale etmesi ve onları da birer kamu kurumu haline getirmesi. Şayet Türkiye''nin gönüllü kuruluşları biraz daha güçlü olsaydı ve biraz daha organize olabilseydik bu felâketin altından daha bir güçlenmiş, birbirine kenetlenmiş olarak çıkar ve dışarıdan esen rüzgarla yelkenlerimize doldurur, hızla hedefe gidebilirdik. Fırsat kaçmış değil.

Bayındırlık Bakanı''nın dikkatine Okuyucularımdan Halil Başoğlu aradı ve depremzedelerin geçici barınacakları yerler hakkında bir düşüncesinin olduğunu söyledi. Bana çok enteresan geldi. Hiç de mantıksız değil, kısa vadede çözüm olabilir. Başoğlu, İkitelli ve çevresindeki siteleri söylüyor. 10''larca site yapıldı. Yol, su, elektrik gibi altyapı problemleri çözülmüş bu sitelerin bazısında bin 500, bazısında 3 bin işyeri bulunuyor. 60 metrekareden 400 metrekareye kadar çeşitli hacimlerde işyeri bulunan sitelerin bugün yüzde 80''i boş, kullanılmıyor. Bir iki senede dolması da mümkün değil. Geçici prefabrik evler yapıp, milyonlarca dolar harcamak yerine; bu işyerleri geçici mesken olarak kullanılabilir. Bu sitelerdeki geniş işyerleri okul, hastane haline dönüştürülebilir. "Ayrıca" diyor; Halil Başoğlu: "Sitelere yerleştirilen ailelerin etraftan iş bulması da kolay olur." Ayakları yere basan bir teklif. Habercinin işi haber vermektir. Bayındırlık ve İskan Bakanı Koray Aydın''ın dikkatine.

Aklın yolu bir Türkiye 6 ayda yüzde 5.8 küçüldü. İhracat son 8 ayda yüzde 6 geriledi. Son bir senede bir milyon kişi işsiz kaldı. Maliye yetkilileri vergi tahakkuklarında yüzde 30, tahsilatta ise yüzde 40 azalma olduğunu açıkladı. Esnaf ve sanatkar, "Vergimizi ödeyecek takatimiz kalmadı" diye feryat ediyor. Üstüne üstlük bir de deprem felâketi yaşadık... Bütün bunlara kulağını tıkayan ve piyasaya ''Deprem Vergisi'' salan hükümetin sağlıklı düşündüğünden şüphe edilir. Ülkedeki gelişmelerden bu kadar duyarsız olanlar ya rakamları okumuyor, ya dünyadan habersiz, ya vatandaşın sesini duymuyor, ya da beceriksiz... Şimdi bunları hükümete yakıştırmak istemiyoruz ama yüzbinlerce esnafın derdine de bir çare bulmak gerekiyor. Aklın yolu birdir. İşte, bedelli askerlik yasası çıkarılıyor ve Hazine''ye 3 milyar mark giriyor. Esnaf ve KOBİ''ler de; "Ana paraları verelim. Borçları da belli bir oranda ödeyip, bu sayfayı kapatalım" diyor. Matrahları arttırıp, defterleri yakmayı teklif ediyorlar. Hem esnafı, hem Maliye''yi rahatlatacak bu malî affı çıkarmanın tam zamanı. Ekim''e kadar bu meselenin de hale yola sokulması gerekiyor.

Zeki Celep''e teşekkür Balkanların en büyük iş merkezinde çalışıyor ve işe yakın bir sitede oturuyorum. İhlâs Holding Merkez Binası''nı da, oturduğumuz İhlâs Yuva Sitesi''ni de müteahhit Zeki Celep inşa etti. İhlâs Holding İnşaat Grup Başkanı Zeki Celep''in en büyük hususiyeti söz dinlemek. Yönetim Kurulu Başkanımız Enver Ören; "İtibarımız paramızdan önemlidir" dedi ve hepimiz bu sözü çerçeveletip, duvara astık. Kısa ve öz ama çok şey ifade eden bu sözü çoğumuz sadece okuduk. Zeki Celep ise İhlâs Holding''in anayasası sayılan bu sözün ticarî ve ahlâkî boyutunu en iyi anlayan ilk 5 kişiden birisi diye düşünüyorum. Holding binası ve bizim site, depremde en ufak bir hasar görmedi. Kuzuluk Kaplıcaları, Armutlu Tesisleri de öyle... Ha, İhlâs Marmara Evleri''ni unuttum; orada da en ufak bir hasar yok... Hemen hemen 24 saatin geçtiği iş ve evde güvenli olarak yaşayabilmek çok önemli. Bize böyle bir imkân sunduğu için Zeki Celep''e teşekkür ediyorum. 3-4 milyar liraya vatandaşa çürük ev pazarlayan ve yüzlerce insanın enkaz altında kalmasına sebep olanları görünce Zeki Celep gibilerin önemini bir kez daha anladık.