Kaydet
a- | +A

Her mesleğin müşteri kaybedeceğini düşünürdüm de, berberin müşterisiz kalacağı aklıma gelmezdi. Öyle ya, bu kadar insanda kafa yerinde duruyor, saç uzuyor. Saçı uzayan da elbette berber koltuğuna oturur, değil mi?.. Kazın ayağı öyle değilmiş!.. Saç uzasa da, ayda bir berbere uğrayan, bu süreyi 45 güne çıkarıyor. Daha da olmazsa 2 ayda bir berbere gidiyor... Tıraş olmak, biraz da moralle ilgili. Adamın morali yerinde değilse, saç sakal birbirine karışmış vaziyette dolaşmak daha hoş geliyor. Bunu 10 günlük iznimde öğrendim. Mayıs başında izine ayrılınca denize gidemiyorsun, yaylaya çıkamıyorsun. Bir defa çıkmış da olunca kendimi esnafın arasına vurdum. Bakkal, terzi, manav, nalbur, büfe gibi küçük esnafın derdini dinledim. Bir vur, bin ah işit!.. Krizde hepsinin işi yavaşlamış. Vergi memurları en devâmlı ziyaretçileri olmuş. Ceza kesen, ''Vergi dairesine gel'' diye not bırakan bırakana. Kira, stopaj, peşin vergi, meslek odası aidatı, elektrik, su parası, gelir vergisi derken esnaf canından bezmiş. Bu kesim zaten kredi kullanmayan, öz sermayesi ve emeğiyle geçinen insanlar... Çok esnaf havlu atmış ve kapısına kilit vurup, işsizler ordusuna katılmış. Boşalan işyerlerine kiracı çıkmadığı için, tozlu kepenkler insanın göz zevkini bozuyor. Kiralar düşmüş, dükkan fiyatları yarı yarıya inmiş. İnşaat sektörünün durumu hiç de iç açıcı değil. Bir bina 100''e mal oluyorsa, hazırı 40''a, 50''ye alınabiliyor. Esnaf öyle de sanayici farklı mı? Hayır... Tekstil silinmiş... Konfeksiyoncu, Uzakdoğu tekstiliyle karma yapıp, pazarı korumaya çalışıyor. Bir kısmı da Uzakdoğu''da üretim yapıp, batıya satıyor. Banka kredi faizleri çok yüksek ve ha deyince kredi alamayan konfeksiyoncu iç piyasaya ve dış pazara ucuz mal dayanıyor. Maksat kâr değil, çarkı döndürmek... Stokta mal tutmak el yakıyor. Sanayici ve esnaf stoktaki mala 3 ayda yüzde 70 faiz ödemek yerine, yüzde 50 ucuz satarak kârlı duruma geçiyor. Otomobil, deri, beyaz eşya gibi sektörler de şaşkınlıktan ne yapacağını bilemiyor. Eskiden otomobilde ikinci el vardı ve o piyasa sektörün belkemiği idi. Şimdi yeni otomobilin fiyatı bile düşüyor, onun için ikinci ele kimse bakmıyor. Orta ölçekli işletmeler kredi kullanmaya hevesli ama bankaların ipotek gibi teminat istemesi, şirketlerin elini kolunu bağlıyor.

Turizmde ise işler iyice sarpa sardı. Delinin biri kuyuya bir taş attı, 40 turizmci çıkarmaya çalışıyor. Elin memleketinde senede yüzlerce, binlerce turist ölüyor; kimse duymuyor. Bizde ise tam tersi, gelen adam hayatından memnun ama ''terör turizmi vurdu'' yaygaraları Avrupa''yı aştı ABD''nin ağzına sakız oldu. Herhalde büyüklerimiz; "Ne olur ne olmaz. Turistleri ikaz edelim. Adamlar geldiğinde başlarına bir şey gelir, mahcup oluruz(!)" diye düşünmüş olacaklar ki, sun''i terör olayını Sağır Sultan''a duyurduk. İşleri bozmaktaki başarımızla ne kadar övünsek azdır!..

VURUN ABALIYA Bankalar, bugünlerde yerden yere vuruluyor ama onlar da çaresiz. ''Vurun abalıya'' diyen bankalara bindiriyor ama hepsi stres atmak için... Bankaların büyük ekseriyeti 2000''li yıllara hazırlanıyor. Her biri internet bankacılığına geçti. Bütün sistemlerini esnafa, sanayiciye kredi vermek ve onlara danışmanlık yapmak için revize ettiler. Yüzmilyonlarca dolarlık yatırım yapan bankalar, müşterilerine daha iyi hizmet sunmak, tüketici ve sanayiciye kredi vermek için lâzım olan altyapıyı kurdu. Fakat parayı devlet tahvili ve bonosuna yatırıyorlar. Dünyanın hiçbir yerinde, ''Ahmet Bey''e kredi vermek için sistem kurup, ''Devlet Baba''ya para kullandırılmaz ama burası Türkiye. Bizde böyle abicim... Devlet ne derse o!.. Bankaların hiçbiri gidişattan memnun değil. Hemen hemen her holdingin bir bankası var. Kendi şirketlerine belki yüzde 5 kredi kullandırıyorlar ama geriye kalan yüzde 95''i esnafa, sanayiciye, ihracatçıya veremiyorlar. Enflasyonun iki katını aşan faizlerle hangi babayiğit sanayiciye kredi verir, verse de hangi sanayici o krediyi geri ödeyebilir?..

PARA BEKLİYOR Tüketici ve küçük tasarruf sahipleri ise beklemede. Vatandaş parasını bankaya yatırdı, bekliyor. Son günlerde banka mevduat artışlarının esas sebebi, vatandaşın nakitte kalma tercihinden kaynaklanıyor. Gelişmelere göre, hazır parasını alan bir taraflara kayacak. İşler yolunda gitmezse, para, dışarıya vın; hükümet kurulur ve siyasi istikrar gelirse, hükümetin gösterdiği yere hücum edecek!.. Geçmişte benzin istasyonları, kredi kartından komisyon alıyordu. Bu uygulama 1 sene kadar devâm etti ve sonra diğer ürünlerde olduğu gibi sıfırlandı. Adamlar, senelerdir, istasyonlara logolarından büyük ''kredi kartına 0 komisyon'' diye pankart asıyorlar ama belleklerde bozulan imajı düzeltemiyorlar... Dibine kezzap döküp, fidanları kurutan kötü komşu gibi, esnafa vergi salıp, ''nereden buldun diye soracağım'' fermanı çıkaran Maliye, yaptığı işin yanlış olduğunu görüp; kimseye bir şey sormuyor ama vatandaş bir defa ürkütüldü. Kimse ne bina, ne otomobil alıyor... Ne de, ''nereden buldun diye sorarlar'' korkusuyla parasını bankaya yatırıyor!..

MORALİM BOZULDU Piyasayı dolaştıkça moralim bozuldu. Esnafı, sanayiciyi, ihracatçıyı bıraktım. Kendimi 5 yıldızlı otellerin bulunduğu Taksim, Beşiktaş ve Florya taraflarına attım. Ohhooo... Hayat buralarda. Hani, ''vur patlasın, çal oynasın'' derler ya, aynen öyle. Daha otellerin kapısında şen kahkahaları duymak mümkün. Lobiler, cıvıl cıvıl... Merter, Eminönü, Güneşli ile bu mekanların hiç ilgisi yok. Esnaf, ''eve ne götüreceğim?'' derdinde; sanayici, ''işler ne zaman açılacak?'' düşüncesinde; buradakiler de; ''ne yesem de şişmanlamasam'' paniğinde!.. Sırtını devlete dayayanlar, mesleki oda ve birlik kuruluşlarından beslenenler ise, 5 yıldızlı mekanlarda, 5 yıldızlı hayat sürüyor. Tombul parmaklarının arasına purosunu alan ve kasıla kasıla dumanını havaya savuran bu değerli zevatımız hep, "Yeni kurulacak koalisyon hükümetinde hangi partiler yer alacak?" sorusunun cevabını arıyor ve kürsülere çıkıp; "Bu memleketin kurtuluş formülü bende" diye, nutuk atıyorlar.

İYİSİ DE VAR Piyasanın hepsi kötü mü? Asla değil. Sabancı gibi devler, yabancı ortaklarla işi pişirenler istikrarı yakalamış. Ülkedeki çalkantıdan etkilenmiyor. Sabancı bugün, Türkiye''nin en akıllı sanayicisi. Pazarı da, fabrikayı da, bilgiyi de, teknolojiyi de paylaşıyor. Bir kısmı şimdi şimdi Sabancı''yı taklit ediyor ve köşeyi dönüyor. Türkiye''de marka yok, patent nanay, bilgi birikimi kıt, tecrübe senelerle sınırlı... Bir kısım sanayici, şirket evliliği düşünüyor. Yabancılarla ortaklık yollarını arıyor. Lisan bilen, yol yordam tanıyan kişileri istihdam ediyor veya danışman tutuyor. Bu heyecan ve azimle bir yerlere koşuyorlar. Bir de patenti yabancıya ait olan mal ve hizmeti Türkiye pazarına getirenler var. Bu işe, ''franchising sistemi'' diyorlar.

Hamburgerden dondurmaya, ayakkabıdan gömleğe, salçadan turşuya kadar geniş bir yelpazesi olan franchising sistemi yayılıyor. Elin adamı tecrübesini, bilgisini bir araya toplayıp isim olmuş, imaj meydana getirmiş ve belli standartları yakalamış. Sen de onu alıp, kullanıyorsun. Şimdi piyasada, franchising modası esiyor. Pazarını başka markalara veriyorsun. Doğru mu, yanlış mı bilemem. Ondan büyüklerimiz anlar ama gördüğüm kadarıyla bu iş yaygınlaşıyor. Avrupa''da 50 yıldır işleyen franchising sistemi Türkiye''ye girdi ve işin bir ucundan tutan, kazanıyor.

Kitap tanıtımı İletişim, teknoloji, yönetim, insan kaynaklarıyla ilgili kitaplardan sık sık bahsediyorum. Bazılarının altını çize çize, ''Bu kitabı okuyun'' diyorum. Sakın, kitap okuyunca hemen iyi bir yönetici olunacağını savunduğumu zannetmeyin. Asla öyle bir iddiam yok. Tecrübe, birikim, zeka, pratik düşünme, insanlara güvenme gibi birçok faktör bir araya gelince iyi yönetici olunur. İnsanlar, kendisini yenilediği müddetçe de bu iyi yöneticiliği gelişir. Şayet bir insan, ''Her şeyi biliyorum, ben oldum'' derse; işte o zaman ayvayı yer!.. Tavsiye ettiğim kitapları biraz da, ''Yahu dünyada neler varmış, analar ne cevherler doğurmuş'' diyesiniz diye yazıyorum. İşte böyle bir kaç kitap. İş Bankası Kültür Yayınları tarafından, 21. yüzyıl yolculuğunda bir kılavuz kitap olan Yüzyılın Sonu piyasaya sürüldü. Diğer taraftan, Erdemir de rahat durmadı ve çok değerli kitapları Türkçe''ye tercüme ederek, genç yöneticilere taze soluk kazandırdı. Özgüven, Kendi Gücünüzü Keşfedin gibi faydalı kitaplar piyasaya çıktı. Vaktinizi boşa geçirmezsiniz, bu kitapları okuyun.