Türk toplumunun kemikleşmiş bazı kötü alışkanlıkları var ki, değiştirmek pek mümkün olmuyor. İşadamı krediyi aldı, projeye ardından hazırladı. Maksat, görüntüyü kurtarmak, şartlar yerine getirilmiş olsun!..... Borsa''da yatırımcı, tiyo bekledi. Şirketlerin piyasa değerini araştırmak kimsenin aklına gelmedi. Geldiyse de önemsemedi... Dün öyleydi, bugün de öyle... Üretmeye değil, bölüşmeye talibiz!.. ''IMF ile Stand- by anlaşması yapıldı faizler inecek'' denildi; iniş hızına IMF bile şaşırdı. Şimdi yüzde 30''lara inen faizler tekrar 40''lara çıkarılıyor. Repo ortalaması ise bileşik yüzde 40''lardan yüzde 50''lere tırmandı. Bu gelişmelerin altındaki gerçek sebep nedir?.. Faizler yine yükselecek mi?.. Yüzde 30 mu doğru idi, yüzde 40 mı?.. Herkesin kafası karışık.
Tüketim iştahı Faizler düşünce toplumun tüketim iştahı kabardı. Sanayiciye yatırım heyecanı geldi. Elindeki parayı satamayacağından korkan bankalar tüketici kredilerine yol verdi. Öbür taraftan ABD''de faizlerin yükselmesi de TL faizlerinin yükselmesine sebep oldu. Dünya küçüldü. Global ekonomide Japonya''da olan Avrupa''yı, Amerika''da olan Türkiye''yi anında etkiliyor. Şayet sistemin ucu elinizde ise, taşları yerli yerine oturtmanız mümkün. Bunu yapmak için oyunu kuralına göre oynamak lâzım. Türkiye''de oyunun şartlarını koyanlar da, oyuncular da gerçeklere göre değil, psikolojiye göre oynamayı seviyor.
Kötü alışkanlıklar Tarımda köylüyü ''oy ver, kredi al''a, esnafı ''Vergi verme oy ver'' e alıştıran siyasetçiler; şimdi bu çemberi kırmayı çalışıyor. Veyahutta fazla yara almadan vaziyeti kurtarmaya uğraşıyor. Stand-by anlaşmasının daha başındayız. Bizler hissi toplum olduğumuz için daha yolun başında, ''Her şey halloldu. Faizler düştü, enflasyon bitti'' havasına girdik ve yiyip içmeye, gelişi güzel yatırım yapmaya başladık. İthalat patladı. 3 senelik programı, özelleştirmeyi, kamu bankalarının görev zararlarını, fon yönetimindeki bankaları, sosyal güvenlik ve tarım reformunu unuttuk. İşin başında zafer sarhoşu olduk.
Dikkatli olalım Bunda siyasetçinin, medyanın ve gönüllü kuruluşların kusuru olduğunu düşünüyorum. Hükümeti destekliyoruz ama sadece reformları yapmaya kararlı olduğu için ve bu cesareti gösterdiği için desteklemeliyiz ancak; neleri yapıp neleri yapmadığını da denetlemeliyiz. Bugün yabancı yatırımcı geliyor ve borsa şirketlerinin piyasa değerini hesap ettiriyor. Bu araştırmalar, şirketlerin piyasa değerini yüksek gösteriyor. Demek ki borsada düşüşler yaşanabilir. Para getirmek istiyor, risk kalktı mı diye araştırma yaptırıyor. Riskin devâm ettiğini görüyor.
Havaya girdik Biz bu yabancı kurum ve kuruluşlarla iş yapacağız. Şayet onlar tatmin olmazsa, bizim kendi kendimize gelin güveyi olmamızın hiç bir kıymeti harbiyesi yok. Komşularımızla ticari anlaşmalar yapmadan, enerji ihalelerini tamamlamadan, borç ve iç borca çare bulmadan, kamuyu küçültmeden bu ülkede rahat yok. Bütün bunları aşacak bir potansiyelimiz var. Bu potansiyeli ateşlememiz ve 3 senelik tünelden geçmemiz gerekiyor. İşin başındayken havaya girmek ne siyasetçiye, ne vatandaşa, ne bürokrata, ne de gelecek nesillere fayda vermez. Aklımızı başımıza toplayalım ve sistemi işletelim. Daha yolun başındayız. İşler yoluna girdi diye herkes bir şey istemeye başladı. Sanayici bugünlerde yatırımı değil, değişimi düşünmeli, yeniden yapılanmanın yolunu aramalı.

