Kaydet
a- | +A

Bazen kelimelere takılıp kalıyoruz. Talebe, imtihanda hocasına; "Koşul demem şart mı hocam" diye sormuş da hoca, "Şart evladım şart" demiş. Zorunlu Tasarruf Fonu''na da ben takıldım. Mecburinin yerini zorunlunun aldığını, metazoriyle hiç alakâsının olmadığını biliyorum. Tasarrufta herhangi bir problem yok. Fon ise, tasarrufların toplandığı hesap... Buraya kadar olanı öyle veya böyle çözdüm. Kelime olarak manası ortaya çıktı. Şimdi biraz da muhteviyatına bakalım: Zorunlu Tasarruf Fonu çıktığında hepimiz, "Devletimizin inceliğine bakın" dedik: "Vatandaşını nasıl da düşünüyor" diye sesimizi dünya aleme duyurmak için çırpındık durduk. Öyle ya; bizim gönüllü yapamadığımızı, devletimiz bize mecburiyetten yaptırıyor.

DEVLETE GÜVEN Maaşın 3-5 kuruşunu bir köşeye koymayı düşünemeyebiliriz, düşünsek de tembelliğimizden yapmayız. Biraz işverenden, biraz işçiden kesip; kara gün dostu olarak bir köşede saklıyor. Böyle alicenaplık karşısında hep ezildik ama "Devlet babadır" diye yapılanlardan dolayı komplekse girmedik. "Devletimiz bize eskiden yerli malı haftası yaptığı gibi, şimdi de tasarruf günleri yapıyor. Paranın kıymetini gösteriyor" düşüncesiyle, yapılanları ev ödevi kabûl ettik. Aile fertleriyle oturup, yemek masasının üstünde fasulye sayıp, devletimizin ne demek istediğini çocuklarımıza anlattık. Fasulyeyi aşırmak isteyen afacanların eline vurup, "İşin ciddiyetini bozma" diye azarladık. Devletimiz onca işinin arasında o paraları unutur mu, sorusu asla aklımıza gelmedi. Devletimize güvenimiz tamdı. Yiğidi öldür de hakkını yeme derler. Devlet yetkilileri de, o paraları hiç unutmadı. Üstüste yığıp, küflenmeye bırakmadı. Harmanlara serdi, güneşlendirdi; rutubetten korudu. Aman bir hata yapmayayım, diye gün aşırı saydı ve hesapta bir hata olmasını önledi. Uçup gider korkusuyla, banknotları rüzgara karşı tutmadı.

PARALARIMIZI DEĞERLENDİRDİ Enflasyona karşı, dövizdeki artışa karşı, borsadaki yükselişe karşı hep titiz davrandı. En yüksek kazanç nerede ise paralarımızı orada nemalandırdı. Böyle fedakâr, böyle ciddi bir devlete sahip olduğumuz için hep gurur duyduk. Bizi muhanete muhtaç etmeyen bir devletimiz var, diye başımızı yastığa koyup, rahat uyuduk. Ne olduysa, depremle oldu. Marmara Bölgesi''nde yüz binlerce işçimiz evinden, işinden, parasından oldu. Mağdurlar Kızılay çadırlarına bile sığmadı da, devletimiz vatandaştan ve yabancı ülkelerden çadır almak mecburiyetinde kaldı. Devlet dediğin öyle olur. Vatandaşını sokakta bırakacak değil ya!.. Çadır, erzak, ısınma, su, yol, enkaz kaldırma işiyle uğraşan devletimiz, zorunlu tasarrufları unuttu!.. Parasızlık başına vuran bazı işçilerimiz, iyi niyetle kalkıp; "Ey benim güzel devletim. Ne diye telaşlanıyorsun. Başına karalar bağlıyorsun. Hani, bizlerden böyle günler için topladığın zorunlular vardı ya, onları ver; biz başımızın çaresine bakalım" dedi. Eyvah!.. Devletimiz, para kasasının anahtarını nereye koyduğunu bulamıyor!.. Sağa sola tellallar çıkardı. "Anahtarın yerini bilen varsa, haber versin" diye sokaklarda davullar çaldırdı ama henüz bir haber çıkmadı. Devlet üzgün, vatandaş bekliyor. Anahtar bulunmadı diye devletin üzülmesini anlıyorum da vatandaşın neyi beklediğini bir türlü anlayamıyorum!.. Zorunlu tasarruf hangi günlerde tasarrufçunun yanında olacak? Anlayan varsa beri gelsin.

Paris yolunda Dünyanın en büyük yapı fuarı Paris''te açılıyor. Dünya devlerinin milenyum hazırlıklarını görüp, sizlere aktarmak için Paris''e uçuyorum. 2000''li yıllarda daha sağlam ve kullanışlı binaların yapılması için hangi ürünlerin geliştirildiğini göreceğim. İnşaat ve yapı ürünlerinde dünya lideri olan ve 10 senedir Türkiye''nin de yakından tanıdığı Lafarge, Paris''teki Batimat''99 Fuarı''na iştirak ediyor. Fuarda gördüğüm değişiklikleri dönüşümde size aktaracağım. Bir de Türkiye''deki betonlaşmanın sebebini şimdiye kadar çözebilmiş değilim. Türkiye''nin müteahhitlik sektöründe dünyanın sayılı ülkeleri arasına girdiğini biliyoruz. Ürettiğimiz ve kullandığımız yapı ürünleri ile dünyanın neresindeyiz?.. Bu soruların cevabını da Batimat''99 Fuarı''nda bulabileceğimi ümit ediyorum.

Kırk satır mı kırk katır mı? Hükümet Ankara''da stand-by için IMF ile cebelleşiyor. Stand-by anlaşması yapılması halinde IMF kredi musluklarını açacak. Dünya Bankası da kredi vermek için stand-by''ı bekliyor. Borsa''ya sıcak para gelişi, kredi faizlerinin düşüşü, enflasyon... hepsi ama hepsi IMF ile yapılacak olan anlaşmaya endekslendi. 2000''e stand-by''la girersek; "İlk çeyrekte yabancı yatırımcı gelir. İkinci çeyrekte, özelleştirme ile soluk alınır. Üçüncü çeyrekte Hazine''de likidite bollaşır. Dördüncü çeyrekte de enflasyon düşüşü hızlanır" deniliyor. Buraya kadarı çok iyi. Ancak iktidar, IMF''nin; "Stand-by''dan sonra kredi veririm ama parayı nerede harcadığına bakarım" demesine bozuluyor ve bu şartı kırk satırdan keskin buluyor. Ya stand-by olmazsa?.. İşte o zaman da mali yükler kırk katırdan ağır oluyor. Nasıl olmasın ki?!. Enflasyon kontrolden çıkacak, kredi bulmak zorlaşacak, yatırımların hepsi duracak, bankaların sendikasyon kredilerini ödemeleri imkânsızlaşacak, kamu personel maaşlarını ödemekte aciz kalacak, işsizlik daha da artacak ve sonuçta belki de devlet, konsolidasyon ilân edecek. Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükersen bıyık. Kritik günler. Türkiye nefesi tuttu, bekliyor.

Davul ve tokmak Hazine DSP''nin, Maliye ANAP''ın, Sanayi ve Ticaret, Tarım ve Köyişleri, Ulaştırma, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı, gibi yatırımcı bakanlıklar da MHP''nin. Koalisyon ortakları arasında bakanlıkların dağılımı böyle. Milli Eğitim ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı gibi yatırım bekleyen bakanlıklar olsa da, ''Eğitime Katkı Payı'' olarak uçan kuştan para kesiliyor. Enerji yatırımları ise yap-işlet-devret modeli ile ivme kazanmak için yabancı yatırımcıları bekliyor. Onun için DSP ve ANAP''ın işi biraz daha kolay. Diğer tarafta kurt kapana kısıldı. "Yarım kalmış kooperatiflere biraz para" diye Hazine''ye koşuyor: Reddediliyor. "Çiftçinin alacağını ödeyelim" diye çırpınıyor: "Para yok" cevabını alıyor. "Yarım kalan organize sanayi bölgelerini bitirelim" diye atak yapıyor: "Ülkenin durumunu görüyorsunuz" denilip, geri çevriliyor. Davul birinde, tokmak öbüründe. Davulcunun çırpısı ise MHP''de. Alttan alta vurulan çırpının sesinden ne olur?.. MHP''nin işi pek zor. IMF, postu Ankara''ya serdi: "Vergi oranlarını arttırın. Tarım ürünlerine verilen sübvansiyonları düşürün. İşsizliğin artmasına, kapanan işletmelerin çokluğuna aldırmayın" diye çan çan etmesi; MHP''lilerin kafasında balyoz etkisi yapıyor. Öbür taraftan vatandaş da ne yapacağını şaşırdı. Memur, zamları yetersiz buldu ve sokakta hak aramaya başladı. İşçi, sosyal güvenlik haklarını geri istiyor. Esnaf, "Yeni bir vergi ikinci yıkım olur" diye feryat ediyor. Esnafa, köylüye, sanatkâra MHP muhatap. Para musluklarına en uzak olan ise yine MHP... IMF ile stand-by anlaşması yapılırsa; 2000 yılında kredi muslukları açılacak. Türkiye''ye yatırımcı akacak. Faizler düşecek. Enflasyon gerileyecek. Bunlar olacak ama esnafa, köylüye yine bir şey yok. MHP çok ciddi bir imtihandan geçiyor. Türkiye, 2000''in eşiğinde zor viraja girdi. Şoförün ustalığı kadar, soğukkanlılığı da önemli. Gaza biri, frene öbürü basarsa virajdan nasıl çıkılır? Herkes bunu merâk ediyor.