Bir, iki, üç, dört duvar; bir tavan ve bir de taban... Altı pres altında eziliyor gibiyim! ..... Her yanım taş; her yanım renksizlik, her yanım sessizlik ve her yanım nefessizlik!.. * * * Ölüp ölmediğimi anlamak için nabzımı kollayan duvar, alnından bir sıkıntı damlası düşürüyor göğsüme; Zehirli bir akrep gibi... ..... Kavruluyorum; Kıvranıyorum... * * * Terliyorum... Ve vıcık vıcık terliyor bütün duvarlar şimdi... Sarkıtlar oluşuyor tuz kristallerinden; Bana doğru!.. Ve ben, zeminden yükselen dikitlere saplanmış halde yatıyorum... Vücudum, bütün kılları kör bir usturayla kazınmış... Ve boylu boyunca tuzlu bir turşu suyuna yatırılmış gibi; Yanıyorum!.. Yeni dikitler peydah olup dalıyorlar içime... Ve sarkıtlar; uzuyoor, uzuyor bana doğru. Kulaklarım, sanki kendi sesimden sağır; Her hücrem ayrı çığlık atıyor!.. * * * Gözlerim açılıyor... Karşımda iki küçük pencere... Masmavi... Görüyorum. ..... Gözlerim açılıyor; Hıçkıra hıçkıra, sarsıla sarsıla kapanmak isteyerek... ..... Gözlerim açılıyor... Çiçek kokularının geçtiğini düşünüyorum şimdi iki mavi penceremin önünden... Ardından sevda türkülerinin tüttüğünü düşünüyorum... Ve kuşların ismini yazdığını düşünüyorum kanatlarıyla boşluğa; Ve gördüğüm mavinin cismini düşünüyorum; derinliğini, genişliğini... Sonra, bu mavinin ne kadar yeşil, ne kadar ela, ne kadar diğer renkler olduğunu düşünüyorum... * * * Kollarım yetmiyor... Uzanabilsem... Yetişebilsem pencerelere; maviye dokunabileceğimi düşünüyorum... Bir avuç mavi alabileceğimi düşünüyorum ordan; Ve yüzümü yıkayabileceğimi düşünüyorum. * * * Şimdi, bir bulut giriyor sanki mavimle güneşin arasına...
Şimdi, sanki nemleniyor bütün derinlik... Şimdi, kararıyor sanki; korkutmak istercesine beni... Şimdi, pencerem bir tarafından tutuşmuşçasına aydınlık basıyor... Ve karanlıklara doğru hücum ediyor ışıklar; El ele tutuşuyorlar... Gökkuşağı oluyorlar... ..... Aydınlanıyor gözlerin... Aydınlanıyor gözlerim... * * * Bir, iki, üç, dört duvar; bir tavan ve bir de taban... Her yanım taş; her yanım renksizlik, her yanım sessizlik ve her yanım nefessizlik... Altı yanımdaki preslerin altında eziliyor gibiyim!.. ..... Ama her gözlerimi açıp baktığımda; karşımda iki küçük pencere... Masmavi... Görüyorum. Çiçek kokularının geçtiğini düşünüyorum iki mavi penceremin önünden... Ardından sevda türkülerinin tüttüğünü düşünüyorum...Ve kuşların ismini yazdığını düşünüyorum kanatlarıyla boşluğa; Ve gördüğüm mavinin cismini düşünüyorum; derinliğini, genişliğini... Yetse kollarım, uzanabilsem, yetişebilsem pencerelere; maviye dokunabileceğimi düşünüyorum... Alıp bir avuç mavi, yüzümü yıkayabileceğimi düşünüyorum... * * * Bana, hücremin bir de dışı olduğunu söyleyen... Ve dışarısıyla içerisi arasındaki irtibatı sağlayan bu pencerelerin, kör tuğlalarla örülmemesi gerektiğini düşünüyorum. ..... Anlıyorum; anlıyorsun... ..... Aydınlanıyor gözlerin; Ve aydınlanıyor gözlerim.

