Kaydet
a- | +A

Aşk; Koca bir sahra topunun ağır güllesiydi, kucağımda taşıdığım...

?..

*

Kucağımda taşıyorken aşkı, ağır güllesi gibi koca bir sahra topunun; yıkıldım sırtüstü...

Kocca gülle de, bir gözyaşı damlası gibi vurdu göğsüme!..

Üzerine kor düşmüş pamuk yığını gibi, delindim!..

Ve, mendile doldurulmuş kezzap gibi aktı içim;

Yerlere serildim!..

*

Kızgın bıçaklar ile dilinmeye başlandı benden sonra, peynir ve tereyağı kalıpları...

Paramparçalanmanın ismi oldum, dilimdilimlenmelere adım kondu!..

*

Aşk; ateş giyinmiş bir demir güllenin surları delişiydi, burçları devirip kuleleri indirişiydi...

Aşk; bir tavşan yavrusunun mızrakla avlanışıydı.

.....

Eyy gidi çâresizlik!..

Sivri dişi, pençesi, zehri ve iğnesi hatta kükremesi bile olmamaktı, bu ahvâl...

Kanat açıp kaçamamaktı...

Sadece, hıçkırmaktı!

*

Saza geçmiş bir balık yavrusuydum artık!

*

Gördüğüm, kokladığım, ama tadını damağımda hissettiğim an sanki çarpıldığım, veya yıldırımları başıma isabet aldığım bir haldi bu...

Hani su?..

Ve şimdi hani, diğer balıklar?..

.....

Ölmek, ve aşk nasıl şey?..

*

Titriyordum...

Önce damağına lezzet sürülüp, sonra saza geçirilen bir yavru balıktım artık;

Yani, kızgın yağa müstahak!..

.....

Aaaaah!..