Kaydet
a- | +A

(...ya da "satır araları")

Bir tren, işte, şu yana gider...

Binsen de, binmesen de; ona akıl versen de vermesen de!..

.....

(Sadece bunu bile; dinlemek de, anlamak da, anlatmak da ve tam kalbinden kabul etmek de zor...

Değil mi?)

*

Al bakalım, bir mermi sana...

Koy bunu silahına, ve tek tek vur karşındaki ordunun bütün askerlerini, hem de alınlarından!..

.....

(Bu da zor, değil mi;

Ardında kalanlar sağ olsun ve yaptıkları bal olsun diye, kendi canının bağlı olduğu iğneyi tereddüt etmeden kullanan arıları tanımayan kimseler için?..)

*

Dur, daha bitmedi: Aşkı "cıs" bileceksin! Kendin işte bu cıs ile yanacak ve insanların yüreğini ısıtacak ateşin...

.....

İyi de, bunlar nasıl olacak?

Söylemiştim "zor" diye; anlamak da, anlatmak da!..

Yani... Koca bir ağacın olgun meyvelerinden üç tanesini delseler ve dilinin üstüne her birinden birer damla dokunsa...

BİRİNCİ DAMLA: Konuşup durma; varmak istediğin yere gidenlerin arasına katıl...

İKİNCİ DAMLA: Düşünüp durma; zaman sana gülmüş ve kader Hasan''lardan birine "Ulu bahtlı" olmayı münasip görmüşse; yapman gerekeni yap... Ki, ardından koşanlar da yapmaları gerekeni yapabilsinler!

ÜÇÜNCÜ DAMLA: Aşkı bil ve bildir... Aşkı bilmek; ateşi bulmak gibidir! Altından kömüre, zülfikardan çeşmibülbüle kadar ateşten geçmeden gelen kim?..

*

Bunların da özeti artık bir babanın, bir öğretmenin, bir patronun kestirme, duygusuz ifadesine benzer ki, şudur: "Sus!.. Yap!.. İste!.."

Veya: "Gönül hoşluğuyla, gitmen gereken tarafa yürü!"

(Aynen böyle deseydim; daha mı iyi olurdu? Acaba kimler rağbet ederdi bu sıradan ifadelere ve şu üç kelimeye kimler, hangi gözle bakardı?)

Doktorun reçete üstüne yazdığı yazıda başlıyor ya çoğu tedavi; onun gibi!..

Önemli olan; inleyen hastanın okumaya çalıştığı yazıyı anlaması değil, ilacın gideceği yeri bilmesi!..

*

Bir gün;

Sen, okumana bak, demişlerdi bana...

Okuduğun satırları anlamasan bile, anlaman gerekenleri satır araları öğretir sana!..