Merhaba! Daha önce de bahsettik... Haber, gazetecinin elinde bir emanettir. Haberin ''gen''leriyle oynamak emanete hıyanettir. * * * Geçen hafta dünyamız, hayatının en önemli gelişmelerinden birine sahne oldu. İnsanın ''gen'' dediğimiz yapı taşları arasında zaten mevcut olan kombinezonun büyük bir bölümü keşfedilmişti. Bu, henüz çaresi bulunamayan birçok "Hastalığa çare" demekti. Fakat, bu araştırmaları yürüten ekipler de, sonuçları dünyaya ilan eden devlet başkanları da hiç bir zaman "İnsanın ömrü uzayacak, hedef ilk etapta 500, bilahare ise 1200 yıl..." gibi bir palavradan bahsetmediler. "Kaliteli yaşam"dan; yani insanın, ''belli'' olan ömrünü, tıptaki yeni gelişmeler ışığında daha sağlıklı şekilde tamamlayabileceğinden söz edildi. Ama hiçbir otorite, insan ömrünün üçe-beşe katlanacağından bahsetmedi. Haber harcandı... Olayın bizim basınımıza intikali ise sorumluluktan uzak, sansasyona yönelik biçimde gerçekleşti. Sanki hasta olmayan insanlar ölmüyormuş gibi millete asırlık ''hayat çekleri'' dağıtılmaya başlandı. Bazı basın-yayın organlarımız ise caddelere fırlayarak, vatandaşlara 1200 yıl yaşamak isteyip istemediklerini sordu. Böyle önemli bir gelişme, uzun yaşama hayallerine alet edilerek basitleştirildi. Velhasıl, bir haberin ''namusu'' ile nasıl oynandığına geçen hafta bir kere daha şahit olduk. "Ek"ler haftası... "Çıktı, çıkacak" derken 25. sayısına ulaştığımız Türkiye 2000''in, ''farklı'' bir magazin eki olacağını, ilk günlerde söylemiştik. Sizlerden aldığımız değerlendirmeler ışığında her sayıyı biraz daha mükemmel yapmaya çalıştık. Son zamanlarda çok olumlu tepkiler alıyoruz. Artık, Türkiye 2000 tiryakiliği dönemi başladı ki, hedefe ulaştık demektir. Başta Haberler Koordinatörümüz Murat Başaran olmak üzere bütün magazin ekibimize ve emeği geçen herkese teşekkür ediyor, gayretlerinin devamını diliyoruz. Daha neler neler... İstanbul''daki okuyucularımız ''özel'' eklerinin ilk sayısıyla tanıştı. Şimdilik 12 sayfa olarak başlayan haftalık Türkiye İstanbul ekimizde, günlük hayatlarını kolaylaştıran birçok şeyi bulan İstanbullu okuyucularımız, böyle bir ek ile daha sık periyotta görüşmek istediklerini belirtiyor. Bizim için bir ''teveccüh'' olan bu isteği değerlendiriyoruz. * * * Ayrıca Cuma günü yedincisini yayınladığımız "Ticari Araçlar" ekimiz artık sektörde ''aranan bir otorite'' olarak yerini aldı. Yine geçen hafta tanıştığınız "Digital Dünya" ekimiz ile de ülkemizde sür''atle yaygınlaşan sanal hayattaki son gelişmeleri, sektörün ileri gelenlerinin faaliyet ve düşüncelerini sizlere ulaştırdık. Sektörel eklerimiz de artarak devam edecek. İçerik desteğini sağlayan Reklam Koordinatörlüğü''ne ve teknik sorumluluğu yüklenen arkadaşlarımıza şükranlarımızı sunuyoruz. Yine deprem... Depremi, değişik vesilelerle sık sık hatırlatıyoruz. Amacımız moral bozmak değil... Ama sayın A. Mete Işıkara, bilmem kaç bininci kere "Depremle yaşamasını öğrenmeliyiz" dedi. Bunu anlamalıyız. İşte bu haftaki dizi yazımızın konusu da deprem... Ama bu sefer depremi çok farklı bir yönüyle; duygusal hatıralarla gündeme getiriyoruz. Büyük felâketi yaşayanların başından geçen o kadar ilginç şeyler var ki... Depremi rüyasında görenler, enkaz altında son nefesini solurken vasiyet verenler... Arkadaşımız Osman Sağırlı, askerlik öncesi son günlerini çadırlarda ve prefabrike konutlarda geçirdi. Dinlediği ilginç hatıraları bu hafta sizlerle paylaşıyoruz. * * * Mutlu bir hafta dileğiyle...

