Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Gazze'de nizamın inşası
0:00 0:00
1x
a- | +A

Diplomaside güç, sadece masada atılan imzalarla değil, o imzanın mürekkebini sahanın gerçeğine dönüştüren akıl ile ölçülür. Bugün 'de yaşananlar, ne sadece bir ateşkes trafiği ne de alelade bir insani yardım operasyonudur. Karşımızdaki resim; 7 Ekim 2023 sabahından bu yana Türk devlet aklının, küresel sistemin iflas ettiği noktada sarsılmaz bir iradeyle hayata geçirdiği bölgesel ve nizam hamlesidir.

Ankara’nın Gazze meselesindeki duruşu, sanılanın aksine konjonktürel bir tepki değil, tarihsel bir mesuliyettir. Türkiye, 'in 2023 sonbaharında başlattığı o hukuksuz ve vahşi kuşatmayı, daha ilk günden garantörlük modelini dünya ajandasına bir çözüm anahtarı olarak sunarak yapısal bir değişime zorlamıştır.

O günlerde dünya meşru müdafaa yalanına sığınırken, Ankara; ’nin kuzeyinde terör koridoruna nasıl "Fırat Kalkanı" ve "Zeytin Dalı" ile hançer vurduysa, bugün Gazze’de de benzer bir jeopolitik temizlik ve vicdan hattı kurmak için harekete geçmiştir. Bizim için Suriye’de güvenliği sağlamakla Gazze’de insanlık onurunu korumak, aynı stratejik derinliğin, aynı vatan bilincinin iki ayrı cephesidir.

Geçtiğimiz aylar boyunca büyük bir titizlikle yürütülen bu süreç, bugün meyvelerini vermeye başlamıştır. Davos’ta imzalanan "Gazze Barış Kurulu" (Board of Peace) protokolü, Türkiyesiz bir çözümün mümkün olmadığının küresel tescilidir. Ancak biliyoruz ki, diplomatik zırh ne kadar parlak olursa olsun, sahanın tozuna, halkın ihtiyacına ve adaletin gereğine değmedikçe kalıcı olamaz.

İşte bu noktada Ankara, son dönemde tarihine geçecek bir koordinasyon trafiği yürütmektedir. MİT Başkanı Sayın İbrahim Kalın’ın İstanbul’da Hamas heyetiyle gerçekleştirdiği o kritik ve operasyonel görüşme, Gazze’nin geleceğine dair "devlet aklının" mührünü vurmuştur. Bu görüşmede somutlaşan Gazze Ulusal İdare Komisyonu (NCAG), sadece bir idari yapı değil, Gazze’nin bir devletleşme provası, egemen bir kimliğe bürünme hamlesidir. Refah Sınır Kapısı’nın çift yönlü açılması ve yardımların sürdürülebilir bir sisteme bağlanması, Ankara’nın sahadaki ağırlığının tescilidir.

Bu sahadaki kazanımlar, önceki gün Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın Ankara’da Hamas heyetini kabulüyle en üst düzey siyasi zırha bürünmüştür. Dışişleri Bakanlığı koordinasyonunda yürütülen barış planının İkinci Aşaması, sadece silahların susmasını değil, bölgenin yeniden ihyasını hedeflemektedir. Hamas’ın, bölge ülkelerinin telkinleriyle teknokrat bir idari yapıya destek vermesi, Ankara’nın siyasi vizyonunun sahada ne denli kabul gördüğünün bir kanıtıdır. Türkiye, sürecin asıl garantörü olarak, masayı kuran iradeyi muhafaza etmektedir.

Türkiye, uluslararası sistemin tıkandığı bu dönemde bir vicdan ve istikrar mimarı olarak öne çıkmaktadır. Kendi iç nizamından ve kadim devlet tecrübesinden aldığı güçle, Gazze’de sarsılan insanlık onurunu ve bölgesel düzeni yeniden ayağa kaldırmaktadır. Doha’da temelleri atılan ve bölgesel sahiplenme ilkesiyle büyüyen bu strateji, bugün geniş bir mutabakat zeminine dönüşmüştür.

Bu mekanizmanın başarısı, paydaşların uyumuna bağlıdır. Körfez ülkelerinin finansal desteği ve ’ın iş birliğiyle entegre olan bu süreçte Türkiye, sistemin ana eksenini ve diplomatik denetim merkezini oluşturmaktadır.

Bölgesel aktörlerin bu süreci sahiplenmesi, dışarıdan dayatılan modeller yerine içeriden üretilen çözümün en büyük başarısıdır.

Neticede tarih; sadece krizleri seyredenleri değil, Suriye’den Gazze’ye uzanan hattı adalet, istihbarat ve vakur bir diplomasiyle ören aktörleri yazacaktır. Gazze’nin sessiz ama sarsılmaz mimarisi, Ankara’nın öncülüğünde yükselmektedir.

Bu vizyon, sadece bugünü değil, yarının müreffeh ve huzurlu bölgesel düzenini inşa etmeye devam edecektir.

Nur Tuğba Aktay'ın önceki yazıları...

ÖNE ÇIKANLAR