Çözüm, çözmekten gelir... Kelime olarak da kavram olarak da son zamanlarda kapsamını giderek genişletiyor. Artık dilimize iyice yerleşti. Dilimiz, ifademiz gelişti, zenginleşti. Bir konuyu çözebilmek için önce onu iyice karıştırmak, herkesin kolaylıkla anlayamayacağı, içinden çıkamayacağı bir hale koymak gerekir. Birçoklarımızın zaten işi gücü budur! Bu konuda, politikacılar diplomatları, diplomatlar da genelde yöneticileri, politikacıları böyle değerlendirirler. Önce işleri karıştırdıklarını, sonra da çözmeye, düzeltmeye çalıştıklarını söylerler! İkisi de doğrudur.
Geçen gün TRT''den aradılar. Böyle bir programa katılmamı istediler. Davet sahibini çok eskilerden tanırdım. Ciddi, yetenekli bir yazar-gazeteci idi. Şimdilerde TV''de ilginç programlar yapar olmuş. AB''ye adaylığımız yolunu açan Helsinki kararlarından bu yana altı ay geçti. Bu süre içinde nelerin yapılıp nelerin neden yapılamadığını, nelerin nasıl yapılması gerekeceğini aramızda tartışacaktık. Katılanların hepsi konu ile ilgili anlı şanlı Prof''lar, akademisyenler idi. Ben elli yıldır konunun içinde olan biri idim. Üstelik emekli olduktan sonra üniversitelerde dersler vermiş olmak hasebi ile "Alaylı bir akademi üyesi" de sayılabilirdim.
Çok güzel bir toplantı oldu. Ben oturup konuyu kendi aramızda tartışacağız zannediyordum. Meğer dinleyiciler de varmış. Çoğu üniversiteli gençlerden oluşan kızlı-erkekli bir anfi dolusu dinleyici huzurunda AB ve Türkiye''nin adaylığını tartıştık. Neler yapıldı? Neler yapılamadı? Daha neler yapmamız gerek? Hepsini yüksek sesle düşünür gibi konuştuk. Hocalar için bir şey söylemek haddime düşmez. Alim, fazıl insanlar, hepsi çok iyi bildikleri daha tarifinden belli bir konuyu kürsüden takrir eder gibi anlattılar. Bana işin masalını anlatmak kaldı. Aristo''yu, Dante''yi ve bizzat içinde yaşadığım, şahidi olduğum 1950''li yıllarda Avrupalı insanların nasıl sınır taşlarına ve gümrük kapılarına hücum ederek "Avrupalı değil miyiz? Niye birbirimizin evine gidemiyoruz?" dediklerini görmüş, işitmiş, yaşamış bir kimse olarak anlatmaya çalıştım.
Aristo, çömezlerine "bütünleşmenin-bölünmenin" felsefesini nasıl anlatırdı onu hatırlatmaya çalıştım. "Bir yaşam ve uygarlık düzenine karşı dışarıdan gelebilecek tehdit ve tehlikeler insanları birleştirir" diyordu Aristo. Daha sonraları belli bir toplumun mallarına, çıkarlarına yönelen tehlikeler de aynı birleşmeyi kolaylaştırır diye ekliyordu!. "Ama birleşen kolayca dağılabilir de" diye ilave ediyordu. Aristo''dan sonra asırlar atlayarak 1300''lü yıllara geçince Dante Alighieri''nin ünlü eseri Cehennem''inde Avrupa''yı nasıl çok başlı bir ejderhaya benzettiğini, bu kafaların hepsini kesip bir tek en kuvvetli olanını bırakmak istediğini ve dolayısı ile bugünkü Avrupa''da belli belirsiz, sessiz sedasız kurulmak istenilen Alaman usulü bir Federasyon''un öncüsü sayılabileceğini anlattım.
Bugün Almanlar''ın kendi federal sistemlerini AB''ye nasıl örnek gösterdiklerini, denenmiş iyi kötü yanları ile anlatmaya çalıştım. Avrupa Parlamentosu diye isimlendirilen kuruluşun şimdilerde yetkilerini daha da artırarak "kanun yapma" kurulması beklenen, sözümona, "Federal Devlet" ve "Federe Devletler"in hukuki statülerini tayin ve mürakabe etmek gerektiğinde onları düşürebilmek için "Yetkiler Dağıtma Yetkisi"ni elde etmeye heveslendiğini anlatmaya çalıştım. Avrupa''da birleşme ve bütünleşme tohumlarının Osmanlı''nın Avrupa''ya çıkışı ile atıldığını söyledim vb. Vakit ilerledi. Zaman sınırı aşıldı.
Sıra sorulara gelince en çoğu neden ise bana yöneltildi. Hepsi bakışlarından kıvılcım gibi zekâ fışkıran pırıl pırıl çocuklardı. Belli ki hocaları konuyu çok iyi anlatmış, hatta sorulacak soruları bile kolaylaştırmışlardı. Ama, onlar deneyimlerin izinden giderek sonucu bizzat kendileri çıkarmayı tercih eder gibi idiler! Soruları sevimli, sevecen bir eda ile soruyorlardı. Yaşlı bir eski diplomatı hocalarından daha kolay terletebileceklerini sanıyorlardı. Varsın öyle olsundu.. Soranlar memnun, cevaplayan mesuttu!
TRT binasını terkettiğimizde vakit gece yarısını çoktan geçmişti. İstanbul''un manzarasını bir de o tepelerden seyrettim!.. Tek kelime ile muhteşemdi! Ben yıllardır Kandilli''den karşısını seyrederim. Meğer karşıdan bakıldığında bizim yaka ne kadar daha güzelmiş!. Nedim''i, Yahya Kemal''i, aruzun bütün musikisi ile mırıldanarak sabahın birinden sonra eve döndüm!. Uykum kaçmıştı. Zaten uyumak da istemiyordum. Sonunda bu güzel düşüncelerle yorgunluktan dalmış, uyumuşum.

