Kaydet
a- | +A

Dünyada dışişleri bakanlarının birbirlerini ziyaretleri artık "Ahvali adiye"den sayılıyor. Ancak tam şu sıralarda Federal Almanya''daki Toz Pembe-Yeşil koalisyonun ikinci büyük partisi Yeşiller''in başı Joschka Fischer''in ülkemize resmi bir ziyaret yapmasını bu genellemenin biraz dışında tutmak zorunluluğu vardır. Bu bakımdan dikkatli olmak, kolay gülücüklere kolay aldanmamakta her bakımdan fayda vardır. Bir defa Fischer''in bilinen pek çok özellikleri vardır, ama şimdiye kadarki tutumu, hem kişi hem de Yeşiller Partisi Başkanı olarak Türkiye''ye karşı tatlı bakan bir politikacı olarak tanınmaz. Daha dün Atina''da idi. Beyanlarını dinledik. Avrupa Birliği içinde dizginleri elinde tuttuğu varsayılan Alman Hükümetinin ikinci ortağı sıfatı ile bu beyanları özellikle Kıbrıs ve Türkiye''nin AB adaylığı bakımından bizim için hayal kırıcı bulduğumuzu ifade etmek zorundayız. Bizim siyaset ve devlet adamlarımızın artık gelenekselleşmiş bir tutumu var. Birileri bize yanaşıp gülücükler yaparak görevi icabı kulağa hoş gelecek bir şeyler söyledi mi, hemen yumuşayıp gevşiyoruz. Etrafımızı saran medya mensuplarına ballandıra ballandıra, ağız dolusu bilgileri -kendimize göre yorumlayıp- anlatmayı -başarı anlamında- marifet sayıyoruz.

* * *

Bu müşkül, fakat zorunlu başlangıçtan sonra Federal Almanya Vice Chanceller''si Joshka Fischer''in Türkiye ziyaretinin hem ikili, hem de çok taraflı, özellikle AB ile ilişkiler alanında fevkalade önemli sonuçlar doğurabileceği düşünülebilir. Bu ziyareti bir "tatil gezintisi" niteliğinden çıkarıp gerçek ve geleneksel müzakereler çerçevesinde yürüteceğimizi umuyorum: Bir defa Mesut Yılmaz-Helmut Kohl döneminde iki ülke arasındaki her alanda ilişkilerin büyük bir arsıntı geçirdiğini, bunun mutlaka düzeltilmesi gerektiğini her iki taraf da biliyor olmalılar. Alman Şansöliyesi ve Cumhurbaşkanın bu ziyaret öncesi Türkiye''den üst düzey sivil temsilcileri kabulleri ve bu ziyaretler sırasındaki beyanları Fischer-İsmail Cem görüşmelerini olumlu yolda etkileyecektir. Politikada dürüstlük, ahde vefa en büyük ve etkili bir erdemdir. Türkiye''nin Avrupa Birliğine adaylığı, Kıbrıs konusundaki tutumu ve kararlılığı ve nihayet PKK terörü konusunda Almanya''nın zaman zaman "Equivoque" anlaşılması güç tutum ve beyanlarının bu görüşmeler sırasında mutlaka açıklığa çıkarılmasında faydadan çok zorunluk vardır.

* * *

İkili ilişkiler konusunda bir zorluk çıkmasını beklemiyorum. Bu asırlar boyu gelenekselleşmiş bir ortak politikadır. Ne Almanya ne de Türkiye bu ilişkilerin gölgelenmesinden hiçbir fayda bekleyemez. Almanya''daki Türk vatandaşlarının mevcudiyeti "SUİ-GENERİS" kendine özgü bir durum oluşturmaktadır. Bu alanda çıkabilecek anlaşmazlıkların Genel ve özel hukuk prensipleri ve insan hakları çerçevesinde kolaylıkla giderilebileceğini düşünüyorum.

* * *

AB ile ilişkilerimiz konusuna gelince, Almanya AB içerisinde "İtici Güç" motor durumuna girmiştir. Bu bakımdan kaçınamayacağı sorumlulukları vardır. Niye ve kimden saklamalı? Avrupa Birliği dediğimiz aslında geçmişin hatırlanması hoş olmayan acı hatıraları dürtüsü ile Almanya''yı "Kontrol altında tutmak" amacı ile tasarlanmış ve kurulmuştu. Aradan yarım asır geçmeden sonuç ortadadır: Bugün Almanya AB''yi yönlendirir duruma gelmiştir. Buna bir itirazımız söz konusu olmamak gerekir. Tarih elbette hükmünü sürdürecektir. Vaktiyle Charles De Gaulle ile Adenauer döneminde Fransa ile Almanya iki pedallı, tek dümenli bir bisiklete binmişler. AB içinde tur atar gibi idiler. Şimdilerde durum değişmiş, pedallerden biri boşuna sallanır olmuştur. Eskilerin PARİS-BONN mihveri değişmiş, yerini BERLİN, LONDRA mihverine bırakmış görünüyor. Federal Almanya Hükümet merkezinin BONN''dan tekrar BERLİN''e taşınması bu eğilimi güçlendireceğe benzemektedir.

* * *

Yeşillerin lideri son genel kongrede kendi partisi içinde bir hayli zayıflamıştır. Aslında geçen haziran ayı içinde yapılan Avrupa Parlamentosu seçimlerinde de durum aynıdır. Şimdiye kadar ekseriyeti ellerinde tutan sosyalistler ve Yeşiller AB Parlamentosu içindeki ekseriyeti sağcı partilere terk etmek durumunda kalmışlardır. Alman Başbakanı mahalli seçimlerde Yeşiller gibi kan kaybetmiştir. Fakat herhangi bir endişesi yoktur. Bir zamanların "BÜYÜK KOALİSYONU" ufuklardadır. Almanya NATO konusunda Türkiye''den sonra ABD''ye en yakın Avrupa ülkesidir. Bu konuda Fransa ile uyum güçlükleri vardır. AB konusunda ise Fransa''nın izinden gitmek durumunda ve bu yüzden sıkıntıdadır. Almanya''nın Yunanistan''ın Türkiye''ye karşı geleneksel tutumu arkasına saklandığı yorumlarına şahsen katılmakta zorluk çekiyorum. Almanya''nın bu konuda daha başka ve derin sıkıntıları olabilir. Bugünkü genişleme istikameti bakımından AB daha ziyade bir "BATI AVRUPA BİRLİĞİ" istikametinde gelişmektedir. Genişleme bu minval üzere giderse ortaya iki gerçek çıkacaktır: Birincisi Avrupa''nın batısı ile doğusu eskiden denenmiş olanların bir başka ifadesi tarzında AB içerisinde birleşmiş olacak. İkincisi de AB bugünkü bir "HIRİSTİYANLAR KULÜBÜ" olmak niteliğini muhafaza edecektir. Bunu da TARİH kabul etmeyecek eskilerde denenmiş olanların rafında bir dolaba yerleştirecektir.

* * *

PKK konusunun Almanya için de bir zor mesele olduğunu kabul etmek gerekir. Burda yapılacak şey durum ve tutumlarımızı karşılıklı olarak dürüstlükle anlatabilmek ve gerekli tedbirleri ortaklaşa alabilmektir. Fizikte olduğu gibi SİYASET de aynı sebepler aynı sonuçları doğurur.