Dilimizdeki bir halk deyimi davul sesinin uzaktan daha hoş geldiğini söyler. Kimin ve neden böyle söylediğini pek bilenimiz yoktur. Ama, yüksek tonalitedeki sesleri uzaktan dinlemeyi genelde tercih ettiğimiz de bir gerçektir. Bunda hayal gücü kadar uzaktan gelen ses ve haberlerin daha inandırıcı olacağı varsayımı da önemli rol oynar. Nitekim, şimdilerde bakıyoruz da başta ünlü MEDYA prensleri olmak üzere siyaset ve hatta devlet adamlarının kamuoyuna yansıtmak istedikleri haber ve yorumları önce sızdırmak, olmazsa imal ve ihraç ederek bilahare iktibas yolu ile ithal yoluna gittikleri görülüyor. * * *
Aslında dünyanın neresinde, hangi yöresinde olursa olsun, davul her yerde davuldur. En ilkelinden en gelişmişine kadar tasarlanması, yapılışı, çalınışı birdir, aynıdır. İçi boş bir kasnağa gerilmiş, iyi tabaklanmış yeterli bir deri parçası ile iki tokmaktan oluşur. Az gelişmiş toplumlarda olduğu kadar çok gelişmiş olanlarda da özel bir yeri, önceliği vardır. Onu en büyük orkestraların ihtiram ve ihtişam mevkiinde görmeniz mümkündür. Ünlü müzik eserlerinin sonucu çoğu kez davulun sert tokmağı ile belirlenir. * * *
Davulun yakından sesini merak edenler Amerika''da, "THE VOICE OF AMERICA-Amerikanın sesi" merkezine gitmek zorundadırlar. Burası dünyadaki 72 millete 50 yabancı dil ve lehçeden haber yayını yapan ve bir uzay istasyonunu andıran gökdelen antenler, çanak kulaklar ülkesi gibidir. İlk izleniminiz muazzam bir "Kakafoni Kazanı" içine düştüğünüz yolunda olacaktır. Ama çok geçmeden sesleri birbirinden ayırmanız mümkün olabilir. * * *
Buradan yapılan en son yayımlar arasından bizi, Türkiye''yi en ziyade ilgilendirenleri ayırmaya, ayıklamaya çalışıyoruz. Önem sıraları kimilerine göre değişebilecek pek çok konuya rastlıyoruz. İsterseniz şöyle rastgele bir sıralamaya çalışalım: NATO''nun 50. yaş günü zirvesi... Kosova ve Balkanlar meselesi... Türkiye''deki seçim sonuçları ve hükümet çalışmaları... Ecevit ve MHP ortaklığı... Öcalan davası... Avrupa Birliği''nin Köln Zirvesi... ve devamı. İsterseniz listeyi burada keselim ve buradaki "Kakafoni Kazanı" kalıntılarından aklımızda kalabilenleri özetlemeye çalışalım... * * *
Türkiye''de 18 Nisan seçimleri yapılmış, çok kolay bir parlamento aritmetiğinden çok kolay bir hükümet çıkarılması beklenirken işler uzamış, icranın da başı olan Cumhurbaşkanı pürtelaş Washington''ı boylamış... Orada NATO''dan çok KOSOVA meselesi ile uğraşmak durumunda kalmış... Gerçekten de bu konuda en ilgili devlet Türkiye''dir. Bir defa bu yöreleri 500 yıl gül gibi yönetmişiz, Orada hâlâ Türkler var. "Evladı Fatihan" yanında büyük çoğunluğu Müslüman olan insanlar var. Türkiye''deki bu yöreler kökenli vatandaşlarımızın sayıları, oradakilerden kat kat fazladır. Türkiye son Kosova faciasında en çok yardım eden, en çok mülteciyi en insanca barındıran bir ülkedir. Sayın Demirel bu kampları teker teker gezmiş, Makedonya ve Arnavutluk''a özel ziyaretlerde bulunmuştur. Nihayet bugün varılan Kosova mutabakatında en büyük katkıyı yapan, ABD''ye destek olan tek Avrupa devletidir. * * *
Cumhurbaşkanı Demirel NATO için gittiği Washington''da daha ziyade KOSOVA konusu ile ilgilenmek durumunda kalmış, Amerikalıların da tekrarladıkları gibi meselenin çözümüne büyük katkılarda bulunmuştur. ABD hükümeti konu ile eski büyükelçilerden ve bir zamanlar başkan Bush''un da Dışişleri bakanlığını yürüten Eagleburger''i görevlendirmişti. Bu tanıdığım en muktedir ABD diplomatlarından biridir. Vaktiyle Belgrad''da aynı zamanda Büyükelçi olarak görev yapmıştık. Balkan ve özellikle Yugoslavya uzmanı olarak bilinir. Kendisi ile yakın ve dostane ilişkilerimizi emeklilikten sonra da devam ettirdiğimiz Eagleburger, Washington''da sayın Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel''i ziyaret ederek uzun boylu görüşmüştür. * * *
NATO zirvesinde başını Fransızların çektiği bir kısım AB ülkeleri, NATO''yu nevama Avrupa Birliği''nin kullanabileceği bir "Hazır Kuvvet" olarak kullanabilmek gayretleri tam bir sonuç vermemekle beraber, Türkiye''nin istedikleri de tamamen sağlanabilmiş değildir. NATO''nun kullanılabilmesi için gerekli Konsey kararının ihmal edilebildiği görülmüştür. Türkiye Kosova konusu ile ilgili Avrupalı devletler grubuna alınmamıştır. Bu açık bir haksızlıktır. Avrupa ve Balkanlar açısından sakıncaları mutlaka kısa sürede görülecektir. Görebildiğimiz kadarı ile Avrupa Birliği, 1950''lerin platonik bütünleşme amacından uzaklaşmakta, Almanya-Fransa ikilisinin Avrupa''da nevama yeni bir tahakküm aracı olmaya yönelmiştir. Özellikle Almanya New Look bir koloniyalizm peşinde görünüyor. Aldanan, bir türlü tarih öğrenemeyen Fransızlar olacaktır. * * *
AB''nin Köln zirvesi beklendiği gibi Türkiye bakımından hüsran ile sonuçlandı. Kabahat bizim davulu uzaktan dinlemek alışkanlığımızdadır. Ecevit politikacılarımızın en eskisi, veteranıdır. İzlediği politikanın belirleyici vasfı ani kararlara dayanması, dolayısı ile şaşırtıcı olmasıdır. Köln zirvesinden önce Şansöliye Schröder''e yazdığı ziyadesi ile "Alttan alan" mektup yalnız muhataplarında değil, hepimizde şaşkınlığa sebep olmuştur. Hepimiz, Türkiye''yi ziyadesi ile rencide etmiş olan mahut Lüxemburg zirvesi kararlarına karşı haklı olarak takındığımız tavrın devamını ve teyidini bekliyorduk. Tam tersi oldu. Dolayısı ile yanlış oldu. Bu, politikada değişiklik değil, tutarsızlıktır. Politika anlayışımızda eski bir atasözü: "Hükümetler gelir gider, devlet devam eder" diye söyler. Uzaktaki davulun tokmağında bizimle ilgili daha pek çok konu var. Hepsini bir çırpıda anlatmaya imkan yok. Allah kısmet eder Temmuz başında hayırlısı ile Türkiye''ye dönebilirsem eskisi gibi yazmaya devam ederiz.

