Bütün belgeler teker teker Medya huzurunda imzalandı zirvede. Dünya kamuoyu tarafından alkışlandı.
Azerbaycan ile Ermenistan arasında Karabağ ihtilafı da kuliste gündeme geldi. Ermeni parlamentosundaki korkunç Taşnak katliamı henüz bir vuzuha kavuşamadı. Koçaryan''ı Cumhurbaşkanlığı''na seçtirenler öldürülmüş olanlardı. Rivayete göre sonra pişman olmuşlardı. Koçaryan''ın karşısına geçmişler, Cumhurbaşkanlığına seçilmesinin geçersiz olduğunu iddia ediyorlardı. Zira seçildiği sırada Karadağ kökenli Koçaryan, Azerbaycan vatandaşı idi ve Demirel zaten bu konuda söyleyeceğini söylemişti. Karabağ meselesi hallolmadan Türkiye onlara kapılarını açmayacaktı!..
Çeçenistan''daki olayların Rusya''nın içişlerine taalluk ettiği yolundaki Rus savunmalarına rağmen AGİT dönem başkanının gözlemcilerle birlikte Çeçenistan''a gitmesi de karara bağlandı. Küreselleşme yolundan dünya gerçekten ve siyaseten de büsbütün yuvarlakmış oluyordu. İnsan hakları kavramının "İçişleri" kavramının zırhından giderek uzaklaşmakta olduğu anlaşıldı. Aslına bakılırsa Çeçenistan''ın Rusya''nın bir iç işi olduğu yorumu da -Sayın Bülent Ecevit''in Moskova''daki olumlu beyanına rağmen- pek tutarlı sayılmazdı. Zira Sovyetler''in dağılmasından hemen sonra Çeçenler ve İnguşlar istiklallerini ilan etmişlerdi. Ruslar''ın tazyiki üzerine İnguşlar kendiliklerinden Rus yönetiminde kalmayı tercih etmişler, bir kısmı da Gürcistan''a katılmışlardı.
Çeçenler ise diretmiş Ruslar''a karşı kahramanca bir savaşa girmişler, sonunda Rus ordusuna komuta eden o zamanki Genelkurmay Başkanı, şimdilerde Sibirya''da Genel vali olan General Lebed ile Dudayev arasında imzalanan Khassaviurt anlaşması ile Çeçenistan''ın siyasi statüsünün 2001 yılında yapılacak müzakerelerle belirlenmesi kararlaştırılmıştı.
İstanbul''daki asrın en son ve en önemli zirve toplantısının tam bir bilançosunu çıkarmak ve özellikle soğuk kanlı bir değerlendirmesini yapabilmek için vakit henüz erkendir. Zirve toplantısı bitmiş, fakat özellikle Türkiye''yi en ziyade ilgilendirecek bazı netameli ve tehlikeli konular konferanstan taşmış, kulislere, ikili üçlü temaslara, Boğaz gezintilerine ve İstanbul''da, Ankara''da, BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile yapılan görüşmelere ve Atina''da Clinton-Simitis ve Simitis-Klerides arasındaki görüşmelere ve bu konuda tehditlere kadar uzanan yılışık, yamaşık bir diyaloğa dönüşmek istidadını göstermektedir.. Türkiye''den "jest" yani taviz beklemek, Helsinki''de 12 Aralık''ta yapılacak AB Zirve Toplantısı sopasını göstermek, Ege sorunlarını Lahey''e götürmek için trafik memurluğu yapmak kanımızca sadece Yunanistan değil, Clinton bakımından çok hatalı olur. Çırağan başarısı ile sarhoş olup hele Kıbrıs üzerinde Zürich''den geriye anlam taşıyacak tavizleri Türkiye''de hiçbir devlet adamının, kim olursa olsun sırtı taşıyamaz!.. Bugün yapmak istediğimiz kısa değerlendirme İstanbul Zirvesinin ülkemize neler getirdiği neler götürdüğü ile kısıtlı kalacaktır.
Türkiye, Cumhurbaşkanından en mütevazı görevlisine kadar iyi çalıştı. Belki çok masrafa da girdi. Ama helal olsun diyorum. Tanıtım ve etkileme alanında böyle bir fırsatı fevkalade mükemmel biçimde değerlendirdik sayılırız.. Bizi horlamaya kalkışan Avrupa''yı hayran bıraktık. Artık Batı''nın adayı, yoksa aday adayı mıyız? düşüncesi çok gerilerde kaldı.
İster AB''ye alsınlar ister Yunanistan''ın oyunlarına kansınlar. Bu artık onların bileceği bir iştir. Ama öğrendiklerini gördüğümüz ve hissettiğimiz gerçek şudur: Eğer bu bölgeleşme ve küreselleşme akımında bir gün AB gerçekleşecek ise ve bu da Kafkaslar üzerinden Avrasya''ya ve Balkanlar''dan Orta Doğu''ya inecekse ve bölgede bir Batı barışı düzeni yerleşecek ise, bu düzenin de çok kültürlü bir yaşam düzeni olması isteniyorsa, (ki zorunludur) bunun başını Türkiye çekecek ve Türkiye olmadan da gerçekleşmesi mümkün olamayacaktır. Bu, zirveden taşan ilk gerçektir. İkinci gerçek, zirve toplantılarından çıkan ve Türkiye''yi etkileyen gerçektir. Türkiye de 2000''li yıllarda izleyeceği yaşam düzenini, özelliklerini koruyarak bu yeni Batı düzeni içinde olması gerektiğine artık inanmış durumdadır.
Sözün özü Çırağan Sarayında OSCE zirvesinde iki akım birbirini karşılıklı etkileyerek bir bütün oluşturma yoluna girmiştir.. Kim ne derse desin, kim bizden nasıl bir jest bekliyor olursa olsun bunların hiçbirini gerek kalmadan Türkiye, Batı''nın içinde ve uygarlıkların bağlantısındadır.

