Geçen hafta sonlarında Mesut Yılmaz, AB Genel Sekreterliği''nden sorumlu Başbakan Yardımcısı olarak Hükümete girerken, AB''nin Genişlemeden Sorumlu Komisyon üyesi "Commissaire" Verheugen de Esenboğa Havaalanı''na inmekte idi. Ziyaretin zamanlaması tartışmalı, sonucu ise her iki taraf için de olumlu sayıldı. Başarı ibresi daha ziyade konuk istikametini gösteriyordu. Adam bir gün içerisinde irili ufaklı, olumlu olumsuz ne kadar sivil örgüt ve dernek varsa hepsi ile konuştu, sonra da üst düzey bürokratlardan başlayarak ilgili Bakanlar, Başbakan Yardımcıları, Başbakan ve hatta Cumhurbaşkanı''nı teker teker ziyaret ederek ne söylemeyi tasarlamış ise, hepsini ağzında gevelemeden, kekelemeden, rahatça söyledi. Medyadan öğrendiğimiz kadarı ile kucağında, kursağında iki netameli, dikenli konu vardı. Birincisi sözüm ona Türkiye''de Kürt sorunu, öbürü de Kıbrıs sorunu idi. Kürtler konusuna Avrupalılar, Madame Mitterrand döneminden beri Romantico-Archeologique diye tanımlayacağımız bir merak salmışlardı. Bizler yüzyıllardır Kürt asıllı vatandaşlarımızla iç içe, kucak kucağa tek bir millet halinde yaşarız. Kız alır kız veririz. Kimin Türk, kimin Kürt asıllı olduğuna hiç mi hiç bakmayız. En yüce makam ve mertebeler onlara ardına kadar açıktır. Milli mücadelede birlikte omuz omuza savaştık. Sivas Kongresi''ni gösteren ünlü bir fotoğraf vardır. Mutlaka hatırlarsınız, orada Mustafa Kemal''in tam yanında Kürt aşiretlerinin lideri oturuyordu. Belki arada bilmeyenlerimiz de bulunur diye yazıyorum. Milli Mücadele sırasında Mustafa Kemal''in yurt dışındaki bazı İttihatçı arkadaşlarından bir mesaj gelir: "Bir Milli Misaktır tutturmuş gidiyorsun.. Bunun kapsamı nedir? Hangi vilayetlerimiz bu misaka dahildir?" Mustafa Kemal eski arkadaşı Talat Paşa''ya telgrafla cevap verir: "Türkçe ve Kürtçe konuşulan bütün vilayetlerimiz Milli Misak''a dahildir.." Bu tarihi anekdotun, rahmetli Tayfur Sökmen ile devam eden bir uzantısı daha vardır. Onu artık bir başka sefer anlatırım.
* * *
Komiserin kursağındaki ikinci önemli sorun Kıbrıs ile ilgilidir. Adam aklına koymuş, Kıbrıs''ı tümü ile AB''ye alacaklar. Onlara göre tek devlet, Rum olanıdır. Orada Müslüman Türkler de var.. Onlar da Azınlık olarak AB avantajlarından faydalanabileceklerdi. Komiser aklına göre konuşacağı konuları konuşacağı adamlara göre sıralamış.. Kürtler ile ilgili olanı İsmail Cem ile Mesut Yılmaz''a açıyor, Kıbrıs ile ilgili olanı da Ecevit ile konuşmayı tercih etmiş. İyi ki öyle yapmış, birincilerden ne cevap aldığını bilmiyoruz. Ama ikincisinde yani Kıbrıs ile ilgili olandan ağzının payını aldığını bizzat Başbakan''dan dinledik rahatladık. Komiser de rahatlasın diye biz açıklayalım. Avrupa ile bütünleşmeye eskiden beri sırılsıklam bağlı olan bizler dahil, eğer bütünleşme denilen Kürt ve Kıbrıs gibi konu ve şartlara bağlanacak ise biz bu oyunda sonuna kadar yokuz! İnsan hakları, hukukun üstünlüğü vb. diğerleri bizim zaten AB''ye girsek de girmesek de benimsediğimiz konulardır. O yolda kemale doğru yürümeye devam edeceğiz.
* * *
AB Komiseri Ankara''da ziyaret etmek istediklerinden bir tek MHP liderini göremiyor, bir rivayete göre meşgul, bir başkasına göre ise Ankara dışında olacağı için buluşma gerçekleşmiyor. Bence ikisi de aynı kapıya çıkar. Bahçeli''ye güvenim daha da arttı. Keşke kabul etse idi bir de o konuşsa idi dedim. Ama sonradan aklıma geldi. Adamlar belki de kendisini Avusturya liberallerinin lideri Haider ile aynı kefeye koyup tartmaya kalkarlar dedim!..
* * *
Verheugen Türkiye ziyaretinden çok memnun ayrıldı. Bunu kendi ağzından dinledik. Kiminle görüştü ise methiyeler yağdırmış. "Çok hızlı çalışıyorsunuz..Size bir kâğıt bırakayım da ona da bakın, Eylül''de geleceğim.. Konuşuruz.. Kasım ayında da ortaklık mutabakat belgesini imzalarız.." demiş.. Kâğıdın adı söylenmiyor ama besbelli bir taslak var ortada.. Eğer bu yolda gidilecek ise, şimdilerde IMF temsilcisi Cottarelli gibi Komiser Verheugen suretini sık sık Ankara''da ve ekranlarda göreceğiz demektir. Çoğumuzda belli belirsiz bir sıkıntı ve kuruntu var.. Sevr''in kabul ettiremediklerini şimdilerde bir başka belge ile kabul ettirebileceklerini mi sanıyorlar? İnşallah bu sadece bir vehimden ibarettir. Bizim AB üyeliği için mutabakat belgemiz 12 Eylül 1963''te yani tam 37 yıl önce Ankara Anlaşması ile imzalandı. Taahhütlerimizin hepsini sonuna kadar yerine getirdik. Getirmeyen onlardır.. Bize kâğıt bırakıp gideceklerine kendi kâğıtlarını karıştırıp bir vicdan muhasebesi yapsalar daha iyi Avrupalı olacaklar..
* * *
Bir noktaya açıklık getirelim: Verheugen''e Komiser deyip geçmeyelim. Bu AB sıralamasında en yüksek karar mercii olan Konsey''den hemen sonra gelen komisyon üyelerine verilen isim ve sıfattır. Çoğu üst düzey bürokrat, eski siyasetçiler arasından ülkeleri tarafından kontenjanları sayısında aday gösterilir ve Konsey tarafından atanırlar. Paralı, maaşlıdırlar ama Konsey kararlarında istişari, uygulamalarında ise icrai bir fonksiyona sahiptirler.
* * *
Bu haftaki yazımızı AB ile ilişkilerimizin yürütülmesi için kurulan biraz da karmaşık sisteme değinerek bitirelim. Önce şunu söyleyelim. Sayın Mesut Yılmaz''dan Genel Sekreter Büyükelçi Volkan Vural''a kadar yapılan tüm görevlendirmeler fevkalade yerinde ve isabetlidir. Mesut Yılmaz hem iç hem dış politikayı iyi bilir. Mahut Lüksemburg kararlarına karşı tepkisi dolayısı ile AB de kendisini iyi tanır. İsmail Cem tabiatı itibarıyle uyumlu bir siyaset adamıdır. 1173 sayılı kanunun bakanlığa iade ettiği yetki ve görevlerin bilincindedir. Genel Sekreter, deneyimi denenmiş başarılı ve uyumlu bir diplomattır. Bu örgütlenmenin herhangi bir sürtüşmeye meydan vermeden yürütülebilmesi ise yine de Ecevit lûgatindeki "eşgüdüm" kavramının hayata geçirilmesine bağlıdır. Allah hepsini muvaffak etsin..

