(AB kapısında Mesut Yılmaz olayı) Avrupa Birliği''nin dönem başkanlığı Temmuz başından beri Fransa''nın uhde ve sorumluluğundadır. Fransa farkı, ortadadır. Tarihte çok denenmiş, hiç başarılı olamamış zora, kuvvete, aşırı disipline dayanan BÜTÜNLEŞME örneklerini bir tarafa bırakmış, herkesin kendi özelliklerini, kişiliklerini koruyarak gönül rızası ile katılabilecekleri bir bütünleşme örneği yolunu açmaya başlamıştır. "İntegration dans la diversite". Çeşitlenmeler içinde bütünleşme diye ifade edebileceğimiz bu görüş, kanımca bizimkine en yakın olanıdır. Bizde AB konusunda tereddüt ve endişeleri olanları tatmin edeceği gibi, özellikle bazı akademik çevrelerin 1957''den bu yana KOMİSYON bürokratları tarafından kaleme alınarak kabul edilen ve onbinlerce sayfayı aşan TÜZÜK, TALİMAT ve benzeri belgelerin tamamının Türkçeye tercüme edilerek bir kanunlar üstü AB külliyatı, oluşturmanın da önemini asgariye, yani gereken düzeye indirmek gibi bir fazileti olacaktır. Bu konuda ESAS''ı bırakıp TEFERRUAT ile uğraşıyoruz ki bu gerçekten yanlıştır. BÜTÜNLEŞME dediğimiz, hele Milletler, Devletler söz konusu olduğunda, karşılıklı eğilimlerin bir istikamette buluşması, kaynaşmasıdır. *** Avrupa Bütünleşmesi eski bir şarkıdır... Zaman zaman yeniden moda olur, nakaratı yanık yanık dillerden dökülür. Ancak İkinci Dünya savaşından sonra başlayan akım, eski bir şarkının nakaratı olmaktan çok, yeni ve güvenceli bir yaşam zorunluğunun ifadesi olarak bu sefer "TABAN"dan başlamıştır. Sürekli ve daha ciddi olması olasılığı çok daha fazladır. Kıtada hakim unsur hep Fransızlar ve Almanlar''dır. Oldum olasıya birbirleri ile hiç iyi geçinemezler. Aralarından geçen RHEİN nehrinin karşılıklı kıyılarından bir birlerine sataşır dururlar. Sataşma ile kalınsa ne ise, ama zaman zaman savaşırlar birbirleri ile savaşmakla kalsalar... Yine de ne ise... ama çeyrek asırda ardı ardına iki dünya savaşı çıkardılar... Şimdilerde içinde bulunduğumuz bütün bu BÜTÜNLEŞME gayretleri, bir üçüncü savaşı önlemek amacına yöneliktir. Bunun yolu da her alanda bütünleşebilmekten geçer. Bütünleşmenin en kestirme yolu da ekonomik olandan başlar. Vakti ile Alman Şansölyesi VON BİSMARCK, bir savaş sonrası askerlerini kutlarken şunları söylüyordu: "Sizleri kutlarım süngülerinizin gücü ile muzaffer oldunuz... Ama bilirsiniz ki, süngülerin uçları sivridir. Üzerinde oturamazsınız... Batar. Şimdi artık ekonomik alanda başarılı olmalıyız..." *** Avrupa''nın bütünleşmesini bir tarafa bırakınız, bu kıtada barış, dirlik ve düzenliğin sağlanabilmesi bile Fransa ile Almanya arasındaki ilişkilerin rengine, revişine bağlıdır. Yılların, asırların birikimi bir güvensizlik ortamından barış ve işbirliği düzenine geçiş sürecini ikinci dünya savaşı sonrasında hayatları biri birine çok yakın iki adam, General De Gaulle ile Conrad Adenauer başarı ile başlattılar. Sonradan gelenlerin onlar kadar başarılı olabildiklerini sanmıyorum. Rhein nehrinin iki yakasındaki iki büyük ülkenin ilişkilerine bir kuşku düşer gibi oldu. Fransızlar savaştan yenik çıkan Almanya''yı hep elinden tutarak yedekte götürmek, Almanlar ise bir kolayını bulup AB''yi Doyce Mark''ın yuvarlak tekerlekleri üzerinde yürütmek, Fransanın fuzuli vesayetinden kurtulmak sevdasına düştüler. Kendi Federasyon düzenlerini acaba AB''ye uygulayabilir miyiz? hevesine kapıldılar... *** Temmuz başında dönem başkanlığını alınca Fransa hiç vakit kaybetmedi. Temmuz tatil ayıdır, havalar sıcaktır demedi. İki Adamın, yani Cumhurbaşkan Chirac ile Başbakan Jospin''in de acelesi vardı. İkisi de aynı Başbakanlık makamına taliptiler. Sonra ikisi de Fransa''nın Avrupa Birliği veya kıtası üzerindeki tarihi olduğuna inandıkları misyonun idraki içinde idiler. Bunun için birlikte ve bir hizada harekete geçtiler. Her altı aylık dönemde Dev ve/veya Hükümet Başkanları düzeyinde bir olağanüstü Konsey toplanırdı. Bunu sürekli bir organ haline getirmeye hazırlanıyorlar. Federasyon filan değil, düpe düz bir devletler topluluğu oluşturmayı tasarlıyorlar. Belki üye ülkeler arasından şeftali çekirdeği gibi daha sert ve yetkili bir organ da oluşabilecek... Bütün bunları yakından izlemek lazım. Sene sonunda Başkanlık İsveç''e, daha sonra da Belçika''ya geçiyor. Türkiye olarak sözümüzü en başarılı dinleteceğimiz yer PARİS''dir. *** Görülmemiş sıcaklardan topluca bunaldığımız ve işin kolayını işi bırakmakta bulduğumuz gün, bayram değil, seyran değil AB Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi Verheugen çıktı geldi. İyi ki geldi diyelim. Zira bu konuda ister Konsey, ister Komisyon, ister A. Parlamento üyesi misafirlerimize bir nevi mesleki antrenman sahası olmaktan kurtulacağız!.. Adam iyi ki geldi. Zira hemen arkasından Başbakan celallendi. Yanında Mesut Yılmaz ile kameraların karşısına geçip müjdeyi verdi. AB Genel Sekretlerliği artık kuruluyor. Başbakanlığa bağlı kalıyor. Mesut Yılmaz Başbakan Yardımcısı sıfatı ile koordinasyonu sağlamaya memur ediliyor. Hayırlı olsun diyelim. Geç olsun da güç olmasın diye bir söz vardır. Şimdilik onun gölgesine sığınalım. Daha önce de bu köşede yazmış, bu tayinden hem içeride hem dışarıda memnun olmayanlar çıkacaktır demiştim. Bu haftaki yazıma sığdıramadım. Ama ben her iki bakımdan da memnun olunacak şeylerin çok daha fazla olduğundan eminim. Bu konu daha çook yorum kaldırır. Hayırlısını dilemek en kestirme olanıdır.

