Kaydet
a- | +A

Evet, bu yollarda daha fazla yıpranmadan, hırpalanmadan yapılacak çok işimiz var.. Önce şu Çankaya Köşkü''ne çıkaracağımız yeni Cumhurbaşkanını bir an önce, demokratik kurallar içinde seçebilmemiz gerekiyor. Ekonomik istikrar programı ve özelleştirme sürecinin hasarsız devamı önce buna bağlıdır. Sonra Avrupa Birliği''ne girmek kalıyor. Avrupa Birliği''ne girmek üçlü koalisyon hükümetinin öncelikli amaçları arasındadır. Buna kimsenin itirazı olabileceğini zannetmiyorum. Tam tersine herkesin daha da çok acelesi var. Acelesi var ama bu konuda Ankara''da bir acaip dağınıklık da devam ediyor. Türkiye ve özellikle Güneydoğu bölgelerimiz, birbiri ardına gelen bazı çur çur şöhret ve kişilik heveslisi kadınlı erkekli AB ziyaretçilerinin yol geçen hanına dönüştü. Resmi, özel gelen giden, Ankara''yı görmeden dinlemeden, bazı yerleri ziyaret ederek ahkâm kesmeyi, bize akıl öğretmeyi, hatta tehdit etmeyi bir marifet sayanlar giderek çoğalıyor.. Hafif zarif Dışişleri Bakanımızın ve Bakanlığımızın bu gibi kural dışı şımarıklıklara engel olması da şimdiki koşullar altında pek olası görülmüyor. AET''nin kırk yıllık ortağı Türkiye''yi extremis "Aday adayı" yapan Helsinki zirvesinin ne kadar kabarık faturası varmış?!.. Ecevit bunu önceden bilebilseydi bir "Aile fotoğrafı" çektirebilmek için hiç Helsinkiler''e kadar gider mi idi?

* * *

AB işlerinin koordinasyonu için üç bakan ve bir de genel sekreterden oluşacak bir teşkilat henüz hukuki, mali ve idari anlamda tekemmül ettirilebilmiş değildir. Eğer ciddi bir teşkilat kurulur ve yetkili de kılınabilirse "siyasi taciz" niteliği taşıyan bu çeşit ziyaret ve müracaatları karşılayabilecek geçerli, etkin ve muteber bir muhatap ve adres olabilir ve AB üyesi bazı ülkelerin bu çeşit kural ve teamül dışı bir "sömürge komiseri" edası ile rastgele ve ziyadesi ile cüretkar davranışlarına bir son verilebilir!.. Bu, mutlaka yapılması ve bir an önce harekete geçirilmesi gereken bir yöntemdir.

* * *

Artık herkes, özellikle bu "Görüş" köşesini izleyenler bilirler, ama biz bir daha hatırlatmakta fayda görüyoruz. Avrupa, ismini bizim şirin Finikemizde yaşamış, sonra da Antikite döneminde kaçırılarak Gelibolu dolaylarında karaya çıkarılmış güzeller güzeli "Europa"nın adından almıştır. Bizim şimdilerde gönül verdiğimiz Avrupa Birliği ise yıllar süren İkinci Dünya Savaşı sonrasında yanmış, yıkılmış bir kıtanın yeniden yapılanması ve bunun da ötesinde, Almanya tipi Nazizm ve biraz da İtalyan usulü Fazişzm''in hortlamasını önlemek ve kontrol altında tutabilmek için savaş öncesinden beri mevcut ve Benelux adı ile tanımlanan Gümrük Birliği modelinde tasarlanmış bir ekonomik topluluk halinde idi. Adı da AET, yani Avrupa Ekonomik Topluluğu idi. Önceleri hiçbir siyasi amacı yoktu. Bugünkü gibi siyasi ve savunma işbirliği kimliği kimsenin aklına bile gelmiyordu. Sovyet Rusya tehlikesinin giderek azalması, kaybolması, ABD vesayetinin her şeye rağmen sürdürülmek istenmesi bugünkü durumu oluşturdu. Avrupa Birliği çağların asırların hayali idi. Her seferinde hüsran ile sonuçlandı. Belki bu sefer tutar denildi ve bugünlere kadar bu umutla gelindi.. AB''yi bugünkü durumuna getiren ülke ve devlet kimsenin kuşkusu olmasın sadece ve sadece Fransa''dır. Türkiye ile Yunanistan''ın "Ortak üye" olarak alınması da keza Fransa''nın büyük desteği ile elde edilmişti. İngiltere''nin kapı önlerinde iki yıldan fazla bekletilmesi Fransa''ya izafeten De Gaulle''ün işi idi. Hâlâ bugün bile Avrupa Birliği''nin görünür görünmez lideri yine Fransa''dır.

* * *

Türkiye''nin AB ortaklığı artık gerilerde kalmıştır. Zira bu ortaklığın yani 1963 Ankara Anlaşması''nın nihai amacı AET ile bir Gümrük Birliği idi. Bu amaca ulaşalı nerede ise beş yıl olacak. Şimdilerde ise kendisine siyasi ve askeri bir kimlik arayışındaki Avrupa Birliği''ne adayız. Bu adaylığın bir an önce gerçek üyeliğe dönüşmesi çok büyük ölçüde Fransa''nın inisiyatifi ele alarak desteklemesine, hatta bir nevi Sponsorluğunu yüklenmesine bağlıdır. Bu konu ile yarım asırdır yakından ilgilenmiş bir kişi olarak şunu cesaretle ifade edebilirim ki, eğer gerçekten AB''ye bir an önce tam üye olarak katılmayı arzu ediyor ve bunda kararlı isek başından beri Birliğin kaptan köşkünü oluşturan Fransa kapısından girmek en kısa ve güvenceli yoldur. Bana neden ise bu yolu ihmal etmiş, başka çapraşık, irili ufaklı çakıllı yollardan gidiyormuşuz gibi geldi. İnşallah yanılıyorumdur. Meşhur meseldir: En kısa yol bilinen yoldur!.. Tanzimattan beri hep bu yoldan giderek Batı''yı aradık!.. ABD bizim müttefikimiz, Almanya hem NATO müttefiki hem de geleneksel dostumuzdur, diyerek ne birincisinin sırtında, ne ikincisinin koltuğunda, İtalyan aryaları, ne de İspanyol seranatları söyleyerek, yahut küçük kuzey ülkelerine şirin görünmeye çalışarak ona buna yüz suyu dökerek Avrupa Birliği''ne kısa sürede girmemiz mümkün değildir. Mümkün olabilse bile bu Fransa gibi Kanuni Sultan Süleyman ve Birinci François dönemlerinden beri gerçek dostluk ilişkileri içinde bulunduğumuz Fransa''yı görmezlikten gelmemiz de mümkün değildir. Fransa, Mustafa Kemal Atatürk ve Türkiye ile ilk temasa geçen, daha 1921''de ilk anlaşmayı imzalayan ülkedir. Yakın zamanlara kadar da ülkemizde en çok yatırım yapan ülke idi. Önümüzdeki temmuz başında AB dönem başkanlığı Fransa''ya geçiyor. Fransa''da halen biri Hükümet, öbürü Cumhurbaşkanlığında olmak üzere iki ayrı siyasi görüş "Devlet yönetimi" hanesinde bir arada ikamet etmektedirler. Buna "Co-Habitation" diyorlar. Hükümet Sosyalistlerde, Cumhurbaşkanlığı sağdaki De Gaulle''cülerdedir. Bundan önceki Mitterrand döneminde ise bunun tam tersi vardı. Dolayısı ile Fransızlar bir arada ikamete alışık olmalıdır. Ama önümüzdeki yıl seçimler yapılacak. Devlet hanesindeki iki kiracı da tek başlarına ikameti özlemiş durumda görünüyorlar. Hazırlıklar şimdiden başlamış durumdadır. Bu, Türkiye bakımından avantajlı bir konjonktürdür.