Başbakan Ecevit, nihayet Moskova''da. Bunun gecikmiş bir ziyaret olduğu, zamanlamasının da maalesef elverişsiz koşullar ile kesiştiği kanısında olduğumuzu hemen söylemeliyim. Bu köşemizde birkaç defa yazdık. Başka yazanlar, söyleyenler de çok oldu. Yine de geç olsun da güç olmasın diyor, ziyaretin her bakımdan hayırlı olmasını yürekten diliyoruz. "Politikada durmasını bilenler sadece politikaya henüz başlamamış olanlardır!" diyor çok ünlü bir yabancı politikacı! Allah için hepimiz şahidiz, Başbakanımız, halen aktif politika yapmakta olanlarımız arasında en tecrübelisi veya en eskisidir! Durmasını da, fırlayıp koşmasını da en iyi bilebilecek yaşta ve durumdadır!..
Önce düşüncemizi özetleyelim: Adı, lakabı, levhası, arması ne olursa olsun, ister tarihteki dağınık düzen Rus Hanlıkları, daha sonraları Rus Çarlığı, yahut İmparatorluğu veya sadece Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, yahut ister şimdiki gibi sadece Rusya Federasyonu olsun bizim için fark etmez Rusya Rusya''dır!.. En yakın, en güçlü komşumuzdur. MS. VIII''inci asırdan beri tanışırız!.. Orta Asya''lardan Batı''ya doğru dalga dalga göç etmeye başlayan Oğuz Türkleri, Karadeniz''in kuzeyinden, güneyinden iki koldan, akar suların, ırmakların, nehirlerin izinden Batı''ya doğru göçerlerken kuzeyde yol üzerinde rastladıkları yabancı ilk toplum Ruslar olmuştur. Güney''den gidenler de Bizans ile karşılaşmışlar ve 1071 Malazgirt savaşından sonra şimdiki Anadolu''ya yerleşmişlerdir. Ruslar''ın dünya siyasi tarihinde Büyük Devlet olarak adlarını duyurmaya başlamaları XVIII''inci asırdan başlar. O tarihe gelinceye kadar bölük pörçük hanlıklar, prenslikler halinde yaşarlardı, isimleri XVIII''inci asırdan sonra duyulmaya, konuşulmaya başlandı. Bu bakımdan o tarihlerden bugünlere kadar geçen iki asırlık özet bir kronolojiyi hatırlatmakta veya hatırda tutmakta fayda vardır: Yukarda da değindiğimiz gibi Ruslar 1700''lü yılların başlarında Rusya Çarlığı veya bazı tarihçilere göre de "İmparatorluğu" halinde vahdetini sağladıktan sonra hem Batı''da, hem Doğu''da, hem de Kafkaslar, İran ve Türkiye üzerinden Orta Doğu''da varlıklarını hissettirmeye hep özen göstermişlerdir.
1/1783/1878 döneminde Ruslar, Türkler ve İranlılar arasında sürekli bir anlaşmazlık olarak paylaşılamayan Kafkaslar bölgesine el koymuş Gürcistan''ı himayesine almış, dağlık yörelerdeki Dağıstan ve Çeçenler de bir süre dayattıktan sonra Rus himayesi altına girmek zorunda kalmışlardır.
2/1918-1921 arasında Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan kısa bir süre Bağımsız kalmışlar, sonra Sovyetler Birliği Cumhuriyetleri arasında yer almışlardır.
3/İkinci dünya savaşı sırasında Kuzey Kafkasya ülkelerinden büyük ölçüde bir sürgün yaşanmış, yöre halkı Stalin tarafından 1944''te Sibirya''ya ve Orta Asya''ya sürülmüşlerdir. Bunların bir kısmı ancak on yıl sonra 1954''ten başlayarak, bölük pörçük vatanlarına avdet edebilmişlerdir.
4/1988''de Azerbaycan''a ait olan Karabağ kesimini Ermenistan''a bağlamak yolunda kanlı gösteri ve hareketler başlamıştır. Bölge Ermeni işgaline girmiş, bir milyondan fazla Azeri yerini yurdunu terk etmek zorunda kalmıştır. Bu sorunun AGİK süreci içinde bir çözüme bağlanabilmesi gayretleri Türkiye''nin de katılımı ile devam etmektedir.
5/1991''de Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan''da Referandumlar yolu ile bağımsızlık kurulmuş, Çeçen-İnguş bölgesi ise buna gerek duymadan bağımsızlığını ilan etmiştir.
6/1992''de İnguşlar, Rusya Federasyonu bünyesinde kalmak istediklerini ilan ederek Çeçenistan''dan ayrılmışlardır.
7/1994-1996 Rus-Çeçen savaşı başlamıştır. Çeçenler''in büyük kahramanlık gösterdikleri bu savaş Dudayev-Lebed arasında imzalanan Khassaviourt anlaşması ile Çeçenistan''ın siyasi statüsünün ancak 2001 yılında yapılacak görüşmelerle belirlenmesi kararlaştırılmıştı.
8/1999 yılında Ruslar Dağıstan''da sözümona Çeçen "çete"lerini hunharca bastırmak için harekete geçmişler ve günümüzde bu yeni bir Rus-Çeçen savaşına dönüşmüş, eskisinden çok daha şiddetli cereyan eden bu savaş, günümüzde Rus askerlerinin sergiledikleri "şiddet"ten ziyade "vahşet" manzaraları ile devam etmektedir.
Birinci savaşta Batı ve NATO, Çeçenler''i koruyan bir tutum içinde idiler. Bu sefer sesleri sedaları duyulmuyor. Rusya, Batı''nın Kosova''da izlediği politikanın benzerini uyguladıkları iddiasını ileri sürüyor.
Bilindiği gibi Rusya Federasyonu''nda büyük bir ekonomik krizin yanında şimdiye kadar görülmemiş, Çarlık Rusyası''ndaki Rasputin dönemlerini hatırlatan bir siyasi, ekonomik ve hatta moral bunalım vardır. Kimse bunu artık saklamaya da gerek duymuyor. İki ay sonra Duma seçimleri var. Önümüzdeki yıl Başkanlık seçimleri yapılacak, adaylar çeşitleniyor. Primakov, Lebed yanında diğer bazılarının isimleri de şimdiden ortalarda dolaşıyor. Yeltsin ise yorgun bir balina gibi siyaset denizinde yüzmeye devam ediyor. Seçimlere katılıp katılmayacağı hâlâ belli değildir. Bütün bunların üstünde Karabağ meselesinin, İstanbul''da 18 Kasım''da toplanacak AGİT zirve toplantısı arefesinde, taraflarca kabul edilebilir bir hal şekline bağlanması umutları belirdiği bir sırada Ermeni çetelerinin parlamentoyu basarak başta Başbakan, bazı bakanlar dahil olmak üzere 8 kişiyi öldürmeleri siyasi durumu büsbütün karıştırdı. Türkiye, tam bu sırada Azerbaycan Cumhurbaşkanı Sayın Aliyev''i misafir ederken, öte yandan da Devlet Bakanı eski diplomat M. Ali İrtemçelik''i, aramızda henüz diplomatik ilişkiler kurulamamış olan Ermenistan''daki "cenaze merasimine" gönderiyor!.. İşte sayın Başbakanımız Rusya Federasyonu''na ilk resmi ziyaretini böyle bir ortam ve hava içinde yapıyor. Gündemi bilmiyoruz. Bilsek de fark etmez. Ruslar''ın adetidir, evlerinde yapılan böylesi toplantılarda "Ev sahibi" olmanın avantajını iyi kullanırlar. Yalta Konferansı''nda olduğu gibi oldu bittiler yapabilirler. Terör konusunda işbirliği tasarısını Çeçenistan olaylarında kullanmak istemeleri, bu konuda müşkül durumlar oluşturmak istemeleri pek muhtemel, hatta muhakkak görünüyor. Başbakan Ecevit için zor bir konu olacaktır. Çatışmaların durdurulup "Statqua-Ante" yani eski duruma dönülmesini sağlayabilecek bir girişimde bulunabilirse başarı büyük olur.
Ekonomik ilişkilerimiz çok şükür hiç olmadığı kadar iyi gidiyor. Müteahhit ve işadamlarımızın bunda büyük payı var. Ama, Bakü-Ceyhan boru hattı, Mavi Akım ve doğalgaz tasarıları umarım beklediğimiz gibi sonuçlanır. Zira Kafkas ve hatta tüm Avrasya ülkeleri ile yapılacak ekonomik işbirliği ve ortaklıkların Rusya''nın "AVAL"i, katılımı ve/veya muvafakatı olmaksızın gerçekleşmesi çok zordur. Ecevit''e Allah kolaylık versin demekten başka elimizden bir şey gelmiyor!.. Zira ne denilirse denilsin Ruslar''ın kendilerine çok yakın bazı ülkelere bağımsız da olsalar "Çok yakın komşu" olarak ayrı bir gözle baktıklarını bilmeyen yoktur. Kafkaslar bölgesine de böyle baktıkları bellidir. Bekleyip göreceğiz. Bu yazımız yayıma girdiği tarihte belki sayın Başbakan Moskova''dan dönmüş bile olacak, her şey vuzuha kavuşacaktır! Her şeyin gönlümüzce olmasını diliyoruz.

