Kaydet
a- | +A

Geçtiğimiz hafta, irili ufaklı, ilgili ilgisiz, uzak yakın 28 ülke ile 22 uluslararası örgütün en üst düzey temsilcileri Saray Bosna''da toplandılar. Katılanlar arasında bizimki dahil, 17 Devlet Başkanı, 15 Başbakan, bir o kadar da Dışişleri Bakanı, OECD, IMF, AB, OSCE Dünya Bankası vb. Uluslararası kurum ve kuruluşların temsilcileri de vardı. Bu gibi toplantılara diplomasi dilinde "Zirve" denilmesi artık adet oldu. Zirve''nin konusu, katılanların kimliklerinden de ilginçti. "Güney Doğu Avrupa İçin Bir İstikrar Paktı" kurulması konuşulacaktı. Toplantı, Sırpların Kosova''da giriştikleri Saray Bosna olayları benzeri vahşet ve sürgün hareketlerine karşı ABD öncülüğünde bazı NATO ülkelerinin Yugoslavya''ya karşı giriştikleri caydırıcı hava taarruzlarının başarı ile son bulmasından sonra yapılıyordu. Ama bu bir barış müzakeresi değildi. Çünkü taraflardan Yugoslavya''nın gıyabında yapılıyordu. Toplantıya davet bile edilmemişti. Zaten savaş saysanız bile bu bir "Tuhaf savaş"tı. Miloşeviç hâlâ makamında idi. Orada oturmaya devam ettiği sürece, Yugoslavya asla muhatap alınmayacak ve muhtemel yardımlardan faydalanamayacaktı. Kosova da nisbi bir sükun ve güvence sağlanmış görünüyor. Evlerini barklarını terkedip civar ülkelere sığınan aileler yavaş ve mütereddit de olsa ülklerine dönmeye başladılar. Bunu yeterli gördükleri anlaşılan siyasiler ve diplomatlar işin kolayını alelacele böyle bir "ZİRVE" toplamakta buldular. Toplantı üç yıl öncesi aynı fecaatı yaşayan bir ülkede, Saray Bosna''da yapılıyordu. Ayrıca önlerinde İkinci Dünya Savaşının Plan Marshall, OECD ve benzeri örnekleri vardı. Pek iyi hatırlamıyorum ama galiba Georges CLEMENCEAU söylemişti. "Savaş askerlerin münhasır yetkilerine bırakılamayacak kadar ciddi bir olaydır!.." İşte siviller en üst düzeyde toplanmışlar Kosova''yı ne yapacağız? Nasıl kalkındıracağız? diye düşünürken daha da ileri gittiler, hazır fırsatı düşmüş iken bütün Güney Doğu Avrupa''yı bir arada mütalaa ederek toplu bir çözüm bulalım dediler olmalı! Türkiye''nin de NATO üyesi olarak katıldığı hava taarruzları bir savaş mı idi? Değil mi idi? Tartışıla dursun ortada zor ve çapraşık bir durum vardı. Yabancı bir siyaset adamının söylediği bir sözü, hatırlıyorum: "Savaş milletler arasında bir kavgadır... Barış ise fikirler arasında bir savaştır!.." Kazanılan savaşların barış toplantılarında sulandırıldığı ve hatta kaybedildiğinin örnekleri tarihte çoktur. Bizde de vardır. Cumhuriyet tarihimizdeki bazı tabular kalktığında Lozan''ın bile bu örnekler arasında sayılacağını söyleyenler az değildir.

***

Saraybosna zirvesinin asıl amaçları, olabilirliği ilgili ülkeler arasında daha uzun süre tartışılacaktır. Ancak daha şimdiden gözlerden kaçmayan gerçek, bölge üzerinde ABD ile AB arasında saklanması zor bir gizli çekişme ve rekabetin var olduğudur. ABD bölgede kendi sistemini, "Pax Americana", daha da kolay anlaşılabilecek "Dayton Sistemi"ni kurmak, AB ise, bölgede "Ortaklaşa bir Protektora" oluşturmak ve Adriyatik''ten daha kolay faydalanmak ister gibi görünmektedir. Bir bölge ülkesi olarak Türkiye''nin bu konuyu büyük dikkat ve teyakkuz içinde izlemesi bütün iktidarlar için kaçınılmaz bir zarurettir. Bu çok önemli toplantıya Türkiye, Cumhurbaşkanı Demirel ile katıldı. Bu, bizim için bir şans ve aynı zamanda bir güvencedir. Sayın Demirel geçenlerde İtfaiye Bayramı dolayısı ile başına geçirilen kaskı ziyadesi ile benimsemiş gibi, "Yaşım-Başım" demeden dünyanın neresinde bir yangın çıkmışsa oralara koşup gidiyor. Allah razı olsun çok da faydalı oluyor. Bu sefer de öyle oldu. Dışişleri Bakanı Cem de özel uçağına Arnavutluk ve Makedonya Cumhurbaşlarını da alarak gitti. Komşu Yunanlılara bir güzel "hava basmış" olduk...

***

Demirel, toplantıya katılanların sanırım en yaşlısı, gün görmüş, eyyam görmüş, en deneyimlisi idi. Her bakımdan, saygın kişiliği ile ilgi topladı. İtibar gördü. Ona yaklaşmak, konuşmak, objektiflerde birlikte görünmek isteyenler çoktu. Clinton gibi kodamanlar ise, yakınlıklarını belgelemek istercesine sık sık elini onun omuzuna koymayı huy edinmişlerdi. Sayın Demirel''i bürokratlık yıllarından tanırım. O, Devlet Su İşleri''nin başında barajların planlarını hazırlarken, bizler de Hariciyede sağa sola koşturup gerekli dış finansman imkanlarını arar ve bulurduk. Keban Finansmanı için Avrupa Yatırımlar Bankasından sağladığımız 25 milyon dolarlık kredi anlaşmasının altında bizim de emeğimiz ve imzamız vardır. Sayın Demirel hizmetleri için pek çok ödüller, takdirler almış bir devlet adamıdır. Bence bu ödüllerin en değerlisi ve tartışılamaz olanı halkın ona yakıştırdığı "Baba" tanımlaması ve lakabıdır. Bazen düşünürüm de Clinton''ın "omuza el atma" jestine karşılık, cumhurbaşkanımız da bir baba şefkati ile onun yanağını okşayıvermesi ve böylelikle, "Merak etme, yine de beraberiz!.." deyivermesi ne kadar anlamlı olurdu!

***

Saray Bosna''da kurulması kararlaştırılan "Güney Doğu Avrupa İstikrar Paktı"nın sonuç bildirisinin tam metnini henüz okuyamadık. Hariciyemizin her ay muntazaman hazırladığı, içi dışı baskısı mükemmel ama, ancak iki ay gecikme ile yayımlayarak lütfen biz "ESKİLERE" de gönderdiği "Dışişleri Güncesi"nde okuduğumuzda belki konuyu bir daha ele almak gerekebilecektir. Şimdiden bildiğimiz, Brüksel''de yapılan ilk toplantıda bu örgüt için şimdilik 2 milyar dolarlık bir fon tasarlandığı ve örgütün genel koordinatörlüğüne Almanya Devlet Bakanı Bodo Hombach''ın getirildiği, Alman Şansöliyesi Schröder''in en yakın arkadaşı olan bu zatın Brüksel''de kuracağı karargahı için şimdilik 50 kişilik bir kadro talebinde bulunduğudur. Bu tercihin tarafımızdan izlenmesinde faydalar görüyorum. Alınan bilgilere göre ilk olarak ele alınacak Kosova yardımları konusu için de Yunanistan''da Selanik''te bir büro kurulacağıdır. Bunların ikisi de Türkiye''yi çok yakından ilgilendirmesi gereken konulardır. Özellikle Selanik Bürosunun faaliyetlerini mikroskop ile izlemek durumundayız. Konuya ayrıca avdet edeceğiz.