Kaydet
a- | +A

Marmaris''e dinlenmeye gelmiştik. Daha bavullarımızı açamadan, "Hafız ölmüş" dediler. Neden ise aklım, Suriye''dekine değil de daha uzaklardakine gitti. Kendimi Yahya Kemal''in ölümsüz mısralarının kanatları üzerinden Şiraz da "Hafız''ın kabri olan bahçede" buluverdim. Başta o dönemin Cumhurbaşkanı rahmetli Fahri Korutürk, yanında zarif refikası, kadınlı erkekli küçük bir gruptuk. İran''a yapılan Devlet ziyaretinin resmi kısmı başarı ile bitmiş, özel ve turistik kısım başlamıştı. Herkes memnundu. Cumhurbaşkanımızın iltifatları biz üst düzey bürokratları biraz şımartmış olmalı idi. İranlı bir uzman Azeri lehçesi ile Hafız''ı anlatmaya çalışıyordu. Uzattıkça uzattı dayanamadım, bir cesaret, "Sayın Cumhurbaşkanım, dedim, müsaade eder misiniz? Hafız''ın ruhuna bir Fatiha okumak istiyorum!" Korutürk, taassup derecesinde laik bir insandı. Bu çıkışımdan hiç hoşlanmadı. Yüzü gözü karıştı. Yüzündeki "Tik"ler çoğaldı. "Efendim, şimdi münasebeti var mı? sırası mı?" gibilerden olumsuz bir şeyler söyledi, ama ben, yakaladığım "Momentum"u kaybetmek istemedim, yüksek sesle gümbür gümbür Yahya Kemal''in "Rindlerin Ölümü" dizelerini bir güzel sonuna kadar okudum: "Hafız''ın kabri olan bahçede bir gül varmış/Yeniden kanayan rengi ile her gün açarmış/Gece bülbül, ağaran vakte kadar ağlarmış/Eski Şirazı hayal ettiren ahengi ile/"

Yahya Kemal''in şiirini sonuna kadar ezberden okuyup bitirdiğim zaman rahmetli Korutürk''ün yüzü görülecek bir şeydi, mesuttu, mütebessimdi. Ellerini bana uzattı, "teşekkür ederim, çok teşekkür ederim. Ne güzel okudunuz. Elimi avuçlarının içine almış öyle tutuyordu, Cumhurbaşkanlığı genel sekreteri rahmetli arkadaşım Büyükelçi Fuat Bayramoğlu "Haydi yine ucuz atlattık bir halt edeceksin diye yüreğim ağzıma geldi!" dedi.

* * *

Ölen komşu Suriye''deki Hafız idi. Bize dost değil, düşmandı. Belki kendine göre öyle olması gerektiğine inanıyordu. Diktatördü. Despottu. Kendi ülkesinde hükmünü bize düşmanlıkla sürdürebileceğine inanmış olabilirdi. Hatay diye miyavladı durdu. Türk topraklarından akan ASİ ve AFRİN sularının yolunu kesti. Fırat''ınkilere yalandı durdu. PKK''yı yıllar yılı besleyip saldırdı. Öcalan''ı kuş tüyü yastıklar arasında sakladı. Yapmadığı melanet kalmadı. En son Adana Mutabakatı olmasa idi eski Halep vilayetimize gireceğimizi anlayıncaya kadar bu böyle devam etti. Elhamdülillah hep Müslümanız, bu gibi durumlarda "Üzkürü mevta Kûn bilhayır" diyebilmekte dahi zorlanıyoruz. Ama zorlanarak da olsa biz yine öyle düşünelim. Bu ülke ile 800 küsur km''lik dümdüz bir sınırımız var. Hayali bir sınır çizgisinin iki yanına dağılmış, bölünmüş ailelerin insanları yaşar. Bazan insafa gelinir, bayramlarda izin çıkar, akrabalar, komşular uzaktan birbirlerine el sallarlar, hasret giderirler.

* * *

Hafız Esat''ın cenazesine tuttuk cumhurbaşkanımızı gönderdik. Tartışmalara rağmen, ben iyi yaptığımıza inanıyorum. Biz bölgenin en büyük Devletiyiz. Suriye''nin potansiyel komşusuyuz. Ağırlığımızı hissettirmek zorundayız. İnşallah hissetmişlerdir. Sayın Ahmet Necdet Sezer bu gibi temaslara hazır olmalıdır. İran''a gitmedi. Mollalara "tavır koydu". Suriye''ye gitti. Türkiye''nin "ağırlığını" koydu ikisinde de isabet etti. Cenaze merasiminde Batı aleminden Türkiye''den başka sadece Fransa Devlet Başkanı düzeyinde katılmıştı. Bu bir bakıma doğaldı. Biz bütün bölgeyi, Ortadoğu''yu bin sene gül gibi yönettik. 1500''lü yılların başlarında Yavuz Sultan Selim Mısır seferinden, sırtında Hilafet Hırkası ile dönerken ilk cuma namazını Şam''da kılmıştı. Hutbe okunur iken Padişahın sıfatları arasına bir de "Hakimül Haremeyn-i Şerifeyn" ünvanı da katıldı. Tam bu sırada Yavuz Sultan Selim hocayı tashih etti: "Hakimül değil, Hadimül Haremeyn-i Şerifeyn diyeceksin" dedi.

* * *

1900''lü yıllarda çıkan iki büyük dünya savaşının birincisi sırasında ve sonrasında İngilizler ile Fransızlar bir oldular. Osmanlı mülkünü oradan buradan bölüp parçaladılar. Sykes-Picot anlaşmaları dediler, St. Jeanne de Maurienne mutabakatı dediler. Mezopotamya''nın sıcak kumlarını petrol ile bir güzel yoğurup şimdiki Devletçikler ile yeni bir coğrafya imal ettiler. Suriye ve Lübnan''ı bir sütnine gibi büyütüp eğitmek Fransa''ya düşmüştü. Jacques Chirac''ın Hafız''ın cenazesine katılmasındaki âmil budur.

* * *

Hafız öldü, gömüldü, ortalarda küçük oğlu Beşar ile korkunç amca Rıfat''ın hayali var, diktatörlüklerde irsi halefiyet olmaz. Bize dikkatli ve müteyakkız, tedbirli olmak düşer. Son yarım asrın deneyimleri göstermiştir ki, Türkün Türk''ten baka dostu yoktur.

* * *

Bu konuda söyleyecek daha çok şeyimiz var. Bu konuyu Türkiye''de en iyi bilen ve yakından izleyen siyasetçi TBMM Birinci Başkanvekili olan Sayın Murat Sökmenoğlu''dur. Bizim "Encümeni Daniş" üyesidir. Şimdi onunla görüşüp iznini alabilse idim, bize anlattıklarını sizlere de naklederdim. Umarım buna gerek kalmadan kendisi yapar. Nihayet partisi iktidarda, kendisi de Parlamento kürsüsündedir.