Bu haftaki konumuzun bizdeki uygulamalar ile uzaktan yakından bir ilgisi yoktur. Eğer bulanlar olursa bu bir isim benzerliğinden öteye gitmez, tamamen bir rastlantıdan ibarettir. Bu zorunlu açıklamayı peşin peşin yaptıktan sonra asıl konuya ve "Evrensel Yargıtay"a geçmek istiyorum. Bilindiği gibi hukukta kuvvetler ayrımı "olmazsa olmaz!.." denilecek temel prensiplerin başında gelir. Bizim zamanımızda Mülkiye''de bu dersi iki ayrı profesör okuturdu. Birisi İdare Hukuku, öbürü ise Anayasa Hukuku hocası idiler. İkisi de ders günleri İstanbul''dan yorgun argın gelirler, karakter ve mizaç itibarı ile birbirlerine çok benzerlerdi. İkisi de en çok "Tefriki kuvva" konusunu kendi üsluplarına göre anlatırlardı. O tarihlerde Mülkiye''de sınavlar herkesin de dinleyebileceği şekilde ANFİ şeklinde ve sözlü olarak yapılırdı. İbrahim Ali bey eğer başka bir işi yoksa hemen aynı akşam yataklı ile İstanbul''a döner Mahmut Esat Bozkurt ise Postahane caddesi üzerindeki İstanbul Oteli''nde kalırdı. Otelin müdürü olduğu söylenen beyaz saçlı sükuti bir zatı da sınavlara mutlaka beraberinde getirirdi. Bir gün Mahmut Esat Bozkurt bir arkadaşımıza sordu: Kuvvetler kaça ayrılır? Üçe ayrılır efendim, cevabını aldıktan sonra, hoca bir aferin çekti. Sonra da anlat bakalım dedi. Arkadaşımız ayağa kalkarak: "Kara Kuvvetleri, Deniz Kuvvetleri ve Hava Kuvvetleri efendim, diyerek yerine oturdu. ANFİ''de bir kahkahadır koptu. Gülmeyen bir tek hocamız rahmetli Mahmut Esat Bozkurt idi. Ne düşündü bilemiyorum. Herkesle beraber o da gülmekte olan yanındaki otel müdürünü paylamakla yetindi. Ve arkadaşımızı sınıfta bırakmak gibi bir kolaylığa tenezzül etmeyerek olayın üzerinde hiç durmadı!..
Efendim, 1789 Fransız İhtilalinden bu yana "Kuvvetler ayırımı prensibi" dünyada mevcut bütün Anayasalarda ihtiram mevkiini muhafaza etmektedir.. Bu kuvvetleri oluşturan Teşrii, İcrai ve Kazai mercilerden hiçbirinin diğerlerinin alanlarına müdahale etmemeleri bu ayırım prensibinin hamurunda mevcuttur. Bir ülkede Kaza kuvvetinin en üst mercii Yargıtay''dır. Gerektiğinde çoğu yerde "Yüksek Adalet Divanı" olarak da görev yapar. Her yıl adli tatilden sonra Yargıtay''da bir merasim yapılması ve Başkanın uzun nutuklar söylemesi adeti var mıdır? bilmiyorum. Böyle bir adet varsa neler konuşulur? Bu konuların hiçbirine girmek gibi bir niyetim de yok. Bu haftaki konumuzu "Evrensel Yargıtay" olarak tasarlamıştım. Konu ilk defa ondokuzuncu asırda başlamıştı. En olaylı geçtiği sanılan bir yüzyılın sonunda kamuoyunda, medyada çeşitli olaylar ve skandallar üzerinde tartışmalar yapılmış, hukukçular, politikacılar ve hatta edipler şairler bu tartışmalara çok faal biçimde katılmışlardı. Ünlü Dreyfüs davasında Victor Hugo''nun "J''accuse!.." "İtham Ediyorum!.." mektubu yalnız Fransa''yı değil bütün dünyayı karıştırmıştı.
Halen artık tam sonuna geldiğimiz yirminci asır bir öncekinden belki yüz defa daha olaylı geçti. Ama hiç kimseden ne bir ses ne bir nefes duyulmuyor. Ama herkes yine de gizli gizli bir şeylerle meşgul.. Belli olan Yirminci asrın haydi "suçlu"ları demeyelim de "Sorumluları" Evrensel Yargıtay''daki "Sanık" sandalyesinde oturup hesap vermeye hazırlanıyorlar.. Bu yüksek mahkemede "Savcı" yoktur. Ama 6 milyara yakın insan "Tanık" veya "Müdahil" olarak hazır bulunacaktır. Başkanlık makamında ise yüzlerce değil binlerce yılın haşmeti ile tek başına "tarih" oturacaktır. Bu duruşmada en çok sorgulanması gerekenler Amerika Birleşik Devletleri ile Rusya''dır. Birincisi "Pax Americana" bayrağına sarılacak, Rusya ise mazeret beyan ederek sadece rapor gönderecektir. İki dünya savaşı artığı veya ürünü uluslararası kurum ve kuruluşlar ise gayet tabii olarak "suçsuzluk" savunmasında bulunacaklardır.
Yapılacak bu muhteşem "Duruşma"nın başlamasına artık günler değil, belki asır ölçeğinde saniyeler kala Dünya''nın kabuğu, tam bölgemizde çatırdamaya başladı. Fay hattı, vay hattı derken Marmara bölgemiz beşik gibi sallanmaya başladı. Binlerce insanımız, canımız öldü, onbinlercesi yaralandı. Hanlar hanümanlar söndü. Halk dayanışması yaraları ilk saranlar oldu. Yönetenlerimiz yeni heves politikacılardı. Yeni kanunlar yapmaktan, eskilerini bozmaktan yorgun düşmüşlerdi. Biraz geç uyandılar. İyi sınav veremediler.
Daha geçen hafta bu sütunda sınırlarımız boyunca hayali bir seyahat yapmayı denerken etrafımızda bize "Sevdalı Bakan" kimseyi görememekten yakınıyorduk. Ama Yunanlılar dahil pek çok yabancının yardıma ilk koşanlar arasında olduğunu gördük. Beşeri olanlar dışında bu evrensel davranışların gerçek sebep ve saikleri üzerinde durulmaya değer.
2000 yılının "Evrensel Duruşması"na Türkiye bu yüzden yaralı ve kederli katılacak. Duruşmada kime kimden şekva edeceğiz bilemem ama biz yaralarımızı sarmaya çalışırken sakın ola ki, fırsattan istifade ederek bize ve çıkarlarımıza saldırmaya çalışmasınlar, çalışanlar olursa, Başkanlık makamındaki Tarih''in başını kaşıyıp biraz kazımaya başlasınlar. Türk''ün belli hallerde nasıl davrandığını hatırlasınlar!..

