Avrupa Birliği''ne ne olursa olsun, hangi koşullarda olursa olsun girmek, pek çoklarımızda bir tutku haline geldi! Bunu pek fazla yadırgamıyoruz ama, söyleyeceklerimiz de var. Biz Avrupa Birliği''nin İkinci Dünya Savaşı sonrasında doğuşundan bu yana sürekli konunun içinde ve bu Birliğe katılmanın en ön safında yer almış kişilerdeniz. Bununla beraber AB''ye girmeyi istemek, bunun için her alanda gerekli hazırlıkları yapmak başka, sorumlu sorumsuz yetkili yetkisiz önüne gelen AB mensuplarının yerli yersiz, bilmeden görmeden yüzümüze tükürür gibi "insan hakları, insan hakları!" diye bizleri aşağılamalarına tahammül etmek, hatta buna bir bakıma çanak tutmak başkadır! Hele hele bu gibi davranışları bir "Snobisme intellectuel", -haydi buna "entelektüel züppelik" demeyelim de "okumuş-bilmiş özentisi" demekle yetinelim- işte bu gibi davranışları "uygarlık" sayanlara da ziyadesi ile kızıyorum. Zira çok iyi biliyorum ve inanıyorum ki AB''de insan haklarına bizde olduğu kadar da saygı gösterilmez!.. AB ülkelerinde yaşayan, çalışan üçbuçuk, dört milyon insanımız bu gerçeğin gerçek tanıklarıdır. Hem size bir şey söyleyeyim mi? Avrupa Birliği''nin her şeyi vardır da bir "insan hakları" tarifi ve kanuni mevzuatı hâlâ yoktur.. Vakti ile Avrupa Konseyi tarafından hazırlanan ve kabul edilen "Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi"ne göre, ama daha çok işlerine geldiği ölçüler içinde amel ederler. Ölçüsü endazesi yerine, ülkesine, işlerine geldiğine göre değişir. Kriterler, standartlar, vitesler ayrı ayrıdır. Bu sözleşme Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi diye tanımlanan otoritenin çeşitli kararlarının oluşturduğu içtihatlar ile kapsamını giderek genişletmektedir. Bunu bile bile hareket edelim. Avrupa Birliği''ne adaylık yolunda dağınık düzende değil belirli bir koordinasyon içinde tek elden ve tek sorumlulukla bir Devlet politikası istikametinde çalışalım.. Başbakan bu gerçeği anlamış ve gereğine tevessül etmiş görünüyor. Bu sevinilecek bir olay ve gelişmedir. Nereden nereye geldik?! Bir zamanlar bugünkü AB''nin hem anası hem babası olan "Avrupa Ekonomik Topluluğu" yani "Ortak Pazar"a katılmak istediğimiz sıralarda "Onlar Ortak Biz Pazar!" diye karşı çıkanlar, şimdi iş başındadırlar!.. Bu sevinilecek bir gelişmedir. Bugünkü gibi hatırlıyorum. 1960 sonrası yani 13 Eylül 1963 Ortaklık Anlaşmasını imzalarken rahmetli İsmet Paşa Dışişleri Bakanı rahmetli Feridun Cemal Erkin''i çağırmış, "Ankara Anlaşmasını imzalıyoruz ama işimize gelmezse bu anlaşmadan çıkabilir miyiz?" diye sormuş ve aldığı güvence üzerine anlaşmanın imzasına izin vermişti!..
Ortak Pazar diye bilinen AET o günlerden bu günlere çok değişti, çok gelişti. Çağların, asırların hayali belki bu sefer gerçekleşir diyerek bu günlere kadar gelindi. Başlangıçta 6 idiler, İngiltere katıldı 7 oldular, İspanya Portekiz''le 9, Yunanistan''la 10, sonradan da 15 oldular. Şimdilerde adayların sayısı 28 oldu. Birlik genişlemesine gidiyor da derinleşmesine bir adım atabildiği yok. Genişledikçe etki alanı daralıyor. Şimdilerde merkezde şeftali çekirdeği gibi sert ikinci bir "merkez" oluşturma gayretleri görünüyor. Fransa ile Almanya ipleri çekiyor, üç Benelüks ülkesi hemen yanaşıyor. İngiltere her zamanki gibi uzak durmayı "bekleyip görmeyi" tercih eder gibidir. İtalya her zamanki gibi çok hevesli!.. Böyle olunca iş dönüp dolaşıp başladığı noktaya, yani 1957 Roma Anlaşması''nın imzalandığı günlere geliyor.. Eski bir romantik şarkı: "İnsanlar hep eski sevdalarına dönerler!" diyor. Galiba ülkeler de, milletler de öyle düşünüyorlar olmalı. AB genişlemesine gelişiyor ama derinliğine bakan yok demiştik. Almanya''nın Yeşiller Partisi lideri, Dışişleri Bakanı geçen gün hem de Fransa''da bir laf etti: "AB bir Federal Devlet haline gelmeli!" dedi. Yer yerinden oynadı. "Almanlar''ın kanı yine kaynamaya başladı!" yorumları yapıldı. Geçmişi hatırlandı. Yanlış anlaşıldı, hatalı yorumlandı dediler.. Ama zihinlerde yerleşen "Mukaddes Roma-Cermen İmparatorluğu''nun izlerini silmek kolay olmayacak!..
Bu haftaki konumuza insan hakları ile girdik, yine onunla bitirelim.. Avrupa Birliği "İnsan Hakları" üzerindeki kendi noksan ve boşluklarını anlamış gibidir. 30 Haziran''da Dönem Başkanlığı Fransa''ya geçecektir. Jaques Chirac şimdiden konuyu ele almış kendi döneminin sona ereceği tarihten önce bir "Avrupa Birliği İnsan Hakları Sözleşmesi" metnini hazırlamak üzere eski Almanya Cumhurbaşkanı Herzog başkanlığında aday ülkeler dahil sayıları yüze yakın en yetenekli hukukçuları, toplumbilimcileri bir araya getirmeyi düşünmüştür. Bu husustaki karar AB''nin dönem sonunda Cannes''da yapacağı Devlet ve/veya hükümet başkanları zirvesinde ele alınacak ve kabul edilecektir. Biz bu köşede daha evvel de çok yazdık.. AB''nin yolu Paris''ten geçer. Fransa''nın başkanlık edeceği şu önümüzdeki dönemde adaylık çalışmalarımıza bir çeki düzen verelim ve bu tarihi fırsattan faydalanmasını bilelim diye düşünüyorum!..

