Hayırlısı ile 2000''li yıllara kazasız belasız girdik. Bin yıldan bir başka bin yıla, "kıldan ince... kılıçtan keskince "sanılan Milenyum" köprüsü üzerinden geçerken korkulanlar, umulanlardan çoktu. Çok şükür korkulanlardan hiç biri olmadı... Ama umulanların listesi de giderek daha da kabardı... Vadeleri ise giderek uzadı, uzaklaştı! Henüz ortada değişen hiçbir şey olmadığı gibi değişeceğine dair hiç bir emare de yoktur. Gözümüzü gönlümüzü Batı''ya çevirmiş, AB''nin kapı aralığına ayağımızı koymuş, gözümüze de at gözlüğü gibi sağımızı solumuzu göstermeyen bir nesne takmışız. Sağımıza solumuza baktığımız yok. Baksak da bir faydası olmayacak diye düşünüyor olmalıyız!.. Kuralları belli bir kurum veya kuruluşa, yahut bir topluluğa girerken ona uyum sağlayabilmek için hükümranlık haklarından bir ölçüde fedakarlık yapmayı makul görmek gerekir. Ancak devlet olmanın en önemli koşulu kazai hakları, hele Devletin bütünlüğünü ilgilendiren bir konuda, Yargıyı, Yargıtayı, kaziyei mahkemesi ile birlikte daha şimdiden bütün heyeti ve heybeti ile birlikte Brüksel veya Lahey''e nakil ve havale etmiş gibi davranmanın izahı bizce de pek kolay görünmüyor!.. AGİT''in İstanbul Zirvesi''nde konuşulanlar, Yeltsin-Clinton düellosu ve sonrasında alınan kararlar, hep sözde ve zabıtlarda kaldı. 200 milyonluk koskoca Rusya''yı, topu ile tüfeği ile tankları ve zehir ve ölüm saçan son model uçakları, helikopterleri, (KGB, Kızıl Ordu ve Mafya birleşimi) yönetici ve komutanları ile gözlerinizin önüne getiriniz. Bir de şu üç, üçbuçuk milyonluk güzel ve kahraman ve Müslüman insanlar diyarı Çeçenistan''ın bugünkü perişan haline bakınız!.. Kimselere başka bir şey sormaya gerek yoktur. Bu manzaranın aynasında Moskova''nın bugünkü acımasız suretini ve siretini görebilirsiniz!.. Çok eskilere değil,daha dün denecek kadar yakın bir geçmişe, on yıl kadar öncelerine bakınız. Rusya''da Komünist-Sovyet sistemi çökmüş, savaş sonrası dönemde Demir Perde''nin arkasına düşmüş Doğu Avrupa ülkelerinden başlayarak, Kafkaslar ve Avrasya''daki ülkeler istiklallerine kavuşmuşlardı. Çeçenistan Kafkaslar ile Dağıstan arasına sıkışmış bir bölgede İnguşlar ile yan yana öteden beri özel ve özerk bir statü içerisinde yaşamakta idiler. Onlar da haklı olarak diğerleri gibi tam istiklallerine kavuşmak istiyorlardı. Ruslar hayır diyorlardı. Zira burası petrol boru hatlarının güzergahı üzerinde idi. Dört yıl kadar önceleri çıkan savaş Çeçenlerin kahramanlıklarını ve vatanlarını korumak yolundaki azim ve iradelerini bir efsane ile bütün dünyaya tanıttı. "Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır!" Çeçenler Kuzey Kafkaslardaki kartal yuvası gibi vatanlarını işte böyle kahramanca savunmaktadırlar.
Rusların bir dönem Genel Kurmay Başkanı General Lebed, Çeçenleri yenemeyeceğini anlayınca onlarla Khassiavurt Barış anlaşmasını imzaladı. Bu anlaşmaya göre, 2000 yılında taraflar bir araya gelecek, Çeçenistan''ın nihai statüsünü kararlaştıracaklardı... İşte o günden beri Moskova''nın efendileri kendilerini bir Çeçen aynasında seyretmeye başladılar. Çeçen aynasında çok çirkin görünüyorlardı. Sonunda eski masallarda aynaya bakan çirkin Kraliçe gibi Çeçen aynasını bir anda tamamen kırmaya karar verdiler. Çeçenlerle Khassiavurt barış anlaşmasını imzalamış olan eski Genel Kurmay Başkanı Lebed emekliye sevkedilerek, Sibirya''nın bir bölgesine vali atandı. Kendi içyüzlerini de gösteren bu Çeçen aynasını yok etmek görevini de Yeltsin''in kendisine halef ilan ettiği Vladimir Putine''e tevdi ettiler. Hikayenin yüzde görünen özeti budur. Dış politikamızı, at gözlüğü takmış gibi, sadece Avrupa Birliği amacı ve hayali ile yönetemeyiz. Kafkaslar için için kaynıyor. Çeçenistan savaşı bütün muhayyile ve havsalalara ve hiç bir insafa sığmayan bir dehşet ve vahşet manzaraları sergileyerek hâlâ devam ediyor! Bilinmelidir ki bu sadece bir başlangıçtır, arkası gelecektir. Bunu tahmin edebilmek için bir politika dehası olmaya gerek de yoktur. Biraz düşünebilen ve biraz da tarih bilgisi olan herkes bunu da bilebilecektir! Ama durun henüz dün bir bugün iki... İnsanlığın önünde daha nice yıllar, yüz yıllar var... diye kimse kimseyi oyalamaya kalkışmasın... Moskova da şu günlerde 2000''li yıllar Rusya''sının eskisinden daha sağlam temeller üzerinde yeniden kurulmasına çalışılıyor. Çatının omurgasını ünlü istihbarat örgütü KGB''nin eski ve yeni yöneticileri oluşturuyor. Eski Başbakan Primakov, Luikov ve nihayet şimdiki Veliahd Vladimir Putine Kremlin''e aday KGB zincirinin halkalarını oluşturuyorlar. Bunların yanı sıra bir kısmı eski asker ve yeni dolar zenginleri, petrol milyoner ve milyarderlerinden oluşan bir de Moskova Mafyası var!.. Ama hasta dedikleri, sapıttı dedikleri Boris Yeltsin gerçekte hepsinden kurnaz çıktı. Kimsenin aklında olmayan V. Putine''i önce halefi olarak başbakanlığa getirdi. Sonra da Haziran''da yapılması gereken Başkanlık seçimlerini üç ay öncesine almakla, hem Primakov-Luikov ikilisinin başkanlık seçimlerinde yolunu kesti, hem de kendisini ve harim ailesini ileride her türlü sorumluluktan koruyacak bir dokunulmazlık zırhını şimdiden sırtına geçirdi. Mart sonunda yapılacak Başkanlık seçimlerinde bundan böle herhangi bir sürpriz beklemek boşunadır. Komşumuz Rusya''nın Kremlin sarayında oturacağı artık iyice belli olan Putin''in Kafkas bölgesine bakışı çok değişik olacağı şimdiden bellidir. Bu bakımdan bize, Türkiye''ye de pek tatlı bakmadığını Başbakan Ecevit''in Moskova''ya yaptığı ziyareti sırasında TV ekranlarına da yansıyan ve bir ev sahibine hiç yakışmayan, halinden tavrından, konuşma üslubundan yeterince anlamış bulunuyoruz. Merak ediyorum iç sezisi çok kuvvetli olan sayın Başbakanımız şu Moskova ziyaretini ve Putin ile görüşmesini kendi tabiri ile "içine sindirebildi mi?" Ben kendi hesabıma pek sindiremedim de ondan soruyorum!... Şu anda Fuzuli''nin Su kasidesinden bir mısra düşüverdi şimdi bilgisayarımın tuşlarına! "İhtiyat ile içer, her kimde olsa yâre su!.." Ramazan Bayramınız kutlu olsun...

