Kaydet
a- | +A

Hafif, zarif Dışişleri Bakanımız İsmail Cem ile babasının tam tersi bir politik tutum sergileyen benzeri zarafetteki Yunanlı meslektaşı Yorgo Papandreu, birbirlerini sevdiler, güvendiler ve ülkeleri arasında bir yakınlaşma politikası başlattılar. Aslında aklın yolu olan bu politika zaten aralarında bir düşmanlık olmaması gereken iki ülke insanları tarafından doğal olarak sevinçle karşılandı. Bu akımın başlamasından bu yana tam bir yıl olmuş.. İki taraf da az gitti, uz gitti. Dere tepe düz gitti.. İki taraf da umduğunu bulamasa bile bu yakınlaşmadan birşeyler hayal etti. Ağustos ayı Kurtuluş Savaşı''mızın zaferler dönemidir. İki Dışişleri Bakanları sözleşmişler, Ege''de bir teknede buluşacaklar muhtemelen Adalar ile Türk sahilleri arasında bir o yana bir bu yana yaslanarak başlattıkları bu yakınlaşma politikasını kutlayacaklardı.. Böyle bir etkinlik yapılabilecek mi? Yoksa bilemediğimiz nedenler ile ertelenecek mi, yahut büsbütün vaz mı geçilecek? Böyle bir olasılığı aklımız almak istemiyor. Yazık olur diyoruz.

***

Asırlarca hem orada hem burada bir arada yaşamışız. Dini inançlarımız ayrı bile olsa yaşantılarımız her hali ile aynı olmuş.. Aynı şeyleri yemiş, aynı şeyleri içmişiz.. yemeklerimizin isimleri bile hâlâ aynıdır. Onlar Avrupa Birliği''ne girdiler, kokoreç yemeleri yasaklandı.

Adalardan Türk Riviyerası''na sırf bizim yemeklerimizi yiyebilmek için gelenlere bu yaz ben tanık oldum. Meşum Sevres antlaşmasına başkaldıran Mustafa Kemal ve arkadaşları 19 Mayıs 1919 Samsun''a çıkarak milli mücadeleyi başlattıkları güne kadar Anadolu''daki Rumlar''la bir anlaşmazlığımız yoktu. Ama bu tarihten tam 4 gün evvel, 15 Mayıs''ta Yunan orduları, İngiliz donanmasının lojistik desteği ile İzmir''e çıkınca işler değişti. Venizelos İngiltere Hükümeti''ni kandırmış, "Kuvvayı Milliyenin İzmir ve havalisindeki Hıristiyan ehaliyi katliama başlayacağı zırvasına inandırmıştı. Şimdilerde yayımlanan İngiliz resmi belgeleri bunu resmen açıklıyor ve aldatıldıklarını kabul ediyor. Ne ise amacımız bilineni bir daha anlatmak değil.. Sırası geldiği için öyle yazıverdim. Yoksa dünya alem bilir ki biz komşu Yunanistan ve halkı ile her bakımdan yakınlaşma ve işbirliğinden yanayız. Diplomaside geçen günlerimiz bunun sayısız örnekleri ile doludur.

***

Sevgi ve nefret.. Yıllar yıllar öncesi Galatasaray''da bir Ruhiyat hocamız vardı. Fransızdı. Genç yaşında üniversitede Agrege profesör iken bizde "Perfet D''Etudes" ders nazırı olarak görevlendirilmişti. O zamanlar Fransa Hükümeti bize en iyi hocalarını gönderirdi. Bunların daha sonraları kendi üniversitelerinde hoca, Dekan ve hatta rektör gibi görevlere getirildiklerine bizzat şahit olmuşumdur. Ruhiyat Hocamız bunlardan biri idi. Kendisini Paris''te genç bir sefaret katibi olarak evimizde ağırlamak şerefini ve zevkini hâlâ taşırım. Şiir söyler gibi, duyarak, hissederek konuşur, söylediklerinin parıltılarını gözlerimizde arardı. Aşkı ve nefreti bir arada anlatırdı. "Sevgi ve nefret, birbirlerine öylesine zıt hislerdir ki, insan ruhunun karanlıkları arasında hiç beklenmedik bir anda birden karşılaşıverirler.. Bu karşılaşmadan kazançlı çıkan daima sevgi olur.." derdi. Hocamız Camille Bergeaud, sevgi dolu bir adamdı. Toprağı bol olsun, Türk-Yunan yakınlaşmasını anlatırken biz de sevgiden yana olduğumuzu tekrarlayalım.

***

Bugünlerde Kıbrıs ve kokoreç yine gündemdedir. Marmaris''te geçirdiğim tatil günlerinin sonunda bizde de kokoreç yasaklandı. Acaba kaşla göz arası bizde Avrupa Birliği''ne mi girdik? Yahut Başbakanlıkta kurulan yeni genel sekreterliğin ilk icraatı bu mu oldu? diye düşündüm. Yazık ki, ne biri, ne ötekinin gerçekle ilgisi yoktu. Gerçek olan KKTC''de hiç de hoş olmayan birşeylerin ceryan etmekte olduğu idi. Bu köşede hep yazmış, anlatmaya çalışmışımdır. KKTC dikkat ister, rikkat ister cesaret ve kuvvet ister. Bu konuda hiç kimsenin hele Yunanlı partnerlerimizin "böl ve yönet..." politikasına baş vurmak gibi bir gaflete düşmemesini, bizlerin ve özellikle doğru yanlış halk içinde "Kıbrıs Fatihi diye tanımlanan Sayın Bülent Ecevit''in boş bulunup en küçük bir hataya düşmemesini yürekten ve derinden diliyorum.

***

Meslek hayatımda bir genel müdür olarak Türkiye''nin ticari borçlarının konsolidasyonu müzakerelerini yürütmekte iken rahmetli Fatin Rüştü Zorlu tarafından o sırada Zürih''te yapılmakta olan Kıbrıs müzakerelerine katılmak talimatını almıştım. Bizler ayrı bir salonda "Amele arılar" grubunu oluşturuyorduk. Müzakereler iki defa kesintiye uğradı. Sonuncusu Kıbrıs''ta bulundurulacak askerler konusunda idi. Başbakan rahmetli Menderes emir verdi. Uçağımız hazırlandı. Zorlu ile Averoff Dolder ormanında bir gezintiye çıktılar. Menderes sabırsızlanıyordu. İki Dışişleri Bakanı döndüler. Zorlu, uçağın durdurulmasını söyledi. Sevindik. Yaşasın diye bağırdık. Bakanımız kızdı, bizi Fransızca konuşarak susturdu. "Başarı, iki tarafın, Türk-Yunan işbirliğinindir.." dedi. Anlaşma imzalandı. Uçakta Ankara''ya dönerken Başbakan Anlaşmanın Türkçe''ye çevrilmesini emretti. Aynı gece Meclis''te okuyacaktı. Bana mahalli idarelerin yönetimi ile ilgili bölüm isabet etti. İçinden çıkılır gibi değildi. Uygulanabilmesinin imkânı yok gibi idi. Bunu hafif sesle söyleyiverdim. Fatin Bey, kalktı yanımdaki koltuğa oturdu. En otoriter ve inandırıcı sesi ile "Sakın bunu bir daha ağzına alma.. Bu zor bir anlaşma.. uygulanabilmesi Türkiye ile Yunanistan''ın işbirliğine bağlıdır. Bu bir bakıma iki ülkeyi işbirliğine mecbur edecek.. bunu böyle belle ve herkese öyle söyle.." dedi. Hep öyle yaptım.

***

Zürich-Londra sistemi bir Federasyondu. Ama "işlevsel-fonctionnelle" bir federasyondu. Neden yürümediğini herkes biliyor. Şimdi sözkonusu olan bir Konfederasyon, yahut buna "Territorial" bir federasyon da diyebilirsiniz. Fazla bir şey değiştirmez. Ama Türkiye''nin Savunma güvenliği dolayısı ile KKTC''nin mevcudiyetinin arzettiği hayati önem kimsenin ama kimsenin aklından çıkmamalıdır.