Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Bahçeyi büyütürken bahçıvanı unutmak
0:00 0:00
1x
a- | +A

Bir yıl önce bir karar verdim. En çok pişman olduğum konuda artık bir karar aşamasında olduğumu hissettim ve bir karar verdim.

Yaşım tam kırk olmuştu. Ticaret, yazarlık, siyaset, dernekçilik yapmanın yanı sıra bir evlat, bir eş ve bir baba idim.

Düşündüm, benim sermayem nedir diye. Ticarette sermayem para mıydı? Değildi. Yazarlıkta edebiyat kabiliyetim miydi? Değildi. Siyasette yüksek mevkilerdeki dayılarım mıydı? Değildi.

Tek bir sermayem vardı yaptığım tüm işlerin ve üstlendiğim tüm görevlerin temelinde. Fiziksel olarak bedenim, manevi olarak da aklım ve fikrim.

Yani sermayem bendim.

Ama bu sermayeyi bu 40 yılda çok hor kullanmıştım. Geceleri sabahlara kadar uykusuz çalışmalar, şehir şehir her davete koşup saatlerce konferanslar.

“Benden gitsin, sevdiklerimden gitmesin” diye hep sevdiklerimi, yakınlarımı ya da beni sevenleri düşünüp kendimden ödün vermeler.

Şirketimi ne kadar büyütürsem büyüteyim günün sonunda bana bağlı. Bir milyon dolardan yüz milyon dolara 5 senede çıkarırım kendimi parçalayarak, ama bana bir şey olduğu takdirde 5 ayda düşer 500 bin dolar değere.

Demek ki şirketim için kendimi feda etmem şirketim için de iyi bir şey değilmiş.

Beni tanıyan herkes bilir ki iyi bir baba olma konusunu çok önemserim. Ama geçen yıl Mersin’de Cennet Cehennem Mağarası’na girdiğimizde çok çarpıcı bir deneyim yaşamıştık oğlumla. En dibine kadar indik mağaranın. İniş kolaydı oğlum için. Ama dönüşte koca koca kayalardan oluşan basamaklar ona zor geldi. Sırtıma çıkmak istedi. Sadece bununla kalsa iyi, bir de çabucak mağaradan çıkmak da isteyince sırtıma alıp başladım merdivenleri ikişer ikişer çıkmaya.

Sonunda tepeye kadar çıktım. Oğlumu sırtımdan indirdim. Akabinde kendimi yere bırakıverdim. Bir şeyler oluyordu. Kalbim sıkışıyordu.

Oğlum için, onun rahatı için bir şey yapayım derken az kalsın… Neyse.

O günden itibaren de bunu sorgulamaya başladım.

Bir babanın oğluna yapacağı en büyük jest bile kendi hayatını tehlikeye atmak kadar ciddi bir sonuç doğurmamalıydı. Çünkü olası bir olumsuz sonucun en büyük etkisini görecek olan yine evlat olacaktı.

Demek ki ailem için de kendimi feda etmem ailem için de iyi bir şey değilmiş.

Sonra çevremdeki insanlara baktım. Hayatını işine, ailesine adamış insanlara baktım. Muazzam bir gül bahçesi yapmışlardı, bahçeye o kadar odaklanmışlardı ki bir tek o bahçeyi yapan bahçıvanı ihmal etmişlerdi.

Sonunda da 50 yaşlarında göçüp gittiler.

Aileleri babalarından kalanı yıllar içinde sata sava yaşadılar, bitirdiler. Adamlar o kadar çalışmıştı ki kazandıkları çocuklarına yıllarca da yetti.

Ama bugün sorsanız o çocuklara, muhtemelen babalarından kalan servetle yıllarca babasız yaşamaktansa bir bahçede domates patlıcan yetiştirip pazarda onları satıp mutlu mesut yaşamayı tercih ederler. Ahirette karşılaştıklarında “Baba iyi ki bizim için kendini paraladın, biz o malı mülkü sata sata 20 sene rahat yaşadık” diyeceklerini zannetmiyorum.

Bütün bunları görmek bana çarpıcı geldi. 41 yaşımda bir karar aldım. Artık en büyük yatırımı en büyük sermayeme yapacaktım.

Sonrasını az çok biliyorsunuz. Günde 20 - 25 bin adım atmaya başladım önce. Sonra onu evde ya da ormanda yaptığım sporla takviye etmeye başladım.

Mesela bu yaşa gelmiştim de tek bir barfiks çekmemiştim. Hani şu bir demire asılıp sonra kendinizi yukarı çekme sporu. Oysa o kadar önemli, o kadar kıymetli bir hareketmiş ki.

İki aydır barfiks çekmeye çalışıyorum, her gün deniyorum. Ellerim nasır tuttu ama bedene çok iyi gelen, fizyolojiyi çok rahatlatan bir hareket.

Barfiks çekemiyor olsanız bile hiç üzülmeyin. Ama her yaşta yapmamız gereken bir şey var, o da bir sopaya iki elle asılı kalmak. Bir dakika gibi bir süre fazlasıyla yeterli.

Bu hafta -20 kiloya ulaştım bu sağlıklı yaşam serüveninde. Elhamdülillah. 20 sene sonra ilk kez çift haneleri gördüm.

Malumunuz kilo veren insanlar kısa sürede verdiğinden de fazlasını geri alıyorlar. Onun da bir gizemli yönü var. İnsan bedenini keşfettikçe daha da çok şaşırıyorum.

Nedeni bence şu; her gün yürüyüş yapıyorsanız benim gibi, bazı günlerde vücut sizi kandırmaya çalışıyor. “Bugünlük ara ver”. Oldu ki dinlediniz. O gün spor yapmamanın suçluluk duygusu sizi kötü hissettiriyor. Kötü hissedince öz güveniniz sarsılıyor. Bu sefer vücut “Hadi bugün spor da yapmadın, biraz da diyeti boz da yarın tekrar dönersin” diyor. Biraz da hamur işi ya da tatlı yiyorsunuz. Bu sefer de “eski günlerdeki gibi” hissediyorsunuz. Spor yok, diyet yok. “Eyvah bak gördün mü yine başaramadım, demek ki ben beceremeyeceğim” diye düşünmeye başlıyorsunuz.

Bunlar sizi yorgun hissettiriyor. Bu sefer yürüyüşe mecal bulamıyorsunuz.

Çok tehlikeli bir sarmal.

Evden çıkmaya üşenenler için de YouTube’da çok güzel aletsiz, evde yapabileceğiniz egzersizler var. Bulamam diyenler bana yazarsa ben linklerini bulup göndereceğim.

Var mısınız Türkiye gazetesi ailem, şöyle bir spor ve sağlık akımı başlatalım. Hep beraber daha çok adım atıp bedenen ve ruhen rahatlayalım.

Varım diyen okurlarım mesaj göndersinler lütfen, bakalım kaç kişiyiz.
Not: Yazdıklarım deneyimlerimdir, sağlık ve diyet tavsiyesi değildir. Düşündürmek ve herkesin kendine göre çıkarımlar yapmasını amaçladım. Bir kişide işe yarayan bir yöntem başkasına iyi gelmeyebilir, doktorunuza danışmakta fayda olabilir.

Ömer Ekinci'nin önceki yazıları...

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.