Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
İsrail saldırganlığının kısa tarihi
0:00 0:00
1x
a- | +A

“ABD ve İsrail’de faaliyet gösteren Efrat adlı bir sivil toplum kuruluşu savaşta nüfusunun yetersiz kalmaması için ‘İsrail’de kürtaja son’, ‘İsrail’e bir bebek getirin’ kampanyası yürütüyor. Kuruluşun 1977 yılından beri kürtajdan kurtardığı toplam bebek sayısı ise 20 bin.

Doğan bebekler için ailelere para yardımı yapılıyor, çocuğuna bakamayacak durumda olanların çocukları yetiştirme yurduna alınıyor. İsrail’in, kurulduğu yıl olan 1948’den bu yana toplam 1,5 milyon kürtaj kaybı var. Ülkenin 2007 itibarıyla nüfusu 7 milyon 100 bin.”

İki kısa paragrafını alıntıladığım bu haber (kendi haberim), 1 Eylül 2007 tarihinde o zamanlar çalıştığım Sabah gazetesinde yayımlandı. Yani bundan tam 20 yıl önce… Bu habere konu olan kampanyanın sonuç verip vermediğini anlamak için İsrail’in günümüzdeki nüfusuna bakalım: 10 milyon 200 bin.

Demek ki bu Efrat isimli STK’nın “Bring a baby to Israel” (“İsrail’e bebek getirin”) mottolu çağrısı bir parça işe yaramış. Ama ne olacak ki! İsrail, çoğala çoğala 2 milyarlık İslam âleminin nüfusuna mı erişecek! Hayır, yetişmeyi ummuyorlar elbette, gelgelelim kendileri çoğalmaya çabalarken İslam ülkelerinden başlayarak rakip gördükleri milletlerin nüfuslarının azalması için her türlü psikolojik harp faaliyetini de yürütüyorlar. Ele verir talkımı, kendi yutar salkımı hesabı! Bu haberi -daha evveli de var elbette ama- İsrail’in

-Gazze’de bebek ve çocukları katlederken- 20 yıldır çoğalma stratejisine göre hareket ettiğini göstermek için alıntıladım.

İsrail, kurulduğundan beri bölgemizde güvenlik enfeksiyonlarına yol açan bir ülkeydi, şimdi daha da öyle. 2007, 2008’lerdeki Ehud Olmert yönetimi ile katliamcı Benjamin Netanyahu rejimi arasında fark var. En azından o dönemde İsrail, Suriye ile sorunlarını (13 yıl sürecek Suriye İç Savaşı 2008’de başlamamıştı) göstermelik de olsa masada çözmeye çalışıyordu. Hem Ankara hem de İstanbul’da iki kez masa kuruldu. Hatta görüşmeler dönemin Başbakanı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ara buluculuğu ile başlamıştı.

İSRAİL, HİÇBİR TAAHHÜDÜNÜ YERİNE GETİRMEDİ

O zamanki İsrail Başbakanı Ehud Olmert, Suriyeli yetkililerle 2008’de Ankara’da görüşmüştü. İkinci görüşmeler aynı sene İstanbul’da yapıldı. O dönemde İsrail’in 1967’de işgal ettiği Golan Tepeleri’nden tamamen çekilmeyi taahhüt ettiği bilgisi bile yansıdı basına. Suriye’nin eski Dışişleri Bakanı Velid Muallim, İsrail’in Golan Tepeleri’nden tamamen çekilmeyi kabul ettiğini söylemişti 2008’de. Aradan kaç sene geçti: 18. Taahhüt gerçekleşti mi? Hayır. Zaten İsrail, ateşkesler dâhil hangi sözünde durmuş ki!

İsrail ile Suriye arasında ilk görüşme 2000 senesinde ABD’de gerçekleşmişti. Mesele, gene İsrail’in işgal ettiği Golan Tepeleri idi. Bunun ötesinde Suriye ve İsrail -aralarında 1974’te ateşkes ilan edilmekle birlikte- 13 sene hariç gayriresmî biçimde savaş hâlinde oldu. Suriye’de Esad devrilince ve Türkiye başta olmak üzere bölge ülkeleri ile güçlü ilişkiler kuran Ahmed Şara yönetimi iktidara gelince Netanyahu rejimi, bizim Adana’da sık kullanılan deyimle cin atına bindi!

İsrail’in kurulduğu günden bu yana Suriye başta olmak üzere bölge ülkelerine sürekli sorunlar çıkardığını anlamak için 80 yıllık maziye kuşbakışı bakmak bile yeterli. Sorun, İsrail’in kurulmasından bir yıl önce başladı:

Kasım 1947- Suriye, BM’nin Filistin topraklarını İsrail ve Arap devleti arasında paylaştırma planına karşı çıktı.

Mayıs 1948- Filistin’deki İngiliz mandası sona erdiğinde Yahudiler, İsrail devletinin kuruluşunu ilan ettiler.

Haziran 1967- İsrail 6 Gün Savaşı sırasında Suriye’ye saldırdı ve Golan Tepeleri’ni ele geçirdi.

Ocak 2000- Golan Tepeleri’nin büyük bölümünün Suriye’ye devri konusunda sürdürülen görüşmeler başarısızla sonuçlandı.

Ekim 2007- İsrail hava kuvvetleri 6 Eylül’de Suriye topraklarına saldırdı.

Ekim 2023: İsrail rejimi, Suriye’ye hava saldırılarını Gazze katliamlarından sonra artırdı. Birleşmiş Milletler de NATO da İsrail’in Gazze katliamları konusunda kılını bile kıpırdatmadı.

BM, NATO ARTIK İŞLEVSİZ

Elbette bu BM’nin göreviydi, NATO’nun değil… Zaten İsrail’in meşru olmasa da gayrimeşru biçimde NATO’ya üye olduğu tezini uzun süredir işleyen bir gazeteciyim. Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı (NATO) tarihinin en derin varoluş bunalımını yaşıyor. Öyle ki bugün hangi ülkenin gerçekte NATO üyesi olduğunun bile belirsizleştiği bir evredeyiz. İsrail ‘benim diyen’ NATO üyesinden daha fazla yararlanıyor teşkilatın imkânlarından. Mesela ABD, İsrail’in güvenlik ihtiyaçlarını karşılıyor. Öte yandan NATO üyesi Türkiye, NATO üyesi olmayan İsrail ile 2010’dan beri, 16 yıldır bir istihbarat savaşı içinde. ABD de elbette bunu biliyor, izliyor. 14 Haziran’da bu köşede Türkiye-İsrail istihbarat savaşı konusunu işlemiştim.

Yazıyı bir paragrafla toparlayalım: Netanyahu rejiminin Suriye İdlib’deki provokatif saldırısına Türkiye, kendi istediği vadede cevap verecektir. Türkiye, üniter Suriye’yi desteklemekle stratejisini de sürdürecektir. Bu süreçte, ekim ayında İsrail’de yapılacak seçime endeksli olarak Netanyahu rejimi gerilimi tırmandırabilir. Tercih savaşmamaktır, ama tercih ile mecburiyet çatışırsa her daim mecburiyet kazanır. Ve unutulmamalı ki, uzak ve yakın tarihin ispatladığı üzere Türkiye, hem savaşın kurdudur hem de barışın…

Ferhat Ünlü'nün önceki yazıları...

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.