Geçtiğimiz günlerde Makedonya’daydım.
Ohri Gölü’ne doğru giderken yolun sağ tarafında büyükçe bir bina gördüm. Konumuna, bahçesine ve görüntüsüne bakınca otel olduğunu düşündüm.
Yanımdakilere sordum:
“Burası neresi?”
Aldığım cevap enteresandı:
“Devletin emeklilere tahsis ettiği tatil köyü.”
Önce tam anlayamadım.
“Nasıl yani, bütün emekliler için mi?”
“Evet. İsteyen her emekli başvurur, kendisine belirli bir tarih aralığı verilir ve gelip burada tatil yapar.”
“Peki bedavaya mı?”
“Bedava değil ama bedavaya yakın.”
Söyledikleri rakamı Türk lirasına çevirdiğimizde günlük aşağı yukarı 800 liraya geliyordu.
Ohri gibi dünyanın en güzel göllerinden birinin yakınında, emeklilerin karşılayabileceği bir ücretle tatil yapabildiği bir tesis…
Doğrusu çok etkilendim.
Çünkü biz Türkiye’de emeklilik meselesini konuşurken sürekli aynı üç konu etrafında dönüyoruz:
Emekli maaşı ne kadar olacak?
Emekliye ne kadar zam yapılacak?
Emekli sağlık hizmetlerinden nasıl yararlanacak?
Bunların tamamı elbette önemli. Hatta bugün geçinmekte zorlanan milyonlarca emeklimiz için en öncelikli mesele maaştır.
Fakat emekli yalnızca karnı doyurulacak ve hastalandığında tedavi edilecek bir insan değildir.
Emekli de tatil yapmak ister.
Gezmek ister.
Bir konsere, tiyatroya veya sinemaya gitmek ister.
Arkadaşlarıyla oturup çay içmek, yeni insanlar tanımak, spor yapmak, bir şeyler öğrenmek ister.
Kısacası emekli yalnızca hayatta kalmak değil, güzel yaşamak ister.
EMEKLİLER TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK SATIN ALMA GRUBU
Türkiye’de milyonlarca emekli var.
Biz bu insanları ayrı ayrı düşük veya orta gelirli tüketiciler olarak görüyoruz. Hâlbuki hepsini bir arada düşündüğümüzde ortaya Türkiye’nin en büyük ortak satın alma gücü çıkıyor.
Bugün herhangi bir şirket, birkaç bin müşteriyi bir araya getirdiğinde marketten bankaya, otelden akaryakıt şirketine kadar herkes o müşteri grubuna özel imkânlar sunmak için sıraya giriyor.
Peki milyonlarca emekli adına bu pazarlığı kim yapıyor?
Bankalarla promosyon anlaşmaları yapılıyor. Demek ki emeklilerin ortak gücü kullanıldığında şirketlerden avantaj alınabiliyor.
Neden bunun kapsamını genişletmiyoruz?
SGK bünyesindeki Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğü, eski Emekli Sandığı tecrübesini de kullanarak emekliler adına markalarla toplu anlaşmalar yapabilir.
Bir EmekliKart oluşturulabilir.
Bu kartla emeklilere marketlerde, giyimde, iletişim hizmetlerinde, ulaşımda, otellerde, restoranlarda, kültür ve sanat etkinliklerinde özel indirimler sağlanabilir.
Burada devletin her indirim için cebinden para ödemesinden söz etmiyorum.
Devlet, milyonlarca emeklinin satın alma gücünü bir araya getirip onlar adına pazarlık yapacak.
Bir market zincirine “Karşında bir kişi değil, milyonlarca emekli var” diyecek.
Bir otel grubuna “Sezon dışında boş kalan odalarını emeklilere uygun fiyatla aç” diyecek.
Bir GSM şirketine “Emekliye özel uygun fiyatlı tarife oluştur” diyecek.
Bir ulaşım firmasına “Belirli gün ve saatlerde emekliye indirimli kontenjan ayır” diyecek.
Milyonlarca müşteriyi aynı masaya getirdiğinizde hiçbir şirket bu çağrıya kayıtsız kalamaz.
EMEKLİ TATİL KÖYLERİ NEDEN OLMASIN?
Makedonya’da gördüğüm tesisin benzerleri Türkiye’de neden olmasın?
Türkiye’nin denizi var, dağı var, yaylası var, kaplıcası var. Kamu kurumlarının sosyal tesisleri, misafirhaneleri, eğitim ve dinlenme kampları var.
Bunların bir bölümü yenilenerek emeklilerin kullanımına açılabilir.
Akdeniz’de, Ege’de, Karadeniz’de ve termal bölgelerde Emekli Yaşam ve Tatil Köyleri kurulabilir.
Ücretsiz olması da şart değil.
Emeklinin ödeyebileceği sembolik bir ücret belirlenir. Gelir durumuna göre farklı destek oranları uygulanır. Başvurular e-Devlet üzerinden alınır, tarihler şeffaf biçimde dağıtılır.
Üstelik devletin her yerde sıfırdan otel inşa etmesine de gerek yok.
Turizm sektöründe sezon dışında binlerce oda boş kalıyor. Devlet otellerle toplu anlaşma yaparak bu odaları emekliler için çok daha uygun bedellerle kiralayabilir.
Otel boş kalmaz, çalışan işsiz kalmaz, turizm sezonu uzar, emekli de hayatında belki ilk defa tatil yapma imkânı bulur.
Aynı model kaplıcalar, kültür turları ve şehirler arası geziler için de uygulanabilir.
EMEKLİLİK, TOPLUMDAN ÇEKİLMEK DEĞİLDİR
Emeklilerin önemli sorunlarından biri de yalnızlık.
İnsan yıllarca sabah kalkıp işe gidiyor. Arkadaşlarıyla, müşterileriyle, çalışma arkadaşlarıyla konuşuyor. Bir görevi, bir sorumluluğu, bir çevresi oluyor.
Emekli olduğu gün maaşı bağlanıyor ama hayatındaki büyük boşluğu dolduracak hiçbir sistem sunulmuyor.
Bir anda ev ile kahvehane, ev ile park veya ev ile hastane arasında sıkışan bir hayat başlıyor.
Her şehirde ve her ilçede Emekli Yaşam Merkezleri kurulmalı.
Bu merkezlerde spor alanları, kütüphaneler, hobi atölyeleri, eğitim salonları, uygun fiyatlı lokantalar ve sosyal etkinlikler bulunmalı.
Emekliler burada yalnızca vakit geçirmemeli; üretmeye de devam etmeli.
Mesleğinde yıllarca çalışmış bir usta, gençlere eğitim verebilir.
Emekli bir öğretmen öğrencilere destek olabilir.
Emekli bir mühendis girişimcilere rehberlik yapabilir.
Emekli bir yönetici genç işletmelere mentorluk sunabilir.
Devletin yıllarca yetiştirdiği insan kaynağını, emekli olduğu gün sistemin dışına atmak büyük bir israftır.
Bu nedenle bir Emekli Tecrübe Programı kurulmalı. Çalışmak ve üretmek isteyen emekliler, becerilerine göre okullarla, meslek merkezleriyle, belediyelerle ve işletmelerle buluşturulmalı.
Emeklinin tecrübesi, ülkenin sermayesidir.
HASTALANINCA BAKMAK YETMEZ
Bugünkü sistem emekliye kabaca şunu söylüyor:
“Maaşını veririm, hastalanırsan da bakarım.”
Peki hastalanmaması için ne yapıyoruz?
Emeklilere yönelik düzenli sağlık taramaları, fizik tedavi, ağız ve diş sağlığı, göz ve işitme kontrolleri ile sağlıklı yaş alma programları yaygınlaştırılmalı.
Tek başına yaşayan veya günlük hayatını sürdürmekte zorlanan emeklilere evde bakım desteği verilmeli.
Kendi evinde yaşamaya devam etmek isteyen emeklilerin konutları; tutunma barları, kaydırmaz zeminler, rampalar ve erişilebilir banyolarla güvenli hâle getirilmeli.
Bunlar masraf değil, koruyucu sosyal politikalardır.
Bugün küçük bir tedbir için harcanmayan para, yarın çok daha büyük bir sağlık harcaması olarak devletin karşısına çıkar.
MESELE SADECE MAAŞ DEĞİL
Elbette emekli maaşı insanca yaşamaya yetecek seviyede olmalı.
Fakat emeklilik politikasını yalnızca maaş artışına indirgersek meselenin yarısını dahi çözemeyiz.
İnsanın hayat kalitesini yalnızca cebindeki para belirlemez.
Yaşadığı çevre, sosyal ilişkileri, ulaşım imkânı, sağlık hizmetlerine erişimi, kültürel faaliyetlere katılması ve kendisini faydalı hissetmesi de belirler.
Yıllarca çalışan ve prim ödeyen vatandaşın sosyal güvenlik sisteminden aldığı karşılık yalnızca aylık ödeme ve tedavi hizmetiyle sınırlı kalmamalı.
Vatandaş, çalışma hayatı boyunca ne kadar prim ödediğini, tahminî emekli aylığını ve hangi sosyal haklara sahip olduğunu e-Devlet üzerinden açıkça görebilmeli.
Emeklilere sağlanan bütün indirimler, tatil imkânları, sosyal tesisler, eğitimler ve sağlık programları da tek bir dijital platformda toplanmalı.
Dağınık birkaç kampanya değil, bütüncül bir Emekli Yaşam Politikası oluşturulmalı.
Çıkış şudur:
Emekliye yalnızca maaş bağlayan değil, milyonlarca emeklinin ortak gücünü onların lehine kullanan bir devlet anlayışına ihtiyacımız var.
Emekliye yalnızca “Geçin” demek yetmez.
“Gez, dinlen, öğren, üret, sosyalleş ve güzel yaşa” da diyebilmeliyiz.
Çünkü emeklilik, insanın hayattan çekildiği dönem değildir.
Emeklilik, yıllarca verilen emeğin karşılığının hayatın içinde alınacağı dönemdir.

