Elbette cumhuriyetçiyiz; ama cumhuriyet hanedanlığına karşıyız. Diyeceksiniz ki, "cumhuriyet hanedanlığı" olur mu? Olabiliyor efendim, olabiliyor.. Hem de göz göre göre.. Dışarıda da oluyor, içeride de.. Ancak farklı motiflerle.. Dışarıda: İşte Suriye.. İşte Irak.. İkisi de cumhuriyet, ama ikisi de babadan oğula geçen yönetim sistemiyle, aile rejimiyle yürütülüyor.. Bir tür oligarşi de diyebiliriz.
Yeni bir kavram Suriye cumhuriyet olarak kurulmuştu.. Bir sürü darbe ve ihtilâle rağmen Hâfız Esad''a kadar cumhuriyet rejimi düşe kalka sürdürüldü.. Ancak Hâfız Esad''ın ölümüyle Suriye, uluslararası siyâset literatürüne yeni bir kavram kazandırdı: Cumhuriyetçi hânedanlık.. Babadan oğula geçen bir cumhuriyet.. Şimdi de Saddam''ın hastalanması üzerine oğlunun başa geçeceği haberleri veriliyor.. Yani Irak''ta da cumhuriyet hanedanlığı kuruluyor... Arap milliyetçileri vaktiyle hanedanlığa karşı savaş açmışlardı.. Nasır''ın başında olduğu milliyetçi hareket, Suudi Arabistan''dan Kuveyt''ten, irili ufaklı öteki Körfez ülkelerinden Fas''a kadar bütün krallıkların, daha doğrusu bütün bu hanedanlıkların ihtilallerle ortadan kaldırılmasını ve yerlerine cumhuriyetler kurulmasını amaçlıyordu. Şimdiyse Arap ülkelerinde kalan birkaç cumhuriyetin de hânedanlığa dönüşmesi isteniyor ve dönüşüyor da... Yakında Libya Cumhuriyeti de Kaddafi''nin hânedanlığına dönüşecektir.. Öteki ülkeleri pek araştırmadım, ama vaktiyle Arap ülkelerindeki darbecilerin tek hedefleri monarşileri ve monarkları ortadan kaldırıp yerlerine demokratik cumhuriyetler kurmaktı.. Oysa şimdi yumuşak inişlerle Cumhuriyet logosunu kaldırmadan, onları da içine alan hânedanlıklar kuruluyor ve cüluslar yapılıyor..
Demokrasi özlemi Bize gelince: Atatürk, hânedanlığı aklının kenarından bile geçirmemiştir.. Gazi Mustafa Kemal, cumhuriyeti kurarken, cumhurî bir demokrasi özlemi içinde olduğunu sonraları "Serbest Fırka"yı kurdurmakla açıkça belli etmişti.. Türkiye 1960''lardan bu yana dört askerî müdahale tecrübesi yaşadığı halde hiçbir ordu mensubunun aklından hânedanlık düşüncesi geçmedi.. Bütün ihtilalciler Türkiye''nin cumhuriyet yapısına ve demokrasi hedefine sadık kalacaklarını her müdahalenin ilk saatlerinden itibaren beyan ettiler. Hatta en kötü demokratik yönetimin bile en haklı askerî müdahaleden daha akılcı, daha hayırlı olduğunu ifade edenler bile çıktı aralarından..
Sivil hanedanlık Ancaaaak.. Cumhurun dışladığı bir azınlık sivil kesim var ki, öteden beri içli dışlı oldukları Ankara bürokrasisi ve bu bürokrasinin yazar çizer takımı ile birlikte, kendilerini, kendilerinden menkul "Kemalizm" adını verdikleri söylemin mirasçısı olarak görür ve "cumhuriyeti" kendi hânedanlıklarının malı gibi sahiplenmeye kalkarlar.. Bu da bir tür cumhuriyet hânedanlığıdır ama zihniyette.. Demokratik insan haklarına karşı cumhuriyeti tabulaştıran bir hanedanlık.. Aslında bu zihniyetteki siyâsetçiler İttihad ve Terakki cuntacılığından artakalan aristokrat bir azınlıktır. Kendilerini modernist (!) olarak niteleyen bu sivil kesimde böyle bir toplaşma, cumhuriyeti oligarşik bir hanedanlığa çeviren sosyal bir olgu var.. Kapalı bir mantık sistemini içeren teorik bir yapısallaşma; ancak her an şartlı davranış biçimlerine de dönüşebilecek eylemci bir olgu.. Bütün darbe ve ihtilallerin oluşumunda bu sivil hânedanlığın rolünü görmemezlikten gelemeyiz.. İrtica rüzgarlarını bile zaman zaman, demokrasiyle pek barışık olmayan bu sivil hanedanlığın tahrikleri körüklüyor.. Bunların "dediği dedik" bürokratlar saltanatı olarak anılmaları boşuna değil.. Vaktiyle bu saltanata mensup bir valinin "komünizm gelecekse onu da biz getiririz" sözünü hatırlamamak mümkün mü? Elhak komünizmi de onlar getirirler, irticayı da. Eskiler konuşurken kendi ayıplarını ele verenler için "intak-ı hak" deyimini kullanırlardı.. Ünlü valinin o günkü dayatıcı sözleri cumhuriyet hanedanlığının varlığını ele vermiyor mu?
Doğru yolu gösterelim Gelin bu dayatıcı oligarklara, bu siyâset aristokratlarına doğru yolu gösterelim ve değerli hukukçularımızın önerdiği gibi Atatürk ilkelerinin sağa sola çekilmemesi için bu ilkeleri doğru tarifleriyle Anayasamıza koyalım; yanlış yorumlara engel olalım.. Belki o zaman ne milletçe üzerine titrediğimiz bu cumhuriyeti kendi emellerine alet eden siyâset fırsatçıları kalır, ne de Türk basını papyonlu ve papyonsuz gazeteciler diye ikiye bölünür.

