Gülay Göktürk, yazılarını zevkle okuduğum ve analitik düşünce yeteneğine hayran olduğum bir meslektaşım.. Geçtiğimiz pazar günü, "Kaderin yok oluşu ve genetik adalet" başlıklı yazısı beni bazı düşüncelere sevketti.. Sayın Göktürk, daha ilk paragrafında yazısını özetlemiş: "Dünyanın 6 ülkesindeki 16 laboratuarda 1100 uzman, 13 yıldır günde 24 saat, haftada 7 gün çalışarak, homosapiensin kendi kaderini kendi eline almak için giriştiği büyük savaşın kalelerini fethetmeye çalışıyorlar: Genom Projesi bitti bitecek, insan genlerinin tümü deşifre oldu olacak.. Bunun anlamı nedir biliyor musunuz.. Bu, insan cinsinin alın yazısını silip yeniden yazmasıdır, kaderin yok edilişidir..." Genom Projesi''ne bir diyeceğimiz yok.. DNA''yı kesen makas ve onu yapıştıran zamk bulunalı yıllar oldu.. İnsan genlerinin okunması ve bir gen metninde istenen değişikliklerin yapılmasına dair çalışmalar bir hayli ilerledi.. Bugünkü teknikle genlerin yerine başka bir genin yerleştirilmesi mümkün olabiliyor.. Hemen belirtmeliyim ki, sayın Göktürk, insan kaderinin genlerde olduğu hatâsına düşüyor.. Oysa kaderin metafizik boyutunu bir an için düşünmesek bile, genlerin alt yapısı, bizi ister istemez kadere inanmamızı gerektiriyor.. Genler, milyarlarca atomun biraraya gelerek iki molekülden, DNA''ların yapılanmasından oluşuyor.. İyi ama, genlere, DNA''lara gelinceye kadar milyarlarca atomun ve yine milyarlarca atom parçacıklarının bilim dışı rollerini nasıl yorumlayacağız? Kaldı ki, modern bilim alınyazımızı, yani kaderimizi bu atom parçacıklarının da ötesinde bir (feed back) tasavvuruna kadar götürebiliyor.. İşte buradadır ki insanoğlunun metafizik ürpertileri devreye giriyor: Kaderin yokedilişini (!) düşünmek de bir kader oluyor.
Metafizik ürpertiler Atomaltı parçacıkların, meselâ protonların pozitivist değerlere, daha doğrusu bilimsel mantığa aykırı hareketlerini, illiyet bağına (causalily) ters düşen, aynı zamanda aynı protonun iki ayrı yerde görünmesini, kartezyen mantığı altüst eden düzensiz hareketlerini nasıl izah edeceğiz? Genleri meydana getiren bu parçacıkları kaderin dışına mı iteceğiz.. Ben şahsen kaderin bir metafizik olgu olduğuna inanıyorum. Önce metafizik ürpertilerim, köklü kültürüm ve bilimsal sonuçlar. Beni bu inanca sevkediyor.. Evet kaderin bir de metafizik boyutu var.. Böyle düşününce DNA''ların keşfedilişini, genlerin kesilip biçilmesini de fizikötesindeki kaderimizin bu dünyaya özgü bir uygulanışı olarak görüyorum.. Gelin biraz da sizin gibi düşünelim: Kaderin yok oluşunu, "genetik adâlet" dediğiniz gelişmeleri dikkate alalım: Anadan doğma eşitsizlikler, fakirlik, zenginlik farkları, zekânın ve güzelliğin adâletsiz dağılımı ortadan kalkacak, fırsat eşitliği olacak ve beş parmağın beşi de eşitlenecek.. Yani genetik bir adâlet dünyasında yaşayacak, herkes aynı zekâda, aynı güzellikte ve aynı ömür veya ölümsüzlükte olacak. İnsanlar hiç üzülmeyecekler, yani kader genleri saâdet genleriyle değiştirilecek ve herkes aynı yaşama sevinci içinde ömür sürecek.. Sonuçta siz bir yeryüzü cennetini tarif ediyorsunuz.. Onu da bütün bu gelişmeleri de bir kader olarak kabul etseniz neyimiz eksilir.. Kaldı ki bu genetik çalışmaların bizleri bir frankeştaynlar dünyasına götürme tehlikesi de var.. Burada uzun uzun o tehlikelerden bahsetmeyeceğim. Alvin Töffler genetik araştırmalar için "biyolojik hiroşima" benzetmesini yapıyor.. Genetik araştırmaların bir de bu tehlikeli yüzü var.. Materyalist görüş, bu kâinatın bir tesadüften ibaret olduğunu iddia eder.. Kolaycı düşünce ve zihnî konfor bazı insanları bu yola düşürür, zihni tırmanışlardan, soyutlamalardan alıkoyar.. Tesadüf kolaylarına geliyor.. Oysa bu dünya ve insanlık var olmadan da iki kere iki dört ediyordu.. Böyle tesadüf olur mu.. "Tanrı zar atmaz" diyen Einstein''ı düşünelim. Russel, aklın dışında da bir bilgi alanı olduğunu kabul ediyor, evet Russel bile. O halde gayba ve kadere inanmamız gerekmez mi? Sayın Göktürk, bilimin gelişmesini bu kadar yakından takip ettiğinize göre, teorik fiziğin metafiziğin sınırlarına dayandığını da bilmiş olmanız gerek.. Atomaltı parçacıklarını ve nebülozların ötesindeki hareketleri bilimsel yöntemlerle izah edemediğimize göre galiba bize de zar atmak düşüyor..
Tarihe karışan teoriler İlahî adâlet yerine "genetik adâlet" kavramını kullanmanız bana materyalist bir görüşü önemsediğinizi, insan denen varlığı Darwin teorisiyle izah eğiliminde olduğunuzu düşündürüyor.. Oysa evrim teorisi ve mekanistik kainât görüşü artık tarihe karışıyor.. Önümüzdeki yıllar mekanistik kâinat görüşünden çok boyutlu, holistik kâinat görüşüne geçiş süreci olacak. Günümüzün bilim adamları, özellikle de teorik fizik bilginleri sonsuz boyutlu bir kâinat ve insan varlığından söz ediyorlar.. İnsan ve kâinat tasavvurları bizim mutasavvıflarımızın düşüncelerine o kadar yakın ki, önümüzdeki yüzyılın bir inanç çağına dönüşeceği müjdesini veriyor.. İlahî adâlet yerine "genetik adâlet" derseniz çağın gerçeklerine ters düşersiniz.. Siz zihnî tırmanışları olan bir insansınız, ne olur bazı gelişmelerin cazibesine kapılarak acele bir kararla kader gerçeğini bir çırpıda yok etmeyin..

