Kaydet
a- | +A

Metafizik ürpertiden uzaklaşan bir toplumun sancılarını yaşıyoruz.. Hep bu dünya, hep bu dünya.. Ama bu dünyanın bir de ötesi var.. Bu toplum sanırım ötesizliğin sancılarını çekiyor..

Selçuklu ve Osmanlı tarihimiz büyük devlet adamları, deha çapında kumandanlar yetiştirdi.. Ama tarihimizi metafizik projektörlerin ışığı altında tetkik ettiğimiz zaman bütün bu devlet adamlarının ve kumandanların arka planda manevi kutupların himmet ve öngörüleriyle hareket ettiklerini görürüz..

Mevlânâ, Akşemseddin, İbni Kemal, Molla Gürani, Hacı Bektaşı Veli, Hacı Bayram ve hepsinden önce Ahmed Yesevî bu manevî dünyanın projektörleri olarak göründüler..

Bugünkü toplumumuz ise bu projektörlerden kaçmaya çalışan bir gayret içinde.. Her şeyi madde ve maddî ölçüler içinde ele aldığı için bir buhran geçiriyoruz..

Atatürk millî mücadeleyi Anadolu''dan başlattı.. Arkasında bütün Anadolu halkının duaları ve yakarışları vardı..

Bugün PKK ile mücadele edip canlarını verenlere şehît diyoruz.. Bunu boşuna mı söylüyoruz.. Şehitlik mertebesinin öteki dünyada, metafizik planda en yüksek bir derece olduğunu inkar mı edeceğiz?

Hayır hayır.. Biz bugünkü modern hayatımızı ve çağdaşlaşma gayretimizi metafizik ürpertilerle besleyemezsek istediğimiz sonuca varamayız.. Nitekim varamıyoruz..

Ruhu şâd olsun, Musa Topbaş''ın Hakk''a yürümesi bana bu gerçekleri hatırlattı.. Son zamanlarda onu Anadolu erenlerinin yaşayan bir pîri olarak görüyordum..

Bu vesileyle ağabeyleri Hulusî Topbaş''ı, Nuri Topbaş''ı rahmetle anıyorum.. Muammer Topbaş hariç, 50 yıldır hiçbirisini görmüş ve konuşmuş değilim.. Musa Bey uzun zaman Mekke''de yaşadı.. Arkadaşlarım vasıtasıyla selam ve dualarını alırdım.

Bizler 50 yıl önce üniversite sıralarında avarelikler içinde dolaşıp dururken, Topbaş ailesinin Aşirefendi caddesindeki mağazalarında zekâtlarını sessizce dağıttıklarını, fakir fukaraya ve yetimlere yardım ettiklerini duyar, muhafazakâr bir hayat sürdüklerini işitirdik.

Şimdi adını veremiyeceğim muhterem bir aile için yardım gerekti.. Topbaşların mağazalarına benim gitmem ve durumu anlatmam istendi.. Gittim ailenin üçü camlı bir bölümde oturuyorlardı.. Durumu anlattım.. Anında bir zarf içinde yardımlarını elime verdiler.. Hulusî Bey''i, Nurî Bey''i ve Musa Bey''i orada gördüm.. İkinci defa onları görmek bana nasip olmadı.. Ancak Musa Bey son zamanlarda bana Mekke''den selam ve dualarını gönderiyordu.. Bir defasında gazetedeki odama girdiğim zaman masama bırakılmış elbiselik bir kumaş buldum.. Üzerinde Musa Topbaş ismi vardı.. O kumaşı hâlâ saklıyorum.. Böyle bir mübarek insanın gönderdiği kumaşa makas değdirmeye gönlüm razı olmadı.. O şimdi benim için bir emânet..

Çocuklarıyla hiç tanışmadım.. Ama başta Hulusî Bey olmak üzere, Nuri Bey''i, Musa Bey''i, Muammer Bey''i bir defa gördüğüm halde her zaman hayır ve hasenâtlarını duydukça onları hatırlarım..

Milletvekilliğim zamanında Muammer Bey Sabah Gazetesi''ni satın almıştı.. Mehmet Emin Alpkan ağabeyimle benden birkaç ay gazeteye bakmamı istediler. Gerçekten de üç ay kadar Ankara''dan gelip üç dört gün yardım ediyordum.. Muammer Bey''i de o zaman tanıdım.. Daha sonraları Sebahattin Topbaş''la Mekke''de Bekir Berk merhumun evinde tanıştık.

Yaptıkları hayır ve hasenatın yanı sıra İlim Yayma Cemiyeti''ni kurmuşlardı..

Aşirefendi caddesindeki mağaza duruyor mu bilmem, ama bugünkü milliyetçi ve muhafazakâr toplumumuzun o mağazanın sahiplerine pek çok şey borçlu olduğuna inanıyorum..

Başta Musa Topbaş olmak üzere, hayatta bir defa gördüğüm bu insanlara Cenab-ı Hakk''tan rahmet diler, mekanlarının cennet olmasını niyaz ederim..