Kaydet
a- | +A

İnsanlık teknoperest bir dünyanın kıskacına girdi.. Eskiler becerikli ve biraz da kurnaz geçinenler için "dünyayı parmağının ucunda oynatır" deyimini kullanırlardı.. Şimdi bu söz herkes için geçerli.. Gerçekten de çoğumuz dünyayı parmağımızın ucunda oynatıp duruyoruz şimdilerde.. Parmağımızı telefonun tuşuna, televizyonumuzun düğmesine bastık mı, dünyayı yerinden oynatır, kulağımızın dibine, yatağımızın başucuna getirir olduk.. Hele bir bilgisayar-internet dalgası çıktı ki, dünyayı yerinden oynatmak şöyle dursun, parmağınızın ucuyla bir tıklayın evrenin bir ucundan öteki ucuyla haberleşmeniz, geçmişiyle geleceğiyle dünyayı taramanız ve arşivlemeniz her an mümkün. "Dünyayı parmağının ucuyla oynatır" sözü eskilerin bir kerâmeti olarak karşımıza çıkıyor.. Bilgi çağında yaşıyoruz; bu çağın göz kamaştırıcı kazanımları kadar korkutucu, iç karartıcı yönleri de var.. Nükleer güç insanlığa yararlı bir enerji kaynağı olduğu kadar, aynı zamanda bir tehdit unsuru.. Kaza ihtimallerinin yanısıra, canavar ruhlu bir diktatörün parmağını bir düğmeye değdirmesiyle insanlığın yok olması saniye meselesi.. Dünyayı yönetenlerin psikolojik sağlıklarına sabah akşam duacı olmak durumundayız.. İnsan hücresindeki DNA''nın yapısında genetik şifrelerin çözülmesi ayrı tehlikeler getirdi berâberinde.. Alvin Töffler genetik tehlikeleri "biyolojik Hiroşima" olarak niteliyor.. Genom Projesi''nin keşfi tabii ki, hepimizi sevindirdi; sevinmez mi insan? Düşünün bir kere, kısa zamanda zencilerin beyazlaşması gerçekleşecek; insanlararası siyah-beyaz ayırımı ortadan kalkacak; bir dokunuşta.. Kalkacak ama bir başka tehlikeye de kapı açacak.. Ya ciltleri beyazlaşan zencilerin eski intikam duyguları kabarır, beyazları karartmaya kalkarlarsa; bir düğmeye bastıkları anda, siyahlar beyaz, beyazlar siyahlaşırsa halimiz nice olur; sevincimiz kursağımızda kalır.. Derilerimizi beyazlatan gen bulunur da siyahlatan gen bulunmaz mı? Pekâlâ o da bulunacak, hem de aynı zamanda..

Gezegenlere göç Ismarlama çocuk yapımı ve insan kopyalama kolaycılığı, akraba bağlarını, aile sevgisini kökünden yok edecek, insanlar yabancılaşacak ve zamanla bazı insan türlerinin canavarlaştıkları görülecek.. Köşe başlarını frankeştaynlar tutacak, insanlar kaçacak yer bulamayınca gezegenlere iltica edecek.. Hatırlayacaksınız; birara "kâinatın fotoğrafı veya haritası elde edildi" gibilerden haberler yayınlanmıştı.. Belki uydurulmuş bir haberdi ancak genetik haritayı bulan insanoğlu, kâinatın haritasını neden bulamasın ki? Belki bir zaman gelecek, insanlar bu dünyadan göçecekleri sırada, ellerine bir uzay adresi verilecek ve orada yaşaması planlanacak.. Tabii yine bir düğmeye basarak. Karl Sagan ile İsaac Asimov, uzayda dünyaya benzer uygarlıklar, insanlardan daha gelişmiş varlıklar bulunup bulunmadığını arayadursunlar, dünyalıların önce kendi ruhlarını keşfe çıkmaları daha akılcı bir tutum olmaz mı? Uzaydaki varlıklar kendilerini henüz bize duyuramadıklarına göre, onları bilim yoluyla arama çabalarına kimsenin itirazı olamaz.. Ancak ruh dediğimiz ilahî tecelli, her an kendisini içimizden ve dışımızdan hissettiren bir varlık olmasına rağmen, hakkında pek az bilgi edinebiliyoruz.. Rasihler ve evliyalara nasip oluyor o bilgiler.. Yine de pek az.. Ama onlar da bu bildiklerini parmaklarındaki sırlarla çözebiliyorlar.. "Biz insanın parmak uçlarını da toplamaya, düzenlemeye kadiriz." ayetindeki hikmeti anlayarak.. Bize gelince; şu sıralarda dünya dışı uygarlıklar aramanın zamansız olduğuna inanıyoruz.. Önce bu dünyada uygar insanlar gibi yaşamasını, ruh güzellikleriyle donanmasını öğrenelim, sonra sıra belki dünyanın ötesindeki uygarlıklara gelir.. Kaldı ki insanların uzaydaki varlıkları ve gerçekleri keşfetmeleri için, insanlık tarihinin ömrü yetecek mi bakalım. Ama içimizdeki uzayı ve ruhu kalp gözüyle keşfetmemiz o kadar zor değil; Yüce Allah "Kesin inanan insanlar için âyetler (işaretler) vardır; yeryüzünde ve nice âyetler var kendi varlığınızda, hiç görmüyor musunuz." buyuruyor.. Evet bütün hakikatler bizim içimizde.. Parmaklarımızın ucunda; ruha dokunamasak bile..