Önce olayı anlatayım, sonra canım isterse araya birkaç espri serpiştiririm... Dünya Ralli Şampiyonası''nın bizim için dördüncü ayağı... Yapılacak yer; Yunanistan... Her ülkeye giderken düşündüğümüz "Yunanistan nasıl bir yer"in dışında kafamızda, "Nasıl karşılanacağız" ve "Dostluk yapısına hangi tuğlaları koyacağız" gibi sorular var... Havaalanında Dünya Şampiyonası''ndaki temsilcimiz Team Atakan''ın takım direktörü İskender Atakan''ı görür görmez yanına koşup soruyorum, "Abi bütün Yunanlılar onlarla dost olduğumuzu biliyor değil mi?..." İskender Abi olaya her zamanki gibi değişik yaklaşıyor; "Korkulacak bir şey yok. Sen, bizi en sevmeyen ülkelerden daha çok zarar veren şu sigarayı söndür yeter"... Atina''ya indiğimizde Yunanlılar''ın da bizim yüzümüzde dostluk mimikleri aradığını farkedip, rahatlıyoruz... Ama orada da tıpkı bizdeki gibi "Ciğeri beş drahmi etmeyen Yunanlı"lar var... Mesela turistleri yüzde beşyüze varan oranda kazıklayan satıcılar ve "Hapisten yeni çıktım abi, memleketim olan Selanik''e gideceğim" yalvarışındaki dilenciler... Orduda subay olarak görev yapan kafilemizin şoförü ve kılavuzu Michalis, "Türk-Yunan olayını nasıl değerlendiriyorsun" sorusunu çok cevaplamış olacak ki, sağ elini asfalta gergin bir şekilde koyarak "Bir karış yer, senin olsa ne olur, benim olsa ne olur?... Al senin olsun" diye kestirip atıyor... Adamların toprak kaygısı hiç olmamış diye düşünüyor ve beraberce suçu siyasilere yükleyip işin içinden çıkıyoruz... Dikkat ederseniz; yazıda dostluğu zedeleyecek bir şey kullanmamak için kelimeleri özenle seçiyorum... Çünkü "Kaplumbağa ancak bir Portekizli''nin kucağındayken olduğundan daha yavaş gider" diye yazdığım Portekiz notlarına konsolosluk tepki göstermişti, "Biz tembel değiliz, siz normalden fazla çalışıyorsunuz" diye... Neticede Yunanlılar; bize ve özellikle pistteki Toyota Corolla''lı Team Atakan pilotları Serkan Yazıcı-Erkan Bodur ikilisine oldukça ilgi gösterdi. Geçerken alkışladılar, imza aldılar, hatta 18''nci etapta kayalıkların üstünde askıda kalan arabamızı yola çıkararak yarışı bitirmemize yardımcı oldular... Otelde İtalya maçını seyrederken Hakan''ın kaçırdığı gollerde hop kalkıp, hop oturan bir adam farkediyoruz. Bir bakıyoruz otel görevlisi bir Yunan... Penaltı pozisyonunda kendi diliyle hakeme küfürler yağdırıyor, "Yazık" anlamında başını sağa-sola sallıyor. "Yunanistan maçı olsa biz de o kadar üzülür müyüz" diye düşünüyorum... Sonra "Çağatay Yolda"nın Çağatay''ını sokak röportajları sırasında bütün yaşlı Yunanlılar''ın elini öperken gördüğüm aklıma geliyor... ...Ve birçok kelimenin Türkçe ile bağdaşması; karakol, salata, cacık...
Sokakta yürürken dükkanlardan gelen Tarkan''ın "A benim püsküllü belam" diyen öpücüklü şarkısı... Kutlamalarda Yunanlılar ve bizim gazetecilerin tek ayak şaşmayan halayı.... Bu dostluk öyle iyi oldu ki... Zaten Türk-Yunan düşmanlığından çıkardığımız tek şey Reha Muhtar''dı... Kalispera Yunanistan... Her nerede yaşıyor ve yaşatılıyorsan...
Kadınlar & Erkekler... "-Erkeğin kalbine giden en kısa yol nereden geçer?..." -Bir bıçakla kaburgalarının arasından... ... "-Erkekler neden park yerine benzer?..." -Bütün iyi olanlar kapılmıştır... ... "-Kadınlar neden kibar, nazik, hassas ruhlu erkek bulamaz?..." -Onların erkek arkadaşları vardır... ... "-Pil ile kadın arasında ne fark vardır?..." -Pilde pozitif bir taraf var... ... "-Kocanızın öldüğünü nasıl anlarsınız?..." -Uzaktan kumanda sizin elinizdedir...
TEMEL''İN YERİ Temel ve bir Kayserili Amerika''ya zengin olmak için gitmiş... Bir sene sonra aynı yerde tekrar buluşmak üzere ayrılmışlar... Bir sene sonra Temel yine aynı şekilde beş parasız buluşma yerine gelmiş. Daha sonra yanına bir Limuzin yanaşmış ve içinden smokin giymiş bizim Kayserili çıkmış. Kısa bir selamlaşmadan sonra Temel; "-Valla ben hiçbir baltaya sap olamadım. Ama görüyorum ki sen oldukça iyi durumdasın"... Kayserili; "Eh işte, durum iyi" demiş, "Valla bu Amerikalılar salak. Bir fal makinası yaptım. 5 dolara elini makineye koyuyorsun ve fala bakıyor"... Daha sonra yine bir sene sonrası için sözleşmişler. Bir sene sonra yine Kayserili Limuzini ile gelmiş ve beklemeye başlamış. 10 dakika sonra tepeden bir helikopter inmiş ve içinden bizim Temel çıkmış. Kayserili şaşırmış;
"Temel nasıl oldu da bu kadar zengin oldun?..." "-Bu Amarikalılar hakikaten çok salak. Ben senin makineyi biraz geliştirdim. 5 dolara elini veriyorsun fala bakıyor. 10 dolar vermezsen elini geri alamıyorsun"...
İbibik... * El elin eşeğini türkü kaseti çıkararak ararmış... * Çok sulusun abi çok... Taşı sıksan cılkını çıkarırsın... * Bir taş attım, bir kuş vurdum... Düşen taşla bir kuş daha vurdum... Bir taşla iki kuş vurdum yani... * Uludağ''da otel açtım, işler çok iyi... Güvendiğim dağlara KAR yağıyor... * Değişim yanlısı olun... Birileri ile külahları değişin... * Vejeteryanlık kalbe iyi geliyormuş... Cebe de... * Kravatla efendilik olsaydı, penguenler şef garson olurdu... * Bir ağrı saplandı, BATAR-TOPAR hastaneye gittim...
İbrahim Ormancı
HAFTANIN HATIRLATMASI "Eğer yürüdüğünüz yolda hiçbir engel yoksa, o yol sizi hiçbir yere götürmez...
(Bernard Shaw)
Herşeyin başı sağlık Sağlığınızı 1 rakamı ile gösterin... Bundan sonra kazanacağınız bütün mevkileri; şan ve şöhretleri, kazanacağınız bütün maddi ve manevi varlıkları, sağına sıfır olarak koyun... Binler, milyonlar, trilyonlar elde edebilirsiniz...
Mesela... Doğdunuz, sağ ve sağlıklısınız: 1... Okullar bitti: 10... Harika bir mesleğiniz var: 100... Sevdiniz: 1000... Sevildiniz: 10000... Evlendiniz: 100000... Harika çocuklarınız oldu: 1000000... İşinizde zirveye çıktınız: 10000000... Dünya sizi tanıyor: 100000000... Dünya size hayran: 1000000000... Sağlık gitti: 000000000... Sadeddin@ihlas.com.tr

