Kaydet
a- | +A

Cenâb-ı Hak, insanlara akıl ve nefs vermiştir. Hayvanlara akıl vermemiştir. Onlara nefs vermiş fakat bu, insanlarınkinden farklıdır. Hayvanların, yaşayabilmeleri ve üremeleri için, onlarda iki kuvvet yarattı. Biri, muhtâç oldukları, lezzet aldıkları şeyleri istemek, onlara kavuşmak kuvvetidir. İkincisi, yaşamalarına zararlı olan, canlarını yakan şeylerden kaçmak, bunlara karşı savunmak kuvvetidir. Allahü teâlâ, hayvanların yaşamaları, üremeleri için muhtâç oldukları şeyleri her tarafta, bol bol yaratmış, bunlara kolayca kavuşmalarını ve bulduklarını kolayca kullanabilmelerini ihsân etmiştir. İnsan, muhtâç olduğu bu çeşitli maddeleri yalnız başına yapamayacağı için, birlikte yaşamağa, iş bölümü yapmağa mecbur olmuşlardır. Allahü teâlâ, insanlara merhamet ederek, seve seve çalışabilmeleri, çalışmaktan usanmamaları için, insanlarda üçüncü bir kuvvet daha yarattı. Bu kuvvet (Nefs-i emmâre) kuvvetidir. Bu kuvvet, arzulara kavuşmak ve gadab edilenlerle döğüşmek için insanı zorlar. Fakat insanın nefsi, bu işinde bir sınır tanımaz. Yaptığı işler, hep aşırı, hep zararlı olur.

Nefsin kötülükleri İnsanların nefsi, mevki almak, başa geçmek sevdâsındadır. Onun bütün arzusu, şef olmak, herkesin kendisine boyun bükmesidir. Kendisinin kimseye muhtâç olmasını, başkasının emri altına girmesini istemez. Nefsin bu arzuları ilâh olmak, ma''bud olmak, herkesin kendisine tapmasını istemektir. Allahü teâlâya şerik, ortak olmayı istemektir. Hattâ nefs o kadar alçaktır ki, ortaklığa râzı olmayıp, âmir, hâkim yalnız kendisinin olmasını, her şeyin yalnız kendi emri ile olmasını ister. Hadîs-i kudsîde, Allahü teâlâ buyuruyor ki: (Nefsine düşmanlık et! Çünkü nefsin, benim düşmanımdır.) Demek oluyor ki, nefsi kuvvetlendirmek, onun, mal, mevki, rütbe, herkesin üstünde olmak, herkesi aşağı görmek gibi isteklerini yapmak, Allahü teâlânın bu düşmanına yardım ve onu kuvvetlendirmek olur ki, bunun ne kadar fecî, korkunç bir suç olduğunu anlamalıdır. Yine Allahü teâlâ, hadîs-i kudsîde buyuruyor ki: (Büyüklük, üstünlük, bana mahsustur. Bu ikisinde, bana ortak olmak isteyen büyük düşmanımdır. Hiç acımadan, onu Cehennem ateşine atarım.) Allahü teâlânın merhameti sonsuz olduğundan, nefsin insanı felâkete sürüklemesine mâni olmak istedi. Hem nefsin arzularına uymağı sınırlayan, hem de nefsi temizleyip emmârelikten yâni aşırı, taşkın olmaktan kurtaran emir ve yasaklar gönderdi.

Peygamberleri ile gönderdiği bu emir ve yasakların toplamına (İlâhî dinler) veya (İslâmiyet) denir. Bir insan işlerini yaparken İslâm dînine uyarsa, nefs, emmârelikten kurtulup, (mutmainne) olur. Nefs-i emmâre, şehveti ve gadabı aşırı çalıştırdığı için, buna uymak insana tatlı gelir. İslâmiyete uymak ise, bu arzuları frenlediği, tahdit ettiği için insana acı, zor gelmektedir.

Üstünlüğün ölçüsü Bunun için insan, İslâmiyete uymak istemez. Nefse uymak ister. Saâdete kavuşmak istemez. Felâkete sürüklenmek ister. Allahü teâlânın merhameti sonsuz olduğundan, insanlarda, saâdeti felâketten, doğruyu eğriden ve faydalıyı zararlıdan ayırabilen bir kuvvet de yarattı. Bu çok kıymetli kuvvet, (Akıl)dır. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki: (Âhirette sizi kurtaracak olan aklınızdır. Akıllı insan Allaha itâat eden insandır.) (Allahın ilk yarattığı şey akıldır. Allahü teâlâ akla şöyle hitâp etti, "İzzet ve celâlim hakkı için senden daha kıymetli bir mahlûk yaratmadım. Seninle insanları muhafaza eder, seninle verir, seninle sevâp kazandırır ve seninle cezâlandırırım.") Hazret-i Âişe vâlidemiz Resûlullaha suâl etti: - Dünyada üstünlük ne iledir? - Akıl iledir. - Ya âhırette üstünlük ne iledir? - Akıl iledir. - Peki âhırette herkes yaptıklarına göre mükâfat veya cezâ görmeyecek mi? - Yâ Âişe, insanlar, akıllarından fazla mı amel ederler? Herkes aklı nisbetinde hayırlı hareket eder ve o nisbette mükâfatını alır. (İnsanın bineği, dînin direği, âbidlerin hedefi, mü''minin sermayesi akıldır.) (Allah indinde en sevimliniz, akılca en üstün olanınızdır. ) (Sizin akılca en üstününüz, Allahü teâlâdan en çok korkanınızdır.) Akıl iki kısımdır: (Selîm akıl), (Sakîm akıl). Bunların her ikisi de akıldır. Selîm akıl, hiç yanılmaz, hatâ etmez. Böyle akıl ancak Peygamberlerde bulunur.

Akıl, bir cins içinde bulunan fertlerin hepsinde eşit miktarda bulunan bir sıfat değildir. O halde en yüksek akıl ile, en aşağı akıl arasında binlerce derece vardır.

Allah''ın dilediği olur Birinin tabiatına uygun olan bir şey, başkasınınkine uymadığı gibi, birinin aklına uygun gelen bir şey başkasının aklına hiç uygun gelmeyebilir. Ancak, akıl ile din birlikte tam ve doğru bir vesika ve ölçü olur. Her akıl değil, selîm olan akıl, hüccettir. Allahü teâlâ isteseydi, herkesi mü''min yapar, herkesi Cennete sokardı. Yahut, herkesi kâfir yapar, ebedî Cehennemde yakardı. Fakat, bazılarının mü''min olmasını, bazılarının da kâfir olmasını diledi. Onun dilediği olur. Onun dilediğini hiçbir mahlûk değiştiremez. Akıl gibi büyük bir nimeti yerinde kullanmak lâzımdır. Aklı, ancak dîni anlamakta ve ona tâbi olmakta kullanırsak saâdet-i dareyne kavuşmamız mümkün olabilir. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: (Akıllı kimse, Allaha îmân eden, Peygamberleri tasdik eden ve ibâdetini yapandır.)