Dînimiz, ilim ve irfana makam ve rütbelerin en yüce ve değerlisi gözüyle bakmıştır. Bilen kişilerin bilgisizlerle eşit ve denk olmayacağını her fırsatta dile getirmiştir. Kur''ân-ı Kerîm''de bilgisizler körlere, cehalet karanlığa benzetilirken; ilim ehli olanlar keskin görüşlü kişiler sayılmış, bilgi ve irfan da aydınlık olarak nitelenmiştir. Hattâ daha da ileri gidilerek edebiyat dilindeki "tesîlî istiâre" yollu bir benzetmeyle bilen kişiler gerçek anlamda yaşayan varlıklar, cahillerse ölüler olarak vasfedilmiştir. (Bkz. Fâtır 19-22) Burada önemle hatırlatılması gereken nokta, ilmin kendi başına (bizâtihî) bir amaç olmadığı, sadece gerçeğe ulaştıran çok önemli ve değerli bir araç (vasıta) olduğu keyfiyetidir. İnsan âdetâ doğuştan getirdiği fıtrî bir yönelişle etrafındaki eşyayı tanımak, onun hakkında bilgi sahibi olmak arzu ve çabası içindedir. Kendisine Allah tarafından bahşedilen duyu organları ve aklı onu öğrenme ve eşyayı gerçek yüzüyle tanıma hedefine yönlendirmektedir. Etrafımızda olup bitenleri kavramaya, bunların birbirleriyle olan ilişkilerini anlayıp yorumlamaya kendimizi mecbur ve mahkûm görürüz. Fakat itiraf etmek zorundayız ki, duyu organlarımızın eşyayla ilgili olarak bize sağladığı izlenimler ve aklımız bize her şeyi olduğu gibi öğrenme imkânı sağlayamıyor. Tarih boyunca sadece duyu organları ve mutlak akıl yürütmeler kılavuzluğunda hareket eden medeniyet ve düşünce mensuplarının eşyayı ve gerçeği tarif konusunda birbirinden çok farklı şeyler söylemiş olmaları bu yolun güvenli ve yeterli olmadığının en inkâr edilmez delîlidir. Büyük âlim ve mütefekkir İmam Gazâli Hazretleri bu tarihî gerçeği "Tehâfütü''l-Felâsife" isimli değerli eserinde çok sistematik şekilde ortaya koymuş, filozofların varlık ve oluşun gerçek yüzü ve bilginin kaynak ve değeri hakkındaki (ontolojik ve epistemolojik) yaklaşımlarının nasıl bir çelişki yumağı oluşturduğunu çok ilmî ve objektif olarak göstermiştir.
Pozitif bilimler yeterli değil Büyük İmam''ın yaklaşık 900 yıl önce tesbît edip dünyaya haykırdığı bu önemli gerçekler ümit ve temennî edelim ki bazı bilim çevrelerinde akis bulsun. Özellikle zaman zaman gözlem ve deneylere dayalı bilimsel anlayışı bütünüyle fizik âlemde yoğunlaştırarak metafizik dünyaya tamamen yabancı kalan materyalist batı insanını şâyet daldığı derin gafletten biraz olsun silkeleyebilirse insanlık ve bilim adına çok önemli gelişmelerin heyecanlı bekleyişine geçebiliriz diye düşünüyorum. Bütün bu önemli noktaları tartışma konusu yaparken madde âlemini tanımakta ciddî atılımlar yapmış pozitif bilimleri hiçe saydığımız veya onları değersiz bulduğumuz zannedilmesin kesinlikle! Elbette ki bu disiplinler kendi prensip ve kanunları içinde insanlık âlemine özellikle teknolojik gelişmelerde çok önemli sonuç ve imkânlar sağlamıştır. Fakat itiraf etmek gerekir ki fizik dünyaya ilişkin konularda bile insanlığın bütün sorularına cevap bulamamıştır. Nerede kaldı ki insanın manevî ve metafizik bunalımlarını çözüme kavuşturabilsin. Bu yüzden insanlık âlemi pozitif bilimlerin yanında kaynağını ilâhî vahiyden alan peygamber irşâdına mutlak ve tartışmasız bir ihtiyaç hâlindedir. İnsanlık, bu önemli gerçeği kavramamakta ayak dirediği müddetçe huzur ve mutluluğa hasret ve teşne kalacaktır. Yüce Peygamberimizin neden âlemlere rahmet olduğunun hikmeti işte bu gerçekte saklıdır. İnsan var olduğu günden bu yana fizik çevresi kadar fizik ötesi konularla da ilgilenmiş, ölüm ve ölüm ötesini duyu organlarıyla algılayamadığı fakat varlık ve gerçekliğinden emin olduğu, kendisini ve aklını aşan gaybî ve manevî konuları merak ve tecessüsle kovalamış durmuştur. İnsan manevî konularda safsata ve hurafeye kapılmadan sağlıklı ve güvenilir bilgileri, doğruluk ve gerçekliği tarihin tescîlinden geçmiş hak elçilerinin irşat ve öğretilerinden almak ihtiyaç ve zaruretindedir. Yaratanın razı olduğu doğru ve isabetli yol "sırât-ı müstakîm" ancak peygamberlerin yoludur.
Hakikate ulaşmanın yolu Yaklaşık 15 asırdan bu yana kıyamete kadar bu yolun rehberi Muhammed''dir (aleyhissalâtü ve''s-selâm). Onun yolunda cehalet ve taassuba yer yoktur. Onu bilgisizlikle beraber düşünmek mümkün değildir. Onun yolu ilim, irfan, hikmet ve tefekkür yoludur. Hikmeti kaybolmuş malı gibi görür, nerede bulursa tereddütsüz ona sarılır. İlim ve hikmete düşman, yobaz, bağnaz ve kaba softaların gerçek peygamber dostluğuyla uzaktan yakından bir ilgisi olamaz. Yüce ecdâdımız bu yüzden manevî konularda olduğu kadar; müsbet ilimler sahasında da bütün insanlık âlemine örnek teşkîl edecek buluş ve keşiflerin öncülüğünü yapabilmiştir. Tarih bunun sayısız örnekleriyle doludur.

