Bir gazetenin birkaç gün önce Cumhuriyet tarihinin rekortmen pehlivanı Ahmet Taşçı ile ilgili yaptığı haber, tabir yerinde ise yeri yerinden oynattı... Haberde Ahmet Taşçı''nın Kırkpınar Güreşleri''nde doping yaptığı yazılıyordu...
Yazılıyordu yazmasına da, haberde bazı gariplikler de vardı...
"Nasıl yani" diyecek olursanız söyleyeyim... Haberde Taşçı''nın numunelerinin Atina''ya gönderildiği ve sonuçlarının Ağustos ayı ortalarında geleceğini yazıyor. Yani sonuç belli olmadan Ahmet Taşçı''nın dopingli olduğu dokuz sütuna çekiliyor...
Belli ki birileri Taşçı''nın idrar sonuçları içinde doping ihtiva eden maddeler bulunduğunu, haberi yapan zat-ı muhtereme fısıldayıvermiş(!)... Bu bir... İkincisi; haberin çıktığı gün tepkiler de yer almış aynı sayfada... Spordan sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü, açmış ağzını yummuş gözünü... Bu ne yaman haberciliktir ki; haberi yazan arkadaş, sporun başındaki koca Bakan''dan önce dopingi öğreniyor ve bu haber üzerine Ünlü''nün tepkisini alıyor... Ahmet Taşçı''nın dopingli olduğunu (!) önce gazeteci, sonra federasyon başkanı, en son Bakan öğreniyor. Ama ne hikmettir ki; bu olaydan Taşçı haberdar edilmiyor...
Tüm bu gariplikleri alt alta sıraladığınızda insanın aklına bazı şüpheler geliveriyor... Uzun yıllardır güreşin içinde bulunan bir insan olarak "acaba, olabilir mi, belki de" gibi varsayımları düşünürken, arkadaşlar Ahmet Taşçı''nın telefonda olduğunu söylüyor...
Kendinden emin ve sakin ifadelerle "Komplo, beni çekemiyorlar, tezgâh" lâflarını kesinlikle duyamıyorum Ahmet''in ağzından.... Söylediği sözler çok ilginç... Yağlı güreşin zirvesinde bulunduğunu ve tüm camianın lideri olduğunu söylemesi ilk etapta garibime gidiyor... Ama Taşçı konuştukça açılıyor, açıldıkça bombalıyor adeta... Yağlı güreşçilerin her dönem belirli kişi ve kuruluşlar tarafındarn sömürüldüğünü söylüyor Taşçı... Ve bu sömürünün kanına dokunduğunu haykırıyor. Bundan dolayı pehlivanların mutlaka ama mutlaka ayrı bir federasyon çatısı altında toplanması gerektiğini ifade ediyor...
İşte film burada kopuyor...
Her yıl yağlı güreşten gelen milyarlar nereye akıyor bilemeyiz ama yağlı güreşçiye merhem olmadığı kesin... "İşte bu sömürüye dur dediğim için beni tezgaha getirdiler" diyor Taşçı... Federasyon başkanı Ahmet Ayık ile Bakan Ünlü''nün can ciğer kuzu sarması olduğunu söyleyen Taşçı, bir gazeticinin de eklenmesiyle sac ayağın tamamlandığını iddia ediyor... Atina''ya gönderilen numune sonuçları kısa bir süre sonra geldiğinde başta Bakan olmak üzere bir anda kendisini yerden yere vuran herkesle hesaplaşacağını belirten Ahmet pehlivan, asıl mücedelenin bundan sonra başladığını da belirtmeden geçemiyor.... Tüm bu tartışmalar ayyuka çıkmış, tüm hızıyla sürerken, her yazısında medyaya ve özellikle genç gazetecilere "gazetecilik" dersi vermeyi adete haline getirmiş anlı-şanlı bir gazeteci ağabeyimizin elde kesin sonuç yokken, Taşçı''yı yerden yere vurması ve hınç alması da kendi adına bir tezat...
Ahmet''in sütten çıkmış ak kaşık olduğunu kesinlikle söylemiyorum. Ama Ahmet''in söylediklerinin altında bazı gerçeklerin yattığına da katılıyorum.
Ayrıca Ahmet Taşçı''nın 1989 yılında başaltında birinci olup başpehlivanlığa çıktığı yıldan günümüze kadar geçen sürede Kırkıpar Er Meydanı''nda anlaşmalı güreşlerin tarihe karıştığını da biliyorum...
Bundan dolayı diyorum ki; önce bekleyelim, sonra konuşalım. 100 yılda bir gelen Ahmet Taşçı gibi pehlivanları da bir haber yüzünden tu kaka yapmayalım...
Atina''dan gelecek nümuneler ya temizse?..
O Bakan, o gazeteci, o federasyon başkanı hangi mazeretlerin arkasına sağınacak... Tersi olursa, zaten o ayıp Ahmet''e yeter de artar bile...

