Hicri 1448 yılına girdik. Ülkemizde miladi yıla girerken yapılan hazırlıklar ve o geceki heyecanı düşündüğümüzde hicri yılımızla ilgili programlar son derece sönük kalmaktadır. Belki kahir ekseriyet tarafından duyulmamaktadır bile.
Bu sessizlik ve bu duyarsızlık nedendir?
Efendim artık hicri takvimi kullanmıyoruz diyebilirsiniz.
Fakat hicri yeni yıl bize şanlı Peygamber efendimizin hicretini bildirmektedir. İslam tarihinin en önemli olayıdır. Dolayısıyla her hicri yeni yıla giriş bize Peygamber efendimizin hicretini hatırlatmalıdır.
Ayrıca hicri takvim gündemimizden tamamen düşmüş değildir. Bütün dinî günlerimiz ve gecelerimiz hicri takvime göre yaşanmaktadır. Üç aylar ve kandil günleri hicri takvime göre kutlanmakta ve değerlendirilmektedir. Her yıl dinî hayatımızın en önemli bir devresini idrak ettiğimiz Ramazan-ı şerifi bu takvime göre eda etmekteyiz.
Bu durumda o takvimi hatırda tutmak önemlidir. Fakat asıl önemlisi o gece veya haftada bu vesile ile Peygamber efendimizi anmalı, hicrette yaşananları bilmeli ve ondan dersler çıkarmalıyız.
Gençlerimize hicreti anlatmalıyız. Zira hicrette o kadar büyük ibretler ve dersler vardır ki….
Batı bize cadılar gününü bile empoze ederken bizim hicreti ve hicri yeni yılı özel programlarla anmamamız büyük bir züldür.
Diyelim ki devlet yetkilileri bigâne kaldılar. Peki Diyanet ve müftülükler belki bir hafta hicri yeni yılı konuşmalı değil midir?
Onu gündemimizde tutmak ve bu vesile ile Peygamber efendimizi anmak neden düşünülmez. İmam Hatiplerde, ilahiyatlarda neden programlar yapılmaz. TV’ler neden anmaz.
Öncelikle hicretin şartlarını bilmek gerekir.
Peygamber efendimiz sadece aldığı ilahi mesajı insanlara iletiyordu. İnsanları hak yola davet ediyordu. Müşrikler onun kabul edilmesine dahi tahammül edemediler. Zayıf Müslümanlara karşı korkunç eziyetlerde bulundular. Peygamber efendimize karşı her türlü hakareti reva gördüler. Sonunda Mekkeli müşriklerin Müslümanlara tutumları çok şiddetli ve pek tehlikeli bir hâl aldı. Bu durum karşısında Müslümanlar Sevgili Peygamberimize başvurarak hicret için izin istediler. Şanlı Peygamberimiz onlara:
“Sizin hicret edeceğiniz yurdun, iki kara taşlık arasında hurmalık bir şehir olduğu bana gösterildi ve bildirildi. Orası Yesrib (Medine)dir. Oraya hicret ediniz. Orada Müslüman kardeşlerinizle birleşin. Yüce Allah onları size kardeş yaptı ve Medine’yi size emniyet ve huzur bulacağınız bir yurt yaptı” buyurarak müjdeyi verdi.
Artık Mekkeli Müslümanlar bölük bölük gizlice Medine’ye hicret etmeye başladılar.
Şeytani plan!
Müşrikler, önce Müslümanların peyderpey Mekke’yi terk etmesini kendi başarıları addedip sevinmişlerdi. Ancak Mekke’nin Müslümanlarca tamamen boşatılması karşısında dehşete düşmeye başladılar. Zira Medine’de güçlenecek olan Müslümanların kendileri için büyük tehdit olabileceklerini ancak kavrayabilmişlerdi. Bu durumda Hazreti Muhammed aleyhisselamın yaşadıkça İslamiyet’in yayılmasını önleyemeyeceklerini anladılar. Kesin bir karara varabilmek için Darünnedve’de toplandılar.
Darünnedve esas itibarıyla bir asiller meclisiydi. Bu meclise Kusayoğulları’ndan başka Mekke’deki Kureyş boylarının kırk yaşından yukarı başkanları katılabilirdi. Burası her türlü savaş ve barış kararının alındığı, ticari ve evlilik törenlerinin yapıldığı, ticaret kervanlarının düzenlenme ve hareket kararı gibi bütün önemli meselelerin görüşüldüğü ve kararlaştırıldığı bir yerdi.
Mekkeli müşriklerin liderleri bu defa Peygamber efendimizin akıbetini tayin için Ebû Cehil’in teklifi üzere Darünnedve’de gizli bir toplantı gerçekleştirdiler.
Rivayete göre şeytan da Necidli bir şeyh olarak toplantıya katılmıştı. Tartışmalar sırasında öne sürülen Hazreti Peygamber’in hapsedilmesi veya Mekke’den sürülmesi gibi fikirlerin yanlışlığı hakkında müşrikleri ikna etti. Ebû Cehil ise bütün kabilelerden birer kişinin seçilip Muhammed aleyhisselamın öldürülmesi teklifinde bulundu. Böylece olayın ileride kan davasına dönüşmesi engellenecekti.
Müşriklerin planladıkları bu suikast, Cebrail aleyhisselam vasıtasıyla Hazreti Peygambere bir ayetle bildirildi. “Ve kâfirler seni tutup bağlamaları veya öldürmeleri yahut seni (yurdundan) çıkarmaları için sana tuzak kuruyorlardı. Onlar (sana) tuzak kurarken Allah da (onlara) tuzak kuruyordu. Çünkü Allah, tuzak kuranların en iyisidir (Enfal suresi: 30).”
Müslümanlar Medine’ye peyderpey hicret ettiğinden Mekke’de hapsedilen, hasta ve aciz olanlar hariç Peygamber efendimiz, Hazreti Ebubekir ve Hazreti Ali dışında kimse kalmamıştı. Hazreti Ebubekir de Mekke’den hicret etmek niyetindeydi. Ancak Peygamberimiz ona “Acele etme; bakarsın Allah sana hicret için bir yoldaş verir!” dediğinden dolayı bekliyordu.
Sonunda Cebrail aleyhisselam hicret müjdesiyle geldiğinde “Yâ Muhammed, Bu akşam kendi yatağında yatma” diyerek tembihledi. Hazreti Peygamber bu müjdeyi alır almaz, önce Hazreti Ebubekir’e durumu bildirdi ve gece yarısı Medine’ye yola çıkmak için hazırlanmasını istedi. Hazreti Aişe, babası Hazreti Ebubekir’in Peygamber efendimize yoldaş olacağı müjdesini alınca sevincinden ağladığını anlatmıştır.
Peygamber efendimiz o sıralarda 22 yaşında bir delikanlı olan Hazreti Ali’ye vaziyeti anlattı. O, gece kendi yatağında yatmasını, ertesi gün de kendisine teslim ettiği emanetleri sahiplerine ulaştırıp Medine’ye gelmesini buyurdu. Hazreti Ali, gece olunca Peygamber efendimizin yatağına girdi ve yeşil hırkasını üzerine örtüp uyudu.
Bu sırada suikast için toplanan cellat müşrikler gecenin üçte biri geçince Resûlullah’ın evinin önünde sessizce toplanıp beklemeye başladılar. Gecenin karanlığı bitmeden Muhammed aleyhisselam evden çıktı yerden bir avuç toprak aldı ve Yasin suresinden “Onların önlerinden ve arkalarından birer set çektik de onları kapattık, artık göremezler!” ayetini okuyup müşriklerin yüzüne doğru saçtı, aralarından geçip gitti:
Müşrikler Hazreti Muhammed’in gidişini görememişlerdi. Sabahleyin, öldürmek maksadıyla eve girdiklerinde yataktakinin Hazreti Ali olduğunu gördüler. Öfkeyle kendisini tartaklayıp bir süre hapsettiler. Hazreti Peygamber’i bulana yüz deve vadettiler. Mekke altüst edildi ise de bulamadılar.
Hicret
Sevgili Peygamberimiz evinden ayrıldıktan sonra Hazreti Ebubekir’in yanına gitti ve beraber yola koyuldular. Peygamberimiz, ana yurdundan ayrılırken, bir tepede durup Mekke için şöyle demişti:
“Mekke, ey kutlu şehir, Kâbe mükerrem belde! Sevdiğimsin, seni vallahi mübarek bilirim. Şayet kavmim çıkarmasa idi senden asla ayrılmazdım”.
Peygamber efendimiz, Hazreti Ebubekir ile gece bitmeden Sevr Dağı’ndaki daracık bir mağaraya ulaştılar. Hazreti Ebubekir her tehlikeden emin olmak için önce mağaraya girdi. İçeriyi temizleyip bütün delikleri kapattı. Sonra Peygamber efendimizi mağaraya davet etti.
Bu sırada Mekkeli müşrikler iz sürerek mağaraya yaklaşmakta idiler. Derhâl mağaranın önünde bir çift güvercin yuva yaptı ve yumurtladı. Bir örümcek de mağaranın ağzına ağ ördü. Müşrikler, mağara önüne geldiklerinde konuşmaları içeriden duyulmaya başlamıştı. Hazreti Ebubekir, endişe ve heyecanla “Ya Resûlullah, eğilip baksalar, bizi görecekler,” deyince Peygamberimiz “Üzülme, Allah bizimledir”, (Tevbe/40)” buyurdu.
Nitekim güvercin yuvasını ve örümcek ağlarını gören Kureyşliler mağaranın içine bakmanın gereksiz olduğunu düşünerek bırakıp gittiler. Allah’ın yardımıyla örümcek ağı ve güvercin yuvası gibi iki zayıf nesne, müşriklerin kötülüğüne engel olan güçlü birer silah olmuştu:
Hıfz-ı Hüdâ bir kula oldukda yâr
Ez’âf-ı eşyâ olur âhen hisâr
(Cenâb-ı Hakk kulunu korumak isterse zayıf eşyayı bile demirden bir kale gibi düşmana engel hâline getirir)
Peygamber efendimiz ve Hazreti Ebubekir, Sevr Mağarası’nda üç gece kaldılar. Sonra ücretle gizlice anlaştıkları müşrik ama usta bir rehber olan Abdullah b. Uraykıt’ın yol göstermesiyle Medine’ye doğru yola çıktılar.
Yolda fukara bir bedevî olan Ümmü Mabed’in çadırına uğradılar. Burada sütsüz, cılız bir koyundan mucize gösterip süt sağan Peygamber efendimize hayran olan bu karı koca daha sonra Müslüman oldular.
Bu kutlu yolculukta daha pek çok harikulade olaylar yaşandı.
Peygamber efendimizin gelmekte olduğu işitilince, Medine’de büyük bir sevinç dalgası her tarafı sardı. Müslümanlar onu karşılamak için yollara düştüler. Sevgili Peygamberimiz Kuba’ya gelince orada ilk mescidi yaptırdı. Kuba’da on gün kaldıktan sonra Medine’ye hareket ettiler.
Cuma günü Ranuna Vadisi’nden geçerken öğle olmuştu. Peygamberimiz cuma namazının farz olduğunu bildirdi ve orada ilk cuma namazını kıldırdı. Medine’ye varınca görülmemiş bir sevgi ve tezahüratla karşılandı.
Medine’nin ileri gelenleri, Kusva adındaki devesinin yularından tutup Resulullah efendimizi hanelerine davet ediyorlardı. Peygamberimiz “Devemin yularını bırakınız. O memurdur. Kimin evinin önünde çökerse, orada misafir olurum” buyurdular. Herkeste meraklı bir bekleyiş oluşmuştu. Kusva nihayet bugünkü Mescid-i şerifin kapısının bulunduğu yere çöktü. Halid bin Zeyd ebu Eyyubü’l-Ensari hazretleri sevinçle: “Ya Resulallah! Benim evim buraya en yakındır” diyerek hanesini işaret etti ve oraya davet etti.
Hicret yolculuğu bu şekilde son bulmuştu. Şimdi Medine’de İslam devletinin temelleri atılacaktı.
TEFEKKÜR
Gurbet ü hicret değil âr ümmete
Hicret anun sünnetidir millete

