Onların hâlleri, şerefleri böylece Tevrât''ta (ve İncîl''de) bildirilmiştir. İncîl''de de bildirildiği gibi, onlar, ekine benzerler. İnce bir filiz yerden çıkıp kalınlaştığı, yükseldiği gibi, [az ve kuvvetsiz oldukları hâlde, az zamânda etrâfa yayıldılar. Her tarafı îmân nûru ile doldurdular.] Herkes filizin hâlini görüp, az zamânda nasıl büyüdü diyerek, şaşırdıkları gibi, [hâl ve şânları dünyâya yayılıp,] görenler hayret etti ve kâfirler kızdılar. İçlerinden iman edip de iyi amel ve hareketlerde bulunanlara, Allah, hem mağfiret, hem büyük mükafat va''d etmiştir." (Fetih suresi: 29) Bu âyet-i kerîme, yalnız indiği zamânda bulunan Eshâbın değil, sonra îmâna gelecek olan Sahabenin de şânını bildirmektedir. Düşmanlık edenler Kur''an-ı kerimin ifadesiyle Sahabe-i Kiram''ın hepsi, birbirlerine karşı çok merhametli, şefkatli, yumuşak, fakat kâfirlere karşı şedid, çetin, metin, şiddetlidirler. Ama tarihte ve günümüzde, nüfus cüzdanlarında müslüman yazılı bazı kimselerin bunun tersine hareket ettikleri, yani müslümanlara, hem de müslümanların en üst tabakası olan Eshab-ı Kirama şiddetli davrandıkları, hatta düşmanlık ettikleri görülmektedir. Bu hal, müslümanların ahlakından değildir.
Bütün Peygamberleri, Sahabe-i Kiramın tamamını, bütün âlim ve velileri sevmek lazımdır; bu durum, müslümanların boyunlarının borcudur. Allahü teâlânın seçtikleri Büyük âlimlerden Ahmed ibn-i Hacer-i Mekkî Heytemî (rahimehullahü teâlâ), Sahâbe-i Kirâmın (radıyallahü teâlâ anhüm ecmaîn) üstünlüklerini, iki büyük kitâpta yazıp, delîl, senet ve vesîkalarla düşmanların dillerini kesti. Bu iki kitaptan biri olan "es-Savâiku''l-Muhrika" kitâbından iki hadîs-i şerîf nakledelim. Sevgili Peygamberimiz mealen buyurdu ki: "Allahü teâlâ, beni insanların en asîlzâdesi olan Kureyş kabîlesinden seçti ve bana insanlar arasından en iyileri arkadaş, sâhib olarak ayırdı. Bunlardan birkaçını bana vezîr olarak ve dîn-i islâmı, insanlara bildirmekde, yardımcı olarak seçti. Bunlardan ba''zılarını da Eshâr olarak, ya''nî zevce tarafından akrabâ olarak ayırdı. Bunlara sebbedenlere, sövenlere, iftirâ edenlere, Allahü teâlânın, bütün meleklerin ve insanların la''neti olsun! Allahü teâlâ, kıyâmet günü, bunların farzlarını ve sünnetlerini kabûl etmez." Hazret-i Ebû Bekr ve Hazret-i Ömer (radıyallahü anhümâ), Resulullah efendimizin hem vezîrleri, hem de eshârı idi. Çünkü, birisi, ezvâc-ı tahirâttan Hazret-i Âişe''nin (radıyallahü anhâ), diğeri de, Hazret-i Hafsa''nın (radıyallahü anhâ) babaları idi.
Peygamberimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) mübârek zevcesi Ümm-i Habîbe (radıyallahü anhâ) annemizin erkek kardeşi olan Hazret-i Mu''âviye ve babası Ebû Süfyân ve anası Hind "radıyallahü anhüm" de, eshârdan olup, bu hadîs-i şerîfe dâhildirler.
"Hakkımı koruyun" Bilindiği üzere Mu''âviye (radıyallahü anh) de, Peygamber efendimizin kayınbiraderi, vahiy katibi ve İslâm dininin yayılmasına çok hizmet eden bir sahâbîdir. Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali zamanında vali idi. Allahü teâlânın, Sahabe-i Kiram hakkındaki medih ve senâlarına, herbir sahâbî gibi, o da dâhildir. Yine Peygamber Efendimiz buyurdular ki:
"Eshâbımın, akrabâmın ve bana yardım eden, gösterdiğim yolda gidenlerin sevgisinde benim hakkımı koruyunuz! Onları sevmek sûretiyle benim Peygamberlik hakkımı koruyanları, Allahü teâlâ, dünyâda ve âhırette belâlardan, zararlardan korur. Benim Peygamberlik hakkımı düşünmiyerek, onları incitenleri, Allahü teâlâ sevmez. Allahü teâlânın sevmediği kimselere azâb etmesi pek yakındır." Saygı göstermeliyiz Bu hadîs-i şerîfler, açıkça gösteriyor ki, Eshâb-ı Kirâmın (radıyallahü teâlâ anhüm ecmaîn) her birini sevmemiz, hepsine saygı göstermemiz lâzımdır.
Ehl-i sünnet vel-cemâ''at müslümanlar, Eshâb-ı Kirâmın herbirini yüksek bilip severken, Eshâb-ı Kirâmın çok kıymetlilerinden olan, Peygamber efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) amcasının oğlu, dâmâdı, âhıret kardeşi olan ve hiçbir sahâbe için olmıyan mikdârda, hadîs-i şerîflerle medih ve senâ buyurulan İmâm Alî''yi (radıyallahü anh) sevmez olurlar mı? Ehl-i Sünnete karşı böyle iftirâda bulunmak câhilliktir, ahmaklıktır. Bir hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: "Allahü teâlâ, bana dört kişiyi sevmeği emr etti. Ben de onları seviyorum."
Bunlar kimlerdir, denildiğinde: "Alî onlardandır, Alî onlardandır, Alî onlardandır ve Ebû Zer, Mikdâd ve Selmân''dır" buyurdu. Bir gün İmâm Alî (radıyallahü anh) buyurdu ki, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bana, "Seni seven mü''mindir. Sevmiyen ancak münâfıkdır" buyurmuşlardır.

