Kaydet
a- | +A

Önceki hafta ele aldığımız "Yeni Binyılda Yönetim" yazımız okuyucularımızın özel ilgisini çekti. Bazı okuyucularımızın, yeni binyılda sistem mi, bilgi mi yoksa insan mı öne çıkacak sorusunu, sormalarına sebep oldu. Bu haftaki yazımızda bu konuyu incelemeye çalışacağız.

İş dünyası şunu artık biliyor ki; insan kaynakları artık dünyada rekabet gücünün tek belirleyici unsuru oluyor. Bir kuruluşun rekabet gücü, artık çalışanların kafalarında ve keşfediciliğinde. Onun dışındaki herşeyi taklit edebilmek, satın veya ödünç alabilmek mümkün. Maliyetler içinde hammadde ve ham emeğin payı sürekli düşüyor. "Bilgi" en önemli girdi haline geliyor. Bütün kuruluşlar açısından, insanların bilgi ve becerilerini arttırmaya yönelik yatırımlar en üst seviyede öncelik taşıyor. Artık şirketler çalışanların eğitimine muazzam yatırım yapıyor. Bazı kuruluşlar ise kendi içlerinde, büyük üniversitelerle yarışacak çapta ve kalitede eğitim merkezleri kuruyor.

Bugün ABD''de çalışanların eğitimi için yapılan harcamalar, ortalama olarak personel giderlerinin %1.5''i, brüt satışların %1''i, GSMH''nın ise %0.75''i düzeyinde ve hızla artmaktadır. Çalışanların eğitiminde en fazla kaynak ayıran kuruluşlarda bu oran satış gelirlerinin %6.5''ine kadar yükseliyor. Ayrıca, bir iş modeli, iş yapma tarzı, yani sistemi olmadan da başarılı olmak zor. İş yapma tarzını devamlı sorgulayarak geliştirilmesi hayati önem taşıyor. Kendi kültür, anlayış ve insanına uygun modelin, sistemin ve tekniklerin geliştirilmesi gerekiyor. Şirketleri derinden düşündüren rekabet gücü. 20. yüzyılda şirketle, rekabet gücünü artırmak için modern tesisler ve organizasyon alanında kafa yordu. Ve bunun yanında kaliteli eğitim almış işgücü. Son olarak verimlilik ve kalitenin esas alındığı müşteri odaklı bir kurum kültürü oluşturmak için kafa yordu şirketler. Epeyce astronomik para da harcadı bu soruların doğru cevabını bulabilmek için. Fakat şimdi çağ 21. Yüzyıl. Bunlar artık yeterli değil. Küresel rekabette zorunlu olması gereken şartlar. Geçtiğimiz yüzyılda; devlet, özel ve gönüllü kuruluşlar üç sektör olarak varlık gösterdi. Fakat şimdi dünyada devletler giderek küçülürken, özel sektör duraklamaya, gönüllü kuruluşlar da daha büyük bir gelişme içerisine girdiler. Bu da gösteriyor ki "gönülsüz" iş olmuyor. Yap-işlet-devret modeli ile bir kuruş ödemeden 162 trilyon liraya 22 ay gibi kısa bir sürede havalimanı terminalini inşa edebilirsiniz. Teknoloji, kapasite, mekan ve diğer özellikleri ile dünyanın sayılı havalimanı terminalleri arasına da girebilirsiniz.

Fakat, orada vereceğiniz hizmet için uygun bir çalışma ortamı oluşturamamışsanız, çalışanlarınızın memnuniyetine ve dolayısıyla müşteri memnuniyetine odaklanamamışsanız işiniz zor demektir.

Neticede dünya çapındaki bir tesiste, hizmet de dünya standardında hatta üstünde olmalı. Ama bu kiminle olacak? Elbette eğitilmiş, ne yapacağını ve nasıl yapacağını bilen aklı ve gönlü ile çalışan yönetici ve çalışanlarca... Belki de önümüzdeki yüzyılda şirketleri; ne altyapı, ne teknoloji, ne finans ne de başka bir şey meşgul edecek. Şirketlerde sadık, samimi, şirketin misyonunu ve vizyonunu paylaşan yönetici ve çalışanlar gündemin belki de en önemli maddesi olacak.

Peki kalbe endeksli akıllı bir şirket olmak bu kadar zor bir yolculuk iken şirketler insan kaynakları ilanlarında niçin hâlâ işe adam alma telaşında. Bu da anlaşılır gibi değil.

Çünkü yönetim otoriteleri artık işe değil, şirkete adam alın diyor. Dürüstlük ve ahlaklı olmak dışında herşey öğretilebilir, telafi edilebilir diyor. Kafanızı katı plancılıkla, fizibiliteyle, bütçeyle bozmayın diyor. Etraftaki fırsatları görebilmeniz için risk alın, girişimci, atak olun diyor. Makineyi insanın önüne alan, insanı değil eşyayı esas alan, kızan, böbürlenen, büyüdükçe kibirlenen, entelektüel sermayesi (sadık çalışanlarının bilgi, beceri, tecrübe ve ilişkileri) değil bilançodaki sermayesi ile övünen, öfkelenen, mal ve makam hırsı ile tutuşan, sevgi, inanç ve güvenden habersiz şirketleri önümüzde gerçekten güç yıllar bekliyor. Evet işin başı insan. İnsana inanan, güvenen ve seven kazanıyor. İnsana ilgi, bilgi, övgü veren kazanıyor. Çağ, veren lider ve şirketlerin yüzyılı... Tabii ki veren şirketler; vizyoner, sabırlı, tahammüllü, hoşgörülü ve insan sevgisi ile dolu olan şirketler.

Evet 21. Yüzyılın öncü ve örnek şirketleri bunlar. Birgün saman alevi gibi yok olmayacak, kurucusunun vefatı ile bitmeyecek vizyoner şirketler . Şimdi Amerika''da teknoloji, sistem, tesis, organizasyon diyen yönetim uzmanlarına otoriteler gülüyor. Hepsinin başı gönlü ile bağlı çalışan olmadan olmuyor. Bill Gates boşuna çalışanlarını şirketlerine ortak yapmıyor. Bir bildiği olmalı... Özetle, bilgisiz olmaz, sistem de gerekli fakat geleceğin şirketleri; akıl ve kalpleri ile şirkete sadık, yenilikçi ve keşfedici çalışanlar ve bu çalışanlara sahip misyon, vizyon ve lidere sahip olan şirketler... Ne mutlu işine, eşine, şirketine, yöneticisine gönülden bağlı çalışanlara ve bunlara da gönülden bağlı yönetici, lider ve şirketlere...

Bir çalışandan şirketine mektup: * Vizyonu kesin hatlarla çizilmiş * Kurumsallaşmış, her türlü taşların yerine oturduğu, kurum kültürüne ulaşmış * Bürokrasi''den arınmış, kırtasiye ve imza işlerini en aza indirip, çabuk karar verme kabiliyetine ulaşmış * Yöneticilerin yetki devrine gittiği, üstündeki yetkileri altındakilere devredebildiği * Şirket içinde bölümler arası iletişimin ve güvenin çok yüksek olduğu * İşletmeciliğin bir takım çalışması olduğuna inanıp bu hedef doğrultusunda bir araya gelmenin hazzını içinde duyarak çalışanların oluşturduğu, "benim başarım takımımın başarısıdır" diyebilen * "Ben" yerine "biz" kültürünü oluşturmuş * Motive olmuş, herkesin öğünerek ben şu işletmedeyim diyebildiği *Kaliteye inanıp, A''dan Z''ye bunu bütün ürünlerine yansıtan ¥ Müşteriyi iyi şeylere layık olduğuna, kaliteli olanı almaya layık olduğuna inandırmış, işletme olarak da bunların hepsinin bu işletmede olduğuna ispatlamış İşte, ben böyle bir şirkette çalışmak istiyorum...

KİTAP Köşesi Yönetim ve organizasyon alanında derinleşmek isteyenlere üç temel kaynak. Özellikle yeni binyılın yönetim anlayışını yakalamayı arzu edenlere rehberlik edecek nitelikte. İş yönetiminde eski iş yapma tarzımız, eski bakış açımızla yeni yüzyılı yakalamamız oldukça zor. Bu sebeple, iş yapma tarzımızı sorgulamamız ve iş hayatında aklamızı yeniden kurmamız gerekmekte. Satır aralarını arayanlara bir çok ipucu bu üç eserde.

Şirketler için

20. Yüzyıl Eski Bakış Açısı En İyi Benim Her İşi Yapmak Ne Olursa Yapmak Sıradanlık Karmaşıklık Katılık Eski Alışkanlık Kol Gücü Şirket Bekarlığı Hesapsız Büyümek

Yıkıcı Rekabet Merkeziyetçilik Departmanlar Ürün Odaklı Tahmine Dayalı Üretim Önce Yap

Sonra Sat

Yüksek Stok İç Pazar

21. Yüzyıl Yeni Bakış Açısı Nasıl Daha İyi Olabilirim

Dış Kaynaklardan Yararlanmak

Çekirdek İşlere Odaklanmak Farklılık Basitlik Esneklik Değişime Açıklık Beyin Gücü Şirket Evliliği Kontrollü Büyümek Rakiplerle İşbirliği Adem - i Merkeziyet Süreçler Müşteri Odaklı Talebe Dayalı Üretim Önce Sat

Sonra Yap

Sıfır Stok Dünya Pazarı

Ne demişler? "İnsana, yenilikçilik gücü ve akıl bahşedilmiştir. Böylece kendisine verilenlere kendisi de yeni şeyler ekleyebilir." Anton Çehov

www.isdunyamiz.com Web sitemizde iş dünyamız forumunun bu haftaki konusu: "Şirketler, çalışanlarının sadakatini nasıl kazanır?" Mesajlarınızı web sitemiz meraklıları dört gözle beklemekte...