Eskiden işin başında bir bilen kişi olurdu. Bu kişinin, işi bütün detaylarıyla bildiğine inanılır, onun tespit ettiği strateji ve metotlarla, iş çeşitli bölümlere ayrılmış şekilde yürütülmeye çalışılırdı.
O işte çalışanların sadece işin kendilerine düşen kısmıyla ilgilenmeleri, bu konuda uzmanlaşmaları istenirdi. O zamanlar zaten bilim ve teknolojinin değişim hızı, bugünkü kadar hızlı da değildi. 60''lı yılların ortalarında bir profesörümüzün ne kadar tertipli ve düzenli bir kişi olduğundan bahisle, 20 yıl önce Amerika''da tuttuğu notlardan bize ders anlattığını övünerek söylediğini hep hatırlarım.
Ama bugün dünya bilgi çağına büyük bir hızla giriyor. Paradigmalarının (bakış açılarının) esiri olan kişi ve kuruluşların bu hıza ayak uydurabilmelerini beklemek hayalcilik olur.
"Kuruluşlar" sözünü bilerek kullandım çünkü aileleri, okulları, şirketleri, devletleri, devletler arası örgütleri kastediyorum. Herkesin, bu bilgi çağına girerken gerekli tedbirleri alması gerekiyor.
Bu tedbirler alınırken en önemli kriter, belki de bunların "insan veya kuruluşların tabiatı"na uygun olup olmadığı olacaktır.
Buna kafa yoranların ve bu esnekliği becerebilenlerin daima başarılı oldukları tarihte görülüyor.
Modern yönetim ilminin ustalarından Peter Drucker 1999 yılında basılan "21. yüzyıl İçin Yönetim Tartışmaları" isimli kitabında, "Belli bir durum için, belli bir organizasyon şekli yoktur" diyor. Heybetli yönetim piramitlerinin dümdüz olduğu günümüzde bu esnekliğe kavuşabilmek ve başarılı olabilmek için belki de en önce insanın doğuştan sahip olduğu becerilerin en başında gelen öğrenme arzusunun önünü açmamız gerekiyor. Çünkü "ortak aklı" kullanmadan rekabetin şiddetlenen rüzgarına karşı duramazsınız. Bunun için şirketlerimizde öğrenmeyi kolay ve zevkli hale getirmenin yollarını bulmalıyız. Bireysel öğrenmeyi teşvik etmek hatta kışkırtmak için elimizden geleni yapmalıyız.
İnsanlara bu ivmeyi kazandırabilirsek, takım olarak öğrenme safhasına geçer, sonra da öğrenen bir organizasyon olarak yolumuza devam etme imkânına kavuşuruz. Ve de böylece değişim rüzgarlarını yelkenlerimize doldurur ve hızla yol alırız.
Nereden mi başlayalım? Geçen hafta, yarım günlük "Çalışırken Eğleniyor musunuz?" isimli seminerde zevkle izlediğimiz Amerika''nın mizahı en iyi kullanabilen konuşmacılarından sayılan Rick Segel''e kulak verelim: "Şirketinizin her seviyesinde ve faaliyetinde mizahı uygun dozda kullanın!" O zaman ferahlayan gönüller ve rahatlayan beyinlerle, bilgiye yelken açmanız mümkün olabilir. İyi haftalar efendim...

