Bu hafta satış konusunda seminer vermek üzere İstanbul''a gelen bir yönetim otoritesi, Kapalıçarşı esnafını anlatmış ballandıra ballandıra. Bendeniz İzmir''de olduğum için dinleyemedim kendisini. Ancak Türk esnafının ölmez ve silinmez ahilik kültürünün herkes gibi onu da hayran bırakmasına şaşmadım. Zira o kültürün içinde yıllar boyu yaşamakla şereflenmiş biriyim.
Bu hafta yine sizi babacığımın marangoz dükkanına götürüyorum. Son zamanlarda müşteri memnuniyeti, müşteri için değer oluşturmaktan geçer anlayışının yaşanmış bir örneğini sizlerle paylaşmaya çalışacağım.
Kırk yıl öncesinin kağnıdan sonra gelen modern nakliye araçları yaylı at arabalarının kırılan ahşap parçalarını imal ederdik. Parçaları hazırlar civata geçecek deliklerini deler müşteriyi beklerdik. Babam rahmetli
"Hadi oğlum amcan sana biraz para versin de civataları alıver gel!" derdi.
Ben de parayı alır koşa koşa gider civataları alır gelirdim. Bir gün babama;
"Baba aynı civataları almak için her gün defalarca çarşıya gidip vakit kayıp ediyoruz. Şu civatalardan birkaç kutu alsak üzerine biraz da kâr koyarak taksak olmaz mı?" dedim.
Babamın cevabı :
"Doğru düşünüyorsun oğlum ama o zaman müşteri on liralık parçanın yanında yirmi kuruşluk civatanın lafı mı olur usta der ve biz civata parasını cepten vermiş oluruz. Böylece her gün en az birkaç lira kârdan zarar ederiz. Ayrıca civatalarını alıp gelivermekle müşteri amcaların memnuniyetini kazanıyoruz. Her defasında yirmi otuz kuruş civata parası vereceğimize amcalara sen gelinceye kadar beş kuruşluk çay ısmarlıyoruz. Sen iyisi mi biraz yorul ama herkes memnun olsun!" demişti.
Bu cevap karşısında ne nedir? Ondan sonra hırdavatçıya gidip gelirken daha az yorulduğumu hatırlar gibiyim.
İyi haftalar.
Not: Kuruş, liranın yüzde biri idi, bendenizin haftalığı da yüz kuruş yani bir lira idi. Bir lira ile bir hafta idare edilir idi.

