Sizlerle seyirci ve okuyucu olarak yaklaşık 4 senedir yönetim konularında bilgi paylaşmaya gayret ediyoruz. Özellikle dünyaca meşhur yönetim otoritelerinden, başarılı iş adamlarından tecrübe ve bilgi aktarmaya özen gösteriyoruz. Bütün bu beraberliğimiz esnasında insan unsuruna daha fazla önem verildiği dikkatinizi çekmiş olabilir.
1800 sonlarında, 1900 başlarında egemen olan sanayi çağında, insanı makinadan pek farklı saymayan yönetim anlayışı hakimdi. Çalışanların belli makinalarda, belli hareketleri gün boyu yapmaları, hatta gittikçe daha hızlı yapmaları istenirdi. Almanların meşhur akort çalışma düzeni "ne kadar parça iş, o kadar fazla ücret" en revaçtaki motivasyon (şevklendirme aracı) idi. Sanayi çağının bitmekte (gelişmiş ülkelerde) olduğu şu günlerde, gittikçe acımasız hale gelen rekabete karşı durabilmek, sıradışı ve yenilikçi mallar ve hizmetlerle mümkün oluyor.
Zamanında, kaliteli üretimin rutin (vak''a-yı adiyye) hale geldiği bu günlerde artık insanın sadece beden ve kol gücünden faydalanmak yetmiyor, onun ortalama %1-2''si kullanılan beynini, bu arada yeni yeni gönlünü işe katması gerektiği anlaşılmış durumda. Sadece makina ve teknoloji ile sıradışı olmak mümkün değil çünkü. O zaman insan unsurunu işe katmak için ona en az makinalara ve aletlere gösterdiğimiz kadar ilgi göstermeliyiz.
Zamane gençlerinin birkaç ayda bir "Bilgisayarlar yavaşladı abi, bunları upgrade etmemiz lazım!" dedikleri birçok yöneticinin kulağını çınlatıyor olmalı. Peki Everest dağı kadar büyüklükte en ''upgrade'' elektronik beyin imal etsek bile kapasitesine ulaşmamız mümkün olmayan insan beynini ve dolayısıyla insanı nasıl ''upgrade'' etmeyi düşünüyoruz?
Çok para vererek mi?
Ona her türlü konforu sağlayarak mı?
Yönetim sanatının ince sırlarını ve manevralarını kullanarak mı?
Bütün samimiyetinizle "Eğitimle!" dediğinizi duyar gibiyim. Ama lütfen 20 koca yılımı öğreten pozlarda geçirdiğim klasik eğitim anlayışıyla, 50 puanı nasıl kıvırırım düşüncesiyle ve test sorularıyla beyinleri uyuşmuş, gözlerinin teri silinmiş öğrencilerle yapılan bir eğitimden medet ummayın! Gelin insanların beyinlerini zonklatan, gönüllerini hoplatan, fıkır fıkır konuşulan, şakır şakır tartışılan eğitim ortamları meydana getirin şirketlerinizde. Bakın o zaman neleri başaracak, ne umulmadık vizyonlara ulaşacaksınız da haberiniz olmayacak. Amerikalı aptal! patronlar (Hasan Mesut Hazar''ın kulakları çınlasın) eğitim seminerlerine gönderdikleri çalışanlarına "Nasıl, eğitim programı eğlenceli miydi?" diye sorarlarmış.
Eğlenceli eğitimleriniz bol olsun efendim!
İyi haftalar.

